Zindanın çokluğu özgürlüğün yoksunluğudur

- Besime KONCA
27 görüntüleme

“Dayanışma bizi yaşatır – Politik tutsaklara özgürlük!”

Korona pandemisi sürecinde açığa çıkan hakikatlerden biri de, dünyanın birçok merkezinde otoriter rejimlerin politik tutsaklara uyguladığı düşmanca muamele oldu. Bu durum en çok da dünya çapında fazlaca siyasi tutsağın rehin tutulduğu Türkiye için geçerli.

Akp-Mhp ortak iktidarından oluşan faşist rejim; anayasanın eşitlik ilkesine aykırı bir biçimde yasa düzenlemesi yaparak onbinlerce kadın ve çocuk katillerini, tecavüzcüleri, mafyatik çete üyesinden oluşan adli tutukluyu dışarı saldı. Politik tutsaklar ise düşmanca hukuk ile ölüme terk edildi.

BM’nin çağrısına rağmen politik tutsaklar hala rehin tutulmaya devam ediliyor. İran rejimi de pandemiden hayatları korumak adına, bir taraftan adli tutsakları serbest bırakırken, öte yandan politik Kürt tutsakları idam etti. Keza, Filistin tutsaklarının durumu da bundan farklı değil. Güney Amerika’nın Kolombiya, Arjantin Venezuella ve Şili gibi ülkelerinde politik tutsaklar birçok risk ve hak ihlali ile karşı karşıya. Amerika, Çin, Ortadoğu, Rusya, İrlanda, Avrupa, Filipin, Srilanka, Mısır ve Sudan gibi yerlerde de yoğunca politik tutsak bulunuyor. Anti-demokratik yönetim rejimlerinde farklı düşünen, yaşamak isteyen ve bunun için mücadele eden herkes zindan olgusu ile ağır işkencelere tabi tutularak ‘terbiye’ edilmeye çalışılmakta.

Tüm bu gerçeklere dikkat çekmek, hukuksuzluk ve hak ihlallerini teşhir etmek, siyasi tutsakların mutlak özgürlüklerini gündemleştirmek için birçok kurum ve şahsiyet tarafından “Dayanışma bizi yaşatır” politik tutsaklara özgürlük kampanyası başlatıldı.

Onlarca kurum ve bireyden imza

TJK-E, TJA, RONAK gibi Kürt kadın örgütlerinin yanı sıra, birçok uluslararası kadın kurumu, inisiyatif ve aktivistler ile yürütülen ortak bir tartışmanın sonucu böylesi bir kampanyanın ihtiyacı açığa çıktı. Filistin, Kolombiya, Filipin, Pakistan, Mısır, Afganistan, İspanya’dan kadın kurumları ile, Leyla Khaled, Janet Biehl, Margaret Owen, Khadija Radi, Karima Hafnawi, Selay Ghaffar, Weeda Ahmed, Dr. Aziz Rahali , Atika Ettaife gibi insan hakları savunucuları ve feminist kadınların ortak çağrısı ile kampanyanın startı verildi. Uluslararası düzeyde olan bu kampanya, kadın tutsaklar şahsında bütün politik tutsakların özgürlüğünü hedefliyor. Çağrı ile birlikte bugüne kadar çok sayıda kurum, birey ve örgütler de tutsaklara özgürlük kampanyasının imzacısı ve parçası oldular.

Muhalefeti sürekli cezalandırmak ve hapsetmekle tehdit eden rejimlerce yönetilen toplumlarda özgür düşünmek ve yaşamak söz konusu olamaz. Zindanlar; politik tutsaklar için toplumdan soyutlanma, ideallerinden vazgeçirilme ve islah yeri olarak inşa edilirken, otoriter yönetimler için ise kendini koruma, toplumu tehdit etmenin sembol mekanlarıdır. Bu anlamda mekan olarak “zindan”ları reddetmek de kampanyada dikkat çekilen temel hususlardan.

Öte yandan ise zindanlar, politik tutsakların her koşulda onur ve irade mücadelesi verdikleri mekanlardır. Türkiye’nin zindan gerçekliğinde politik tutsaklar, devletin işlediği suçları “İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek” “Yaşamak Direnmektir” sloganları ile özetler. Ancak dünyanın her yerinde bu işkencehane sistemi yönetilmenin en normal bir enstrümanı olarak görülebilmektedir. Devlete karşı işlenen suçlar denilen şey aslında devletin bireye veya topluma karşı işlediği suçlardır. Suçlu olan tutsağın kendisi değil, zorbalıkla yönetmeye çalışan rejimlerdir. Farklı düşünüp konuşmaktan, yazmaktan, özgürlük için eylemde bulunmaktan dolayı cezalandırmak, tutsak etmek, insana karşı işlenmiş en ağır suçlardandır.

