Zıtların ayrıksılığının sonuçları

- KAKTÜS
174 görüntüleme

Kadınları karışık bulan erkekler, sade ve basit olanı sevdiklerini dillerinden düşürmezler. Onlar insan, kadınlar ise bilinemez gizemli bir varlıktır gözlerinde. “Yani?” diye sorduğunuzda, “Canım, kadın melektir! İnsan üstü bir varlıktır. Onun yeri ne gökte ne yerdedir” deyip olağanüstü bir hinlikle işin içinden çıkmaya çalışırlar. Tıpkı Kürtler’deki trajik gelin fıkrası gibi. Fıkrada geline ne gökte ne yerde yer bulamayan köylü, gelini boynundan ağaca asar. Sonra da karşısına geçip, “Bakın, ne kadar mutlu. Mutluluktan ağzı bile açıkta” der. Günümüzün erkeği de aynen bu mantalitede. Kadını iki cihan arasında bir ağaca asıp, “O insan değil, o bir melek!” diyor. Şimdi dirseğimle ağzının ortasına iki tane çakacağım, görecek kafasının üstünde uçuşan melekleri, ammaa neyse… 

Neyse, beterin beteri var demişler. Size onu anlatayım. Geçenlerde toplumsal sorunlarımızın tartışıldığı bir toplantıya konuk oldum. Çok ayrıntıya girmeyeceğim. Ama dikkatimi çeken bazı hususları siz sevgili okuyucuyla paylaşayım istiyorum. Unutmayın, paylaşım iyidir. Sorunun ve yükün paylaşımı mutlak çözümü ortaklaştırır. Zor da olsa sizi bu güzel duygudan mahrum etmeyeceğim!?! Ortam şahane, sorunlarına çözüm arayan insanlar güzel. Bu konuda tek söz yok. Fakat zihniyet, değişim bunların hepsi tartışma konusu. Mesela yapılan bir değerlendirmede kapitalizmin melek yarattığı söylendi. Şaştım kaldım. “Evet evet, melek yaratır. Çünkü melek boyun eğendir, köle olandır. Ne söylenmişse yapandır. Ama Adem öyle mi? Adem isyan edendir. Zaten Adem isyan ettiği için cenneten kovulmuştur.” “Vay, vay, sen neymişsin be Adem, görmeyeli pek bir isyancı olmuşsun. Seni hınzır seni, insanlık mücadelesinde ilerleyip, kapitalist meleklere karşı, demokratik mücadele yolunda özgürlük denizlerine açılmışsın.” (?!?) Arkadaş, tarihi bilmesek hapı yutmuştuk ha! 

Güdümlü kadın arıyorlar

Düşünüyorum da bazıları gerçekten mêre mû* duruşu sergiliyor. Kıllık işte. Öyle cahil falan değil. Biz cahil görüp, işin ucuzuna kaçıyoruz. Yoksa adam baya baya böyle düşünüyor. Zihniyet bu. Zehir-zıkkım bir fikir yani. “Cahil” deyip yumuşatmanın bir anlamı yok. Bazı düşünceler ruha taş basar gibi ağır. Mesela erkek vatandaşın biri meclislerde kadınların duruşunu anlatırken, “bizim eşgüdümlü çalışmamız lazım” deyip, önemli bir noktaya dikkat çekti. Kadınlar da bu önemli noktadan yakalayıp, “Evet eşgüdümlü çalışmak lazım. Fakat erkek arkadaşların eşgüdümlü çalışmadan anladığı şey “güdüm” boyutunda kalıyor. Güdümlü kadın arıyorlar” dedi. Yani “eş” diğer bir tabirle “ortak” kısmı kalkıyor, yerine güdümlü, uydu boyutu geliyor. Bunlar konuşulurken aklıma güdümlü füzeler geldi. Isıya ayarlı bir füzenin nerede patlayacağını kim bilebilir ki?!?  Konu konuyu açıyor işte. Erkek vatandaşlardan biri, “Kadın hareketi, kadının yer almadığı meclislerin gözden geçirilmesini istiyor. Ama meclise kadın vermiyorlar. Biz kurduk, şimdi sil baştan mı yapacağız?” Tabi cevap gecikmedi. “Meclis kurmuşlar, içinde kadın yok. İş bitmiş, ‘gel katıl’ diyorlar. Niye katılalım? O meclis değişecek.” O kadar… Bilmem anlatabiliyorlar mı!?!

