Halk önderliğinden halkların önderliğine

- Zübeyde TEKER
265 görüntüleme

2Kürt Halk Önderi A. Öcalan’ın “beni neden tanımak istemiyorsunuz? Beni yani Önderlik gerçeğini bilimsel ve siyasal anlamda ne kadar tanıyorsunuz? Buna verecek bir cevabınız var mı, uygulama yeteneğiniz var mı? Beni neden tanımak istemiyorsunuz?” şeklindeki eleştiri içeren soruları bize ayna tutarak önderliksel gerçeğin neresinde olduğumuzu sorgulatıyordu.

Birlikte düşünme ve üretmeki ısrarının yeteri kadar anlaşılamamasının altında yatan neydi? “Lider, önder” kavramlarıyla bizler de sistemci anlayışa mı kayıyorduk? “Bu onun işi” diyerek savrulma mı yaşıyorduk? Bu iç tartışmaları bir çoğumuzun yaptığına inanıyorum. Bunun üzerine  son yüz yıldır yürütülen “lider ve önder” tartışmaların odak noktalarını araştırırken şöyle özetlenebilecek bir kavramsal tartışma döngüsünde buldum kendimi.

Son yüzyılın yanıt bekleyen en önemli sorusu “nasıl bir lider” sorusudur. 13. yüzyıldan itibaren kelime olarak literatürde yer almaya başlayan “lider” kelimesi 19. yüzyılın yeni dünya düzeniyle birlikte üzerinde tartışmaların hali hazırda devam ettiği yeni bir olgusal kavram olarak ortaya çıkmıştır.

Kelime ve kavramsal tartışmalar yeni olsa da beşeri toplumsal ve evrensel olgular açısından bakıldığında insanların grup, örgüt, topluluk olarak yaşadıkları tüm zamanlarda ve yerlerde, liderlik farklı formlarda yasallaşmış bir olgu olarak karşımıza çıkıyor.

Göreceli özgürlük-katlanabilir kölelik

Bu yüzyılda ortaya çıkan tartışmaların elbette ki temeli iktisadi gidiş ve kapitalizmin sürdürülebilirliğine odaklı tartışmalardır. Bu tartışmalarda yüzlerce tanım ve farklı kategorize edilmiş liderlik tipolojileri ortaya konmuş ama bugüne kadar ortak bir perspektifte uzlaşılamamıştır.

Öte yandan yakın zamana kadar ezilenlerin, ötekileşenlerin bu olgusal kavramı değerlendirmeleri reel sosyalizm deneyimlerinin değerlendirmelerinden öteye gidememiş, alternatif model tartışmaları yürütülürken bu konu doğal liderlik kavramıyla sınırlı kalmıştır.

Liderlik ile ilgili genel geçer tanımlama biçimlerinin toplumların, grupların ve örgütlerin ihtiyaçlarına göre şekillenmesinin bu kavrama evrensel ölçeklerde nitelik kazandırılmasına ve zenginleşmesine ciddi katkı sunmuştur.

İktisadi alan üzerinden yürütülen çok yoğun ve yaygın tüm bu arayışların ve tartışmaların temelinde sistemin sürdürülebilirliğini sistem defolarının giderilmesi ve göreceli özgürlüklerle köleliğin katlanılabilir kılınması isteğidir. Siyasal alanın temel beslenme konusu ve çıkışına kaynaklık eden iktisadi alanın son yıllarda üzerinde en iyi çalıştığı örnek Obama’dır. Ezilen ve ötekileşen kimliklerle yapılmış iyi bir kolaj çalışmadır.

Dünya lideri olarak sunulan pek çok lider içinde toplumsal yapılarının sistemle ilişkilenme biçimine göre yapılmış kolajlar olduğunu söylemek mümkün.

Önderlik gerçeği ve kolektif aklın gücü

3Önderlik gerçeğini ve Öcalan’ın halk önderliğinden halkların önderliğine evrilen sürecinin doğru anlaşılması için mikro düzeyde Kürt sorununu var eden etmenler ve makro düzeyde kapitalizmin hakikat kırımcılığının yarattığı insanlık bunalımının doğru ele alınması gerekiyor ki sistem için böylesi bir tartışmaya girmek sonun başlangıcı anlamı taşır.

Bu nedenle de tüm bu tartışmalarda ezilen kesimlerin alternatif yaşam savunucusu topluluk yapı ve örgütlerin liderlerinin ya da liderlik kavramlarının içeriğine ve uygulamalarına dair hiçbir ciddi araştırmada örneklem olarak dahi yer almazken, öte taraftan örneklem olarak alınmayan isimlerin ortaya koyduğu kolektif akıl ve eylem birliğinin ise farklı dille ama aynı içerikle önemli nitelik olarak ilk sıralarda yazılmasıydı.

Kürt Halk Önderi A.Öcalan’ın bilimsel ve siyasal anlamda ne kadar tanındığına dair eleştirisi tam da bu kaotik nitelik taşıyan liderlik tartışmasını sarsan bir yaklaşım içeriyor, alternatif sistem modelinin liderlik formunun önderlik bağlamında da karşılığı kolektif akıl ve eylem birliğinde somutluyor. Kürt Halk Önderi A.Öcalan’ın “yaşam boyu öğrenme” ilkesiyle geldiği entelektüel düzey onu doğal olarak değiştirmekte ve sürekli yenilemektedir. Yenilendikçe yaratıcılık, ön sezi ve yüksek öngörü kazanmakta, duygusal dayanıklılığı ve yüksek motivasyonu da örgüt ve halk üzerinde güçlü bir etki yaratmaktadır.

