Zaferi olmayanın aşkı olmaz

- Abdullah ÖCALAN
188 görüntüleme

Kendini geliştirememek büyük öfkelendiriyor. Kendini eğitmemek bize yapılabilecek en büyük kötülüktür. Önderlik tanımını yapmaya çalıştık. Bütün gerçekliğimizdeki özü; bir yaşama düzeyine daha fazla kendini ikna etmektir. Ama görüyorum ki, özgür yaşam konusunda kendini ikna etmek şurada kalsın, yaşamla ilgisi olmayan, hastalıklı, her türlü köleliği besleyen ne kadar tutum varsa kabul görüyor.

Köleliğin çok dehşetli, düşürücü, imkan vermeyen amansız bir yüzünü, onun her türlü dayatmasını artık görmek bile istemiyorsunuz. Burada, büyük yanılgı, kendini aldatma tutumları içinde yaşama çabalarını gösteriyorsunuz. Elbette ki, bu aldatıcı tutumlarla bize ve yaşama dayanmak çok zordur, işkence gibidir.

Sözü ve pratiği olmayan, hemen her kapıya çıkan ne kadar yaklaşım tarzı varsa ardına kadar açıksınız. Kadın kişiliğinin bu kadar düşürülmesinin en temel nedeni; her türlü köleleştirici etkiye kendini açık bırakmasıdır. Kadın zavallılığı, kadının ilkesiz militanlığı, politikasızlığı, güçsüzlüğü temelde bütün köleci etkilere kendini açık hale getirmesi ve ona zemin sunmasından kaynaklanıyor.

Sevmenin ilkelerini anlat

Kendini politikleştirmek, özgür ifadeye, iradeye, bilince kavuşturmak önemsizmiş gibi, bunun yerine örgütü bir aile gibi, yöneticiyi de bir aile reisi veya bir bacı, bir kardeş, bir koca, bir baba gibi görüp, ona sarılmak; politikacılık sanılıyor. Parti yapımız içinde en çok politik kişiliğe kadınların ihtiyacı vardır. Politika, örgüt, ideolojik gelişme herkesten daha fazla kadın için geçerlidir. Yalnızlığı, erkek egemenlikli anlayışa sığınarak aşmak istiyorsunuz.

Devrimci olmak, ilkin yaşam hakkına saygı, özgür insan olmaya karar vermekle başlar.  Benimle yol almak isteyen kadın, erkek buna ulaşmadıkça birbirlerinin yüzüne bile bakamayacaklarını bilmek zorundalar. Önderlik gerçeğindeki yaşam felsefesi çok açık. Yaşam için gerekli olan ideolojik, siyasal, örgütsel ifadeleri netleşmiştir, kolay özümsenebilecek düzeye gelmiştir. Kadın özgürlüğüne yüksek bir değer biçtiğimizi biliyorsunuz. Özgür kadın kişiliği; bir partiyi değil, bir çalışma birimini değil, bir ulusu bile etkileyen yaşam demektir.

Şuna inanmalıyız: Özgür yaşam yoluna girmedikçe ve bunu ilkede, pratik uygulama düzeyinde temsil etmedikçe ne rahat bulabiliriz, ne de başka uğraşılara fırsat verebiliriz.  Benim aldığım tedbir neydi? Erkeklikten vazgeçmek, istifa etmek. Kanım donuyor böyle bir erkeklik karşısında. Bunu kendime yedirememekle, en büyük iyiliği kendime de, belki de biraz kadına yapmışımdır.

Erkeği çözmedikçe kesinlikle hayatınız tehlikededir. Çözme işini kapsamlı, bilimsel yapacaksınız. Sorular sorarak çözülmesini, derinleştirmenizi öneriyorum. “Beni hangi temelde sevebilirsin? Bana sevmenin ilkelerini anlat. Benimle ne kadar olabilirsin? Beni nereye götürebilirsin?”

Zaferle aşk ikizdir

Zaferi olmayanın aşkı olamaz, başarısı olmayanın aşkı da olmaz. Aşk zaferle bağlantılı bir olaydır. Zaferle aşk ikizdir; biri olmadan diğeri olmaz. Bizde ise tersi söz konusu. Sözde aşk, sözde duygular yenilginin başladığı yerde başlar. İhanetin duygu tanımı da böyle. Bunları her erkekte, her ilişkide, her yaklaşımda, müthiş incelemeye tabi tutmalısınız. Her ulusta, sanatın çeşitli kollarında bunu yıllarca, yüzyıllarca göstermişlerdir. Biz ise hepsini devrimde yaratmak zorundayız. Çünkü devrimden öncesinin sanatı yoktur. Bütün bunları devrim içinde çözeceğiz.

