Yürek dolandırıcılığı da bir insanlık suçudur

- KAKTÜS
261 görüntüleme

Sen bittin canım! Dur bak, sana neler edeceğim. Seni çiğ çiğ yem yapacağım. Seni ayılara parçalatacağım. Ezim ezim ezilmenin, katur kutur çiğnenmenin nasıl bir şey olduğunu anlayacaksın. Kolay mı öyle? Sen gel, beni böyle aşık et, sonra ver gazı, çarp elektrikle… “Bir ömür boyu seni seveceğim. Senden asla vazgeçmeyeceğim. Hayatımda ilk kez böyle hissediyorum. Hiç kimseyi böyle sevmedim. Senin kadar güzeline hiç rastlamadım. Çok güzelsin, gerçekten. Benim gözümle bir de bak kendine. Aklımı başımdan aldın.” deyip, büyülü sözlerle dolandır, sonra “kadın psikopat” de. Sen var ya sen, kor ateşlerde yanacaksın. Haline ayılar bile acımayacak, seni zevkle çiğneyecekler. Ha haa hayyy!  Gör, bak neler yapacağım sana?!?  

İnanmıyor musunuz? Haklısınız. Bende şüpheliyim. Tamamen gaza geldim. Zaten başımıza ne geldiyse hep bu “gaz”dan geldi. Adam çıkıp, “seni seviyorum” diyor. Hemen gaza gelip tüm yüreğimizi avucuna bırakıyoruz. Oysa adamı tanımıyoruz. “Kimdir, nedir, ne düşünür, nasıl yaşar, nasıl hisseder? Bir anda nasıl aşık olur” diye sormuyoruz. “Ayyy… bana, ‘sen ne yaparsan yap, ben onu yerim. Senin elinden her iş gelir’ dedi. ‘Sana güveniyorum aşkım! Sen evimin, gönlümün kadını olacaksın. Seni kraliçeler gibi yaşatacağım’ dedi.” diyor. Adam alacaklı gibi her şeyi peş peşe sıralamış, sana da  tatlı dille yürek koyuvermek kalmış. “Bu şansı da kaçıracak mısın?” diye soruyorsunuz kendinize. Ama hiç aklımıza “durup dururken nasıl aşık oldu, bu neyin aşkı” demek gelmiyor.  Zaten adam kadına düşünme fırsatı vermeden peş peşe sıralıyor aşkın sihirli sözlerini. Başka bir hayali olmayan kadının bu sihirli sözcüklere kendisini bırakmasından da daha doğal ne olabilir ki zaten? Peki, erkek niye aşkın sihirli sözcüklerine bu kadar sarılır?  Acep niye?!? 

Kim bizi “kraliçe”si yapmış?.. 

Ah bu çağın kadınları, ah! Ah, mekanik, elektronik, şematik, ruhsuz, sevgisiz çağa denk gelen kadınlar ahh… İşte böyle sevgisizliğin zirve yaptığı bir çağda, “seni evimin kraliçesi yapacağım” diyen adama, kadınlar olarak neler bahşetmeyiz ki?  Sevginin yüceliğine bir bakar mısınız? “Kraliçe” mertebesine layık görmüş bizi. Şimdi gel de adama “gönül” koyma… Soruyorum, şimdiye kadar kim bizi “kraliçe”si yapmış?.. 

Vallahi de billahi de bunmuş, bunuyorsunuz?!? Hep şikayet hep şikayet… Hıışt kızlar, size demiyorum. Adamlara diyorum. Baksanıza kaçıyorlar. Eee, hani ne pişirsek yerdiniz? Hani evinin, gönlünün kadınıydık? Hani kraliçendim ben senin? Ne oldu? Bitti mi her şey? Hay ben senin siyasal, kültürel, ekonomik geçmişinin saçını başını yolayım. Hay ben senin toplumsal etik-estetik mantığını tavaya atıp, pişirip sana yedireyim. Hay ben senin o küçük dilinden tutup ruhsuzluğun dar ağacına çekeyim. Şimdi bu konuşma burada bir dursun, ben geliyorum. O ağızla burun yer değiştirecek, o sihirli sözcükleri makaraya saran ses tellerini tek tek paslı kerpetenle sökeceğiz. Sen dur, göreceksin ayılar seni nasıl katur kutur ediyor!?!