Tahliyeler ölümden sonraya…

Politik tutsaklar meselesi, her zaman Kürt kadın hareketinin gündeminde olan bir konu. Türkiye, dünyada en çok muhalefeti hapseden, rehin tutan ülkelerden biri. Geçmişte insanlık dışı işkence yöntemleri ve zindanlarda toplu katliamlarla anıldığı gibi, bugün de benzer vahşet ve hak ihlalleri ile ismi zikredilmekte. Uluslararası düzeyde dayanışmayı büyüterek, politik tutsakların özgürlüğünü gündemde tutabilmek bu anlamda da önemlidir. Seçim vaadi olarak daha fazla cezaevi inşa edileceğini propaganda etmek suçu ve utancı bile Erdoğan rejimi tarafından normalleştirilmek istenmiştir.

Siyasi parti olan HDP’de genel eşbaşkanlık yapmış, milletvekilliği, belediye eş başkanlığı, yöneticilik yapmış çalışanı, üyesi, seçmeni olan on bine yakın tutuklu hükümlü var. Kürdistan’da hapsetme olgusu, halkın iradesine karşı devletin bir özel savaş silahı olarak kullandığının açık göstergesi. Kürt Halk Önderi Rêber Öcalan şahsında geliştirilen tek kişilik hücre işkence sistemi, aslında bir yönetimin ve buna sessiz kalan bir toplumun da gerçekliğini ifade etmektedir. Çifte standartın, etik yoksunluğunun en açık yansıdığı alanlardan biri de bu yargı ve ceza sistemidir.  Yine on, yirmi, otuz yıldır hukuksuzca mahkum edilmiş politik tutsaklara karşı işlenen suçlar var. Demokratik bir rejim için muhalefet eden, söz ve eylemde bulunan kim var ise cezaevlerine tıkatılmış durumda. Her gün hasta olan binlerce tutsaktan biri yaşamını yitiriyor.

Kötülüğün toplumsal reddi

6 Mayıs 2020’de ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde dayanacak gücünün kalmadığını söyleyen ağır hasta tutsak Sabri Kaya, 20 Mayıs’ta hastanede vefat etti. Vefat ettiği saatlerde tahliye kararı verildi. Sanatçılar sanatını icra edemediği için ölüm orucuna girerek yaşamını yitirdi. Tutsak avukatlar hala açlık grevinde ve yaşamları tehlikede. Kadın tutsaklar hem zindan koşullarında, hem de korona pandemisi sürecinde daha fazla dezavantajlı durumlar ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Çocuklu annelerin yaşadığı mağduriyet ve anneleri ile birlikte hapsedilen çocukların mağduriyeti asla kabul edilir bir durum olmamalı.

Tutsak almak suç olduğu gibi yargılama ve cezai yaptırım süreci, yıllarca içerde tutma, mekanın ve personelin özellikleri, devlet yönetimleri tarafından kesintisiz olarak işlenen suçlar sistematiğini ifade eder. Tüm bunları dünya kamuoyuna teşhir etmek, böylesi bir zulmü ve hukuksuzluğu kabul etmemek, sessiz kalmamak başta kadınlar olmak üzere tüm toplumun ahlaki, politik, vicdani, insani sorumluluğudur.

Toplumca reddedilmeyen hiçbir kötülük kendi varlığına son vermek istemez. Adına ister zindan, ister cezaevi, hapishane, mapus densin, kötü yönetimlerin yarattığı toplam bir kötülüktür. Bu kötülüğü ortadan kaldırmak iyi, güzel, doğru şeyler yapmayı gerekli kılıyor. En güzel ve doğru eylem de politik tutsakların özgürlüğü için eylemde bulunmaktır.

Türkiye cezaevlerinde çoğu kez politik tutsaklar kendi özgür iradeleri ile geliştirdikleri direnişleri ile kendilerini dışarının gündemine koyabilmeyi başarmakta. Faşizan siyasete karşı bütün imkansızlıklara rağmen direniş ile tepki koyabilmekte ve zindan hayatını hakikatli kılabilmektedirler..

Politik tutsaklar yıllardır dört duvar ve kilitli kapılar arkasında sağlıksız ve güvenliksiz koşullarda rehin tutuluyorlar. Pandemi sürecindeki tecrit zorunluluğundan kaynaklı özgür olmanın, kısıtlanmamanın, güvende hissetmenin ve sağlıklı olmanın ne kadar değerli olduğunu gören her birey, zindanlarda rehin rutulan politik tutsaklar ile empati kurup özgürlüklerini talep edebilmelidir.