Bizden beklentisi de kendisinde yarattığı bu donanımı bizlerin de edinmemiz ve zihinsel güç birliğiyle kolektif aklın niteliğini güçlendirip zenginleştirmemizdir. Ve özgürlük meselesini hakikatle buluşturarak toplumsal kurtuluşa ulaşmamızı sağlayacak sistemi hep birlikte inşa etmemizdir.

“Ne yapmalı, nasıl yapmalı?”

Kürt Halk Önderi A.Öcalan, Ortadoğu’nun kaotik gerçekliğini doğru çözümleyerek, kaosların ezilenler için birçok fırsatı içinde nasıl barındırdığına dikkat çekerek, başka türlü bakmanın ve düşünmenin mümkünlüğünü ve getireceği farklı diyalektik bağlamların insanlık tarihini nasıl değiştirebileceğine dikkat çekmiştir. En önemsiz veya değersiz görülen toplumsal hücrede dahi hakikati aramayı esas almış ve bu yaklaşımıyla sadece Kürtler için değil, ötekileştirilen ve ezilen tüm kesimleri, halkları, kadınları ve dezavantajlı grupları kapsayan “birlikte yaşam” projesinin gelişmesine öncülük etmiştir.

Savunmalarıyla alternatif sistem tartışmalarına “ne yapmalı, nasıl yapmalı?” sorularına cevap arayan ve ısrarla “okuyun, eleştirin, geliştirin” çağrısı yaparak, kolektif akılla cevapları birlikte çoğaltmayı esas alması önderlik meselesinin kapsayıcılığının göstergesidir. Bu yaklaşım her birimizin onunla birlikte bu kavramsal yapının parçası olduğumuzu derinden hissetmemize sebep oluyor.

Bu nedenle O’nun şahsında uygulanan tecrit ve her türden baskıcı imha ve inkar siyasetinin bize de uygulandığını hissediyor ve karşı çıkıyoruz. Fiziksel özgürlük meselesi tam da bu yüzden bir bütün olarak savaş ve barış gerekçesine dayanak teşkil eden direniş ve mücadele olarak karşımızda duruyor.

Öcalan ile özgürlük sözleşmesi

Özelde de kadınların önderliksel düşünme ve bu çerçevede öncülük misyonuyla yeniyi inşa etme görevine talip olmasında Kürt Halk Önderi’nin teşviki, yoldaşlığı ve rehberliğinin büyük etkisi vardır. 80’lerin kadına dair öteleyen, kuşku ve kaygı barındıran klasik yaklaşı4mlarından 92’lerden itibaren sıyrılmaya başlanmıştır. Ulus çözümlemesi ve toplumsal kurtuluşun ana eksenine kadının oturtulması, “kadının kurtuluşuyla toplumun kurtuluşunun” mümkün olacağı ve referans olarak da neolotik dönem sisteminin alınmasıyla başlayan süreç, kadını nesne olmaktan çıkarıp mücadelenin asıl öznesi haline getirmiştir.

Bu yeni durum toplumun tüm kesimlerinin, kadın şahsında erkek ve yarattığı iktidar ilişkisinin hakikati nasıl tersyüz ettiği tespitiyle yeni bir dönemin önünü açmıştır. Kadın özgün örgütlenme modeli ve jineloji araştırmalarıyla toplumsal hakikatin esasını bulmayı, onu geliştirmeyi, yeni yaşamda barış, eşitlik, adalet ve özgürlük kavramlarının cinsler ve toplumlar arası çelişkilerin çözümlenmesinde ciddi katkı sağlayacacağı apaçık ortadadır.

Son yıllarda kadınlara dönük her türden saldırının geliştiğini, kadınları yaşam alanlarının dışına çıkaran ve en derin köleliğe gönüllü hale getirmeyi esas alan propagandaların yoğunlaştığını görüyoruz. Buna karşı çıksın ya da çıkmasın dünyada her 3 kadından birinin katliama, tacize, tecavüze maruz kaldığını yapılan araştırmalar ortaya koyuyor.

Kadın ile yoldaşlığı esas alan Kürt Halk Önderi A.Öcalan’ın öngörüsü Kürt kadınları şahsında kadınların yaşamdaki eşitsizliğe, katliamlara ve şiddete karşı bilinçle, örgütlülükle ve bireysel/kolektif öz savunmayla cevap olmasını sağlamıştır. Bu nedenle başta Kürt kadınları olmak üzere özgürlük isteyen tüm kadınlarla Öcalan’ın yoldaşlığı, dostluğu kadimdir ve sarsılmaz bir bağ ve özgürlük iddiasıyla sözleşmeye dönüşmüştür.

Öğretisi herkese ulaşmalı

Sözleşmemizin esasını teşkil eden direniş ve mücadeleyi yükseltmek için; bulunduğumuz tüm alanlarda sistemleri teşhir etmemiz ve bunu yaparken de mağduriyetten ziyade hakikati savunmanın ve onun için mücadele etmenin meşruluğunu ortaya koymamız gerekiyor. 40 yıllık mücadelenin nasıl bir evrensel değere dönüştüğünü, kazanımlarımızın insanlığın kazanımları olduğu gerçeğini diplomatik referansa dönüştürmeliyiz.

Doğru yöntemlerle bir arada yaşam ilkelerinin en küçük toplumsal hücreye ulaşmasını sağlamalıyız.

Kolektif aklın eleştiri ve özeleştiriyle güçlendiğini, ortak sorumluluk almanın önünü açacak cevapların eylem birliğine götüreceği platformlar örgütlemeliyiz.

Kürt Halk Önderi A.Öcalan’ın, önderlik gerçekliğini bilimsel ve siyasal olarak alternatif yeni yaşam esasıyla ortaya koyduğu bu öğretinin herkese ulaşmasını sağlamak hepimizin temel görevi ve o yüzden tüm yüreklerin kapısını çalma zamanı…