Kızlar, zafer kişiliğine kilitlenmenin sembolleri olmalıdırlar. Zilan sembolizesi zafer kişiliğidir. Savaşla yaşamın büyük birlikteliğini veya diğer deyişle zaferi ve aşkı birleştirmenin adıdır. Bizim için semboller de önemlidir. Özgürlük sembollerine ne kadar değer verilirse, hatta ne kadar tapınılırsa o kadar yücelir. Böyle binlerce değerimiz var.

Kadın çalışmalarını basit ve öyle sandığınız gibi ele almıyoruz. Tamamen zafer ve aşk ikileminde ele alınıyor. Bu oldukça zorlu bir diyalektik süreçtir ve felsefeye bağlanıştır. Ama tek çaremizdir, yücelmenin tek yoludur. Bundan vazgeçtik mi, her şeyimizi kaybederiz. Eğer kazandığımız bir şey varsa, özgürlük adına, bu ikilemdir; aşkı zafere, zaferi aşka bağla.

Zayıf olanın aşkı olamaz

Bu Kürt dirilişi, Kürt kurtuluşunun diyalektiğidir. Bundan vazgeçtik mi, bir leş gibi kokuşmaktan öteye bir anlamımız kalmaz.

Bir kadın silahı olarak kendinizi savaştırmayı bilmiyorsunuz. Yeteneklerinizin farkında değilsiniz. Cinsinizin, hatta cinselliğinizin gerçek gücünün farkında bile değilsiniz. Bir mal gibi sunulmayı, sahip çıkılmayı felsefe bellemişsiniz. Bu çok iradesiz, çok ilgisiz ve alınmayı bekleyen bir konumda omak demektir ki; ucuz duygusallığınızın da nedenidir.

Ben “kadına güvenilmeli” derken, bu noktada kendi kimliğine sahip çıkmış, önce kendinin olmuş, kendini pazarlayan değil, kendini canlandıran, yaşamsal kılan, düşünce gücüyle, onun her türlü yetkin ifade tarzıyla ve yaşamayı öğreten değerli yaklaşımlarıyla kadındır; benim tanımladığım özgür kadın. Bu kadından hiç çekinmeye gerek yok. Bazıları böyle kadını çok tehlikeli görüyor. Tersine böyle kadına hayranım.

Bütün erkekler şu anda kendileri için böyle bir kadınsal gelişmenin tehlikeli olabileceğini düşünüyorlar. Peki nerede eşitlik, özgürlük? Nerede aşk? Zayıf olanın aşkı olamaz. Bilinçsiz olanın, teslim olanın kesinlikle sevgisi de olamaz, olsa olsa teslimiyeti olur.

Kadının yükselişi, Kürt halkının yükselişi kadar değerlidir

Kadınla birileri beraber yaşamak istiyorsa önce güzel olmalı. O çok sözümona kaba erkekliğine dayanacağı yerde, büyük güzelliğine dayanarak yaşamaya güç yetirmelidir. Güzelliğin de zaferle kopmaz bir bağı vardır. Zaten güzelliğin kendisi özgürlüktür.

Bu da savaşla elde edilir. Savaş da müthiş bir ideolojik, politik örgütsellik ister.

Kadının yükselişi, Kürt halkının yükselişi kadar değerlidir.

Bundan kesinlikle çekinme değil, tersine gurur duyulabilir. Bütün erkeklerin de buna hayranlık duymaları gerekiyor.

Aşk gelişiyor. Bu, Kürt halkının yeni yeni başlayan ve devrimiyle birlikte umutlandıran aşkı oluyor. Hiç kimse bencilliğiyle, bireyciliğiyle bunu bozmaya yeltenemez. Saflarımızdaki kadınlar sonuna kadar ilkeli olmayı ve yine Zilan’ın vasiyetine bağlı olarak sağlam bir yürüyüşü esas almalılar. Bana göre tek kabul edilebilir, doğru olduğu kadar bize savaşı da, onun başarmak istediği güzel yaşamı da gerçekleştirebilecek tutum budur.

Kimimiz, nereye kadar, bu temelde yürüdüyse, başardıysa o en doğrusunu yapmıştır. Bunun heyecanı, coşkusu bile en kaba yaklaşımdan daha yücedir. Bu temelde duyduğum coşkuyu, heyecanı ve olacaksa bu temelde cinslerin tanışmasını, birlikte yaşamı paylaşmasını değerli buluyorum, yüceltici buluyorum.

Aşkımız bu temelde olacaktır.

‘Kürt Aşkı’ kitabından derlendi

5 Şubat 1997