“Sevgililer Günü”

Şimdi canlar, biz bu noktaya niye geldik? Biliyorsunuz, “Sevgililer Günü” diye bir şey icat etmişler. Bugün üzerinden yapılmayan dolandırıcılık, üçkağıtçılık kalmamış. İlk dolandırıcı da “sevgili”nin kendisi, hakkını yemeyelim tabi. O da yetmiyor tüccarı ve bilcümle tüm meslek kategorisi bu işe parmak atmış. Hatta kadının biri, bir ilke imza atarak (her şeyin ‘ilkini’ gerçekleştirmek gibi bir hevesimiz var tabi) sevgililer gününe sevgilisiz girmesin diye üniversite üniversite dolaşıp oğluna kız aradı durdu. Bir ayı barınağı da “sevgiliden intikam alma” kampanyası başlattı. Düşünebiliyor musunuz hem de sevgililer gününde intikam alma kampanyası… Üstelik de soğuk. Üşüdüm gerçekten. 

Kampanya şöyle, “Kalbinizi kıran birinden intikam alma fırsatını kaçırdınız mı? Kodi ile Yak (ayılar) intikam almanıza seve seve yardımcı olur.”  20 dolar bağış yapın, “soğuk intikam” video ve fotoğraflarıyla kapınızda. Ne kadar masumane bir intikam değil mi?!? Hem de sevimli!?! Hadi bir anket yapalım. Bu kampanya en çok kimi mutlu etti? 

a) İntikam alan acılı sevgiliyi

b) Sizin adınıza intikam alan ayıları

c)- İntikam almanız için sizi teşvik eden barınak sahiplerini

d)- İntikam malzemesi olan Somon balıklarını

e)- Aldığı fotoğrafta ağzında somon balığı olan bir ayı gören ve kendisinden intikam aldığınızı anlamayan sevgiliyi.

Cevabınızı bekleyeceğim. Doğruya en yakın cevabı verenlere sürprizimiz var. E-mail adresimizi biliyorsunuz. Gazetenin arka sayfasında mevcut.

İştar’ın gazabına gelesin!

Şimdi diyecem, “n’aber, intikamımız yerde mi kalacaktı?” İşin ciddiyeti kalmayacak. Değerli Okuyucu durum hakikatten çok ciddi. Düşünsenize duygularınızla, yüreğinizle, içindeki sonsuz sevginizle dolandırılmışsınız. Zihniniz yaşadığı şok karşısında hayretler içerisinde ve fikirleriniz fakirlik yaşıyor. Ve siz, sizi dolandıranlar adına şaşkın ve utanç içindesiniz. Peki niye? Neden siz  onlar adına utanıyorsunuz? Neden onların yaptıklarından dolayı biz insanlığımızı yitirdiğimizi hissetiyoruz? Çünkü onlar kutsal olana, sihirli olana, dokunulmaması gerekene cüret edip, kirli emellerine alet ettiler. Ve aşkın ruhuna tecavüz ettiler. İşte biz bunu affetmiyoruz. Yoksa bize sırtlarını dönmüşler, ne yazar. Ama aşk adına aşka yapılanlar, onun sihrini bozanlar bizim nazarımızda af edilemezler. Çünkü yürek dolandırıcılığı da bir insanlık suçudur.

Evet, ne diyorladı? Haa, hatırladım. “Evimin kraliçesi olacaksın!”  Hele sözü nasıl söylediğine bir bakın, sesindeki tınıyı alıyor musunuz? Sanki sözünü ettiği ev değil dünya. “Seni evimin kraliçesi yapacağım?” Wıışt, boynun devrile. Adamın bütün dünyası ev. Sana da bu evden başka sunacağı bir şeyi de yok. Hatta önüne dünyayı bile serse bu evden başka gidecek yer yok. Zaten birinin kraliçe olması lazım krallığını ilan etmesi için. Yoksa evin paspası olma niyeti yok. Paspas olmak gibi bir niyeti olsa sana “kraliçem” demez. “Yer, karo, fayans, laminat,” bilemedin “halı, kilim,” der. Hatta “evimin tavası, ben içindeki yumurta” falan derdi. Kraliçeymiş! Wışş, hadi oradan… Bak yeminle seni somon balığı yapar, ayılara veririm ha. İştar’ın gazabına gelesin! Çağımızın etik-estetik mantığında boğulasın inşallah! Sus, “kraliçem” deme. Ruhsuz çağlara gelesin, yapay zekanın sevgisizliğinde boğulasın emi. Aşka aç kalasın inşallah! Bunu beğendin mi? Sen dur, ben daha sana ne şiirler yazacağım, ne besteler yapacağım… Sen dur!..