Zirvede Bir AN

- Zîn KOÇER
417 görüntüleme

Yüksek bir tepenin en zirvesindeyiz şuan. Pırıl pırıl havada kuru bir ayaz hakim.

“Çay faslı bittiyse zirveyi gezelim” diyor grup üyeleri. Zirveyi tutan on kişilik gruba Raperin ve Aza da eşlik ediyor. Mesken tuttukları yer, dağlar deryası. Gözlerin göreceği gönlün doyacağı kadar dağ silsilesi dizili… Burada, gerillanın olduğu tepe alanın en yüksek tepesi. Her haliyle insanı mest eden bir atmosfer, doğanın dili bile o kadar sade ve anlam içerikli ki, uçan kuşlar dahi selamsız geçmiyor.

Zirve derken öyle dar bir alan aklınıza gelmesin. İki futbol sahası genişliğinde bir yerdeyiz.  Voleybol ve komando sahası dışındaki yerler yamuk yumuk.. Ancak taşların üzerinden atlayarak yürünülebilir.  “Aman dikkat, ne olur ne olmaz” dedirten bir yer işte!

Bugün sabah kahvaltımızda mirtoxe (yağda kavrulan un ile yapılır, içersine bir tutam da tuz atılır) ve biraz da zeytin var. Bir de gerillanın elleriyle yaptığı sel ekmeği var. Bu arada gerilla Raperin “çaylar hazır, afiyet olsun” diye anons ediyor.

Gerilla kahvaltısı

Bugün kahvaltıcı Raperin’di. Bugünü de hesaplarsak tam  yirmi yıllık bir gerilla Raperin. Nereli olduğunu hiç önemsemiyoruz, Kürdistanlı olması yetiyor bize. Hem gerilla Raperin  bir bölgeye sığmayacak kadar geniş bir yüreğe sahip. Yüreğinin duruluğu yüzüne yansıyanlardan…

Bu arada siz gerilla kahvaltısını beğendiniz mi? Böyle bir kahvaltıyı yapmak için can atanların çok olduğunu biliyorum. Mirtoxenin çok özel bir yemek olmadığını biliyorum ama  buraların koşullarında her şeyin tadı bir başkadır. İnanmayan varsa, gelsin de görsün.

Ben çayımı içerken Raperin kadrajımda. O ise hiç oralı değil,  çay getiriyor, ekmek ısıtıyor, yemek yiyen yoldaşlarının etrafında dönüp duruyor. Arada bir de karşıdaki yamaç kadar sessizleşiyor. Her şeyi yüreğinde yaşayanlardan. Avukatlık bölümünü okumuş. Sakin ve dingin olan Raperin’i ve Zagros dağları gibi kıvrım kıvrım olan saçlarını izlerken insanın içini  huzur kaplıyor.

Uzun kirpikli, kocaman kara gözlerini karşıki dağa odaklamış. Bir anısı olmalı ya da özlemini çektiği bir anı anımsıyor belkide… Neye ve neden baktığını sormuyorum.

‘Ben Raperin’de, O ise karşıki yamaçta’

Küçük grup sohbetler eşliğinde yemeğini yiyor. Bardak, kaşık, ateşin çıtırtısı bu sıcak gerilla sohbetine eşlik ediyor. Ama ben Raperin’deyim. O ise karşıki yamaçta…

Bir şey sormaya korkuyorum. Hani sorsam onu bir şeylerden alıkoyacakmışım hissi doğuyor içime. Öyle derin bakıyor ki yamaca… Bu bakışı dil anlatmamalı sadece gözler görmeli!

Saçları önden hafif kırlaşmış Raperin, boyu ve kilosu orantılı güzel bir gerilla. Bu arada belindeki raxt oldukça ağır görünüyor…

Ve nihayet bakıp gülümsüyor…

“Zirveyi dolaşacaktık yoldaşlar” demesiyle kahvaltı sofrası bir anda toplanıyor. Kuşlar çılgınlar gibi ötüyor. Bu zirvedeki işin en güzel yanı, sivri sineklerin olmayışı…

Zirvedeki yolculuğumuz başlıyor. Voleybol sahasından sonra komando sahasını geziyoruz.  Oldukça donanımlı bir alan. Bir süre sonra tepenin kuzey yamacına varıyoruz. Orası tam anlamıyla uçurum, uçurumun dibinde küçük bir derecik akıyor. “Kar suyudur” diyor Raperin. Biz bir film karesinden çıkmış gibi zirvenin en üstündeyiz. Dereciği dağlar sarıp sarmalamış.  Etrafı çeşit çeşit ağaçlarla kaplı bu minik dereciğin.