Bu erkek sorunu derhal çözülmeli

Hayretle dinlemeye devam ediyorum.  Herkes sistemin işlememesinden şikayetçi. Şikayetlerin artışı karşısında dayanamayan bir vatandaş; “iki erkek arkadaş bir araya gelip, ‘ya ben Kadın Kurtuluş İdeolojisi üzerinde yoğunlaştım. Şu sonuca vardım’ gibi bir konuşma yapıyor mu? Kaç arkadaş kalkıp, bana ekolojinin tanımını yapabilir? Bilmiyoruz, okumuyoruz, sonra diyoruz sistem kuramıyoruz, paradigmayı uygulayamıyoruz. Tabi uygulayamazsın.” Salonda bir alkış fırtınası koptu sormayın gitsin. Dedim bu iş tamam. Herkes alkışladığına göre biz artık ekolojisttiz. Bu konuşma ardından dışarı çıkıp, plastik tabakta öğlen yemeğini plastik kaşık ve çatalla yedik. Bilmiyorum hangi kapitalistin kahvesini içtik. Sigara içip izmaritini yere attık. Çay bardağımızı masaların üzerinde bırakıp toplantı salonuna geçtik. Şaşkınım gerçekten, oysa  “ekolojinin” dibine vurmuştuk. Nerede o alkışlar…

Devam edelim. Konular can alıcı. Genç-yaşlı, eski-yeni, deneyimli-deneyimsiz tartışmasında vatandaşın biri, “Bilge diyordu, ‘bir insanın başında kaç tel kaldıysa oradan tutup çekin.’ Şimdi bazılarının kafasında bir kaç temiz beyaz saç teli kalmış. Oradan tutup çekeceğimize, siyah saç arıyoruz. Böyle de olmaz ki!” (Gülüşmeler) Hayat bir garip.

Ah bu zihniyetler, bu zihniyetler, “Ben bilirim, ben söylerim, sen yaparsın, edersin” havası… Gök gürlese, yıldırım düşse, bulut sinirden bir damla yağmur yağdırmaz be. Öyle insanı çileden çıkaranlar var. Çok açık söylüyorum bu erkek sorunu derhal çözülmeli. Bu kadar kıllık cana tak ettirdi. Arkadaş ya, nasıl oluyor da çoğunluktan bahsedip, tekçiliği dayatıyorsun? Bu nasıl bir akıl Ya Star! Enteresan… 

“Bana masal anlatma” 

Konuşulan her konu çok önemli tabi. Hele de Bilge’nin, “Örgüt olmadan Kürdistan’da yaprak kıpırdamaz” sözünü hatırlatan vatandaş, bu sözle birçok sorunun hem tespitini yapıp hem çözümünü söylemiş oldu. Devamla, “Orta sınıf çizgisi kendini Avrupa’ya ulaştırdı. Gerileyen ölçülerimiz var…” dedi. Ölçü demişken, vatandaşın biri de meclis denetleme komisyonuna seçilenlere ilişkin bir örnek verdi. “Meclis için tüm komisyonları oluşturmuşlar. Herkesi görevlendirmişler. Sonra akıllarına denetleme gelmiş. ‘Ya bir de denetleme vardı değil mi? Kimi yapsak acaba?’ diye düşünüp, her gün kahveye gidip, okey oynayan, boş, işsiz kişileri denetlemeye koymuşlar.” deyince nutkum tutuldu. Kala kaldım. Şimdi kim kimi denetleyecek? Ölçü hangisi? Öğreneceğiz! Çünkü mücadeleciyiz. Mesela genç kadınlar “Bana masal anlatma” kampanyası için sıkı bir mücadele verip, kurnaz, yalancı ve sahtekar “romantik” erkeğin ayağına kurşunu sıktı. “Sen misin bana prenses deyip, evlendikten sonra çamaşırcı, bulaşıkçı muamelesi yapan… De hayde hodri meydan..!” Ne yoktu ki canlar… Ama her şeyi de buraya sıkıştıramam ki. Zaten gazetemizin editöründen çok çekiyorum. Bir de siz üstüme gelmeyin. Kapitalizmin melekliğinden, Adem’in isyancılığına, kadınsız meclisten, güdümlü füzeye, pardon eşgüdümlü çalışmamaya şaşkınım, şaşkın…

Lafı uzatmayayım, kapitalizmin kölesi olur, çürüğü olur, küflenmişi olur, yosunu olur, herbir şeyi olur ama meleği olmaz. Tıpkı Adem’in hiç isyan etmemiş olması gibi. Peki kim isyan etmiştir? Lilith! Kim direnmiştir? Lilith! Peki Lilith kimdir? Erkek ile eşit, özgür koşullarda yaratılan ilk kadın. Peki isyanın ve direnişin sürdürücüsü kimdir? Kadınlar! O zaman konu kapanmıştır!

*Kürtçe’de kıl adam