Hakikate sahip çıkmış olacağız

Baskıcı hükümetler, “terör”, “terörizm” yaftası ile özgürlük ve adalet isteyenleri suçlu gösterip rehin almakta. Yargı adına hukuksuzluk, suç, ceza adına iftira, algı operasyonları, sahte delil vs üretilerek rehin alma politikaları kamuoyuna kabul ettiriliyor.

Oysa artık “terör”, “terörist”,  “örgüt suçu”, “anayasa suçu” gibi tanımların çubuğunu  hükümetlerin kendilerine doğru büküp; en büyük suçları, terörü üretenlerin ve uygulayanların kendileri olduğunu haykırmanın zamanı geldi. Klasik ve ses getirmeyen alışılmış protesto, kınama, tepki/eleştiri gibi eylem yöntemlerini aşıp daha zengin performatif aktiviteler ile politik tutsaklar ile dayanışmak önemli.

Bu kampanya ile politik tutsaklar şahsında aslında hakikate sahip çıkmış olacağız. Tutsakların özgürlüğünü istemek sadece kişi olarak onların dışarıda olmalarını talep etmek değildir; özgür düşünceyi, özgür eylem ve yaşam anlayışını, demokrasiyi de korumuş ve savunmuş olacağız. Bu anlamda, “Dayanışma bizi yaşatır”  diyebilmenin tam zamanı.

Zindanların varlığını normalleştiren, “suç işlemiş, cezasını çekecek” anlayışını faşist,  totaliter rejimler topluma kanıksatmaya çalışmakta. Türkiye’de yıllardır yaşanan durum tam da budur.

Faşizan ve cinsiyetçi rejimin bütün uygulamalarına karşı yaşamın her alanında mücadele etmek zor olduğu gibi, kadın tutsaklar açısından çok daha büyük zorluklarla mücadele etmek anlamına gelmektedir. Politik kadın tutsaklara karşı uygulanan psikolojik şavaş daha ağır ve özeldir. Bu anlamda kadın tutsakların mücadelesini öncelikli görünür kılmak ve özgürlüğünü talep etmek daha da hayati bir mevzu.

Zindanın çokluğu özgürlüğün yoksunluğudur

Türkiye veya dünyanın herhangi bir yerinde zindanların ve tutsaklığın çokluğu; toplumsal özgürlüğün yoksunluğunu da ifade eder. Esarete değil, cesarete ihtiyaç duyan toplumlar anti-demokratik yasaları ve anayasaları kabul etmeme hakına da sahiptirler. Türkiye’de, demokratik özgürlükçü bir anayasa için mücadele etmek, adalet istemek aynı zamanda politik tutsakların özgürlüğünü de istemek anlamına gelecektir.

Ağır hapishane şartları ve inşa edilen izole islah mekanları, insan varlığını inkar etmek üzerine planlanmıştır. Elin uzanabileceği, gözlerin görebileceği, kulakların işitebileceği, yüreklerin hissedebileceği her güzellikten yıllarca mahrum bırakılmak; her politik tutsağın elinden alınan insan olmaktan kaynaklı yaşam haklarıdır.

Politik tutsaklar varoluşlarını unutturmamak için her koşulda direnebiliyorlar. Okuyarak, yazarak, çizerek, eylem yaparak, toplumla ilişki kurmak için bin bir bedel ödeyerek; tecrite, unutturulmaya, işkenceye boyun eğmemeyi başarabiliyorlar. Dışarıda olan milyonlar olarak politik kadın tutsaklar şahsında bütün politik tutsakların özgürlüğünü daha güçlü talep etmek en değerli toplumsal sorumluluk ve değer olacaktır. Dünyanın her yerinde tutsaklar için çalışma yapan kurumları, tutsak yakınlarını ve tutsakların avukatlarını ortak eylem ve etkinliklerde buluşturup harekeye geçirmek, ve yine dünyanın her yerinde tutsakların birbirleri ile iletişimde bulunmalarının imkanlarını oluşturabilmek çok değerli.

Tecritlik duvarları aşıp manevi dayanışma amaçlı politik tutsaklar ile düzenli yazışmak; dışarıdaki hayatı içeri, içerideki irade, inanç ve bilinci dışarı taşıyabilmek de “Dayanışma bizi yaşatır” politik tutsaklara özgürlük kampanyamızın hedeflerindendir.