Manevi ruhsal sıcaklık, sobadan daha etkili

Manzaranın güzelliğine seyre dalmışken yavaşça Raperin’e yanaşan gerilla Leyla’ya kulak kabartıyorum.

“Ellerim çok üşüdü biraz ısıtır mısın” diyor Leyla. Ve Raperin’in “gel” demesini beklemeden ellerini O’nun avuçlarına bırakıveriyor. İkisi de benden habersiz…

Raperin, “Sen beni soba niyetine kullanıyorsun heval” sözleriyle tatlı bir serzenişte bulunuyor. Bu serzenişe aldırmayan Leyla ise; “Heval Raperin öyle değil, sen sobadan bile daha sıcaksın. Manevi ruhsal sıcaklık, sobadan daha etkili. Sadece biraz ısını ver diyorum, ama sen o kadar cömertsin ki, hepsini veriyorsun. Biraz da kendine bırak” diyerek orta yolu bulmaya çalışıyor.

İmrenerek Leyla ve Raperin’in anlamlı yoldaşlık ilişkilerini takibe alıyorum. Ne kadar da çıkarsız, sade ve güçlendirici. Bu denli derin ve çıkarsız bağlar galiba sadece gerillada kaldı diye iç geçiriyorum.

“Tepe” gerilla için güvende olmak demektir. Dışarıdan gelecek olası her türlü kötülüğü önceden görüyor ve ona göre mevzi alıyor gerillalar. Zirvenin altındaki o karışık ağaçları merak ediyorum. Kim bilir hangi acı ve sevinçler takılı kalmıştır dallarına?

Zirve gezisi esnasında “keşif uçağı” uyarısıyla olduğumuz yere çömeliyoruz. Uçağın uğultusu ile hafiften esen rüzgarın sesleri iç içe geçiyor.

“Tamam heval kalkın, keşif gitti” sözleriyle gözler Raperin’e dönüyor. O noktada biraz daha kalıp kendimizi rüzgarın özgürlüğüne bırakıyoruz. Kanatlanıyoruz adeta. Dar vadiyi sarmalayan dağların keskin taşlarına değmeden bir aşağıya bir yukarıya uçup gidiyoruz.

Hala uçmanın keyfindeyiz

Raperin çocukluğuna dair bir anı anlatmaya başlıyor:

“Ben evin en büyük çocuğuyum. Bir gün benden iki yaş küçük kız kardeşimle kaybolduk, küçüktük ve evin yolunu bulamıyorduk.  Derken aklıma bir fikir geldi. Gidip herhangi bir kapıyı çalıp kapıyı açacak olan kişiye kim olduğumuzu soracaktık. Böylece kardeşim Eylem ile karşımıza çıkan ilk evin kapısını çaldık. Kapıyı açan kadına “teyze bizi tanıyor musun” diye sorduk. Bizi tanımayan kadın, bu durumu da garipsemişti. Böyle kapıları çala çala devam ettik. Bizi tanıyan çıkmadığı gibi millet afallayıp kalıyordu. Son bir kez daha şansımızı deneyip yine bir evin kapısını çalmıştık. Biz kapıyı açan teyzeye,  teyze ise bize bakıyor. “Teyzeciğim biz kaybolduk, sen bizi tanıyor musun” diye sorduk. Hafiften gülümseyen teyze nihayet bizi tanımış ve evimize kadar götürmüştü.” Gerillanın hikayesi kısaydı, ne çok güldük ama.

“Bizimkisi bir aşk kervanı”

Ve biz hala uçmanın keyfindeyiz.

Raperin, Kürdistan’ın kırsal alanlarının çoğunda gerillacılık yapmış. Tüm ısrarlarımıza rağmen yaşadıklarını bizimle paylaşmayı kabul etmiyor. Kendini anlatmayı sevmeyenlerden. Nasır tutmuş ellerinden anlıyoruz bir hayli emek sarfetmiş olduğunu. Gerilla Leyla’nın verdiği kimi bilgilerle yetiniyoruz. Zagros’un sert arazisini adımlamış, onlarca Êzidî çocuklarına kendini nasıl savunacağını öğretmiş, Metina alanından Kandil’e oradan Zagroslara kadar yürümüş… Birçok acıya yürek açmış. Onunla kalan gerilla Gürcan “Deniz Gezmiş’in ruhunu en güzel yaşatan yoldaşlardandır” diye tanımlıyor Onu. Dağların güzel çocukları kuşaktan kuşağa uçarken ben gerilla Raperin’in baktığı yerde takılı kalıyorum. Raperin dağları gözleri ile tararken sesini duymamı istercesine Halil Cibran’ın şu sözlerini mırıldanıyor. “Bizimkisi bir aşk kervanı, o kervan ne yöne giderse biz de peşinden…”