Estetik ve güzel davranışlara dair

- Rojda YILDIRIM
266 görüntüleme

Bir ortama adım atar atmaz ilk dikkatimizi hareketler, davranışlar, konuşmalar çeker. Bakışlar, ilk izlenimi oluşturur. Aynı zamanda yüz ifadeleri, ilk söz oldukça önemli olur. Mesela bir derneğe ilk girdiğimizde ya da herhangi bir mekânda “rojbaş” ya da “günaydın” dediğimizde yüzümüzdeki tebessüm o ortamda pozitif bir etki yaratır. İnsanlar bu enerjiden dolayı birden bire yumuşarlar, varsa bir stresleri azalır, dağılır. Asık suratlar da bile bir gevşeme haline dönüşür. Sonrasında söylenen bir “merhaba”nın oldukça kıymetli bir anlamı vardır. Arapça’da bile selam demek “barış üzerinizden eksik olmasın” anlamına gelmektedir. Uzattığımız bir el, sarıldığımız bir arkadaş veya bir dost, “nasılsın” diye başladığımız bir sohbetin kıymeti çok büyüktür. Sohbetlerimiz, hal hareket ve davranışlarımız, konuşma biçimimiz bir ortamı direkt etkiler, hatta değiştirir. Bu değişim olumlu olduğu gibi olumsuz da olabilir.

Mesela tersini düşünelim; bir ortama ilk girdiğimizde asık suratlıyız. Ağzımızdan tek bir kelime dökülmüyor. Bir köşeye çekilip oturuyoruz. Sağa sola öfkeli bakışlar fırlatıyoruz. Birileri bir soru sorduğunda tersliyoruz. Cevap vermek istemiyoruz. Hatta kızıyoruz. Bu ve benzeri davranışlar bir ortamın sosyalitesini olumsuz anlamda etkiler. Daha iyimser duygulara sahip olan insanları bile bir anda gerer, agresifleştirir. Etrafa kötü bir enerji yaymış oluruz.

Yapılan deneylerde bile insanın etrafa yaydığı enerjinin iki tür etkisinin olduğu kanıtlanmıştır. Bu deneyde bir parkta bir yaprak üzerindeki su damlası mercekten büyütülmüş halde gösteriliyor. Parkta spor yapan bir kadın var. Kadın şarkı söylüyor, hareketler yapıyor ve gülümsüyor. Oldukça pozitif bir enerji yayıyor. Tam da bu sırada mercek yeniden su damlacığına odaklanıyor. Bu pozitif enerjiyi alan su damlacığı genişlemeye başlıyor, gevşiyor ve kendini yayıyor. Aynı parkta bir süre sonra başka bir kadın gösteriliyor. Bu kadın da spor yapıyor. Ama asık suratlı, yüzü gerilmiş halde, oldukça asabi gözüküyor. Kadın sporcunun etrafa yaydığı negatif enerji su damlasına yansıyor. Su damlası bu enerjiyi aldıktan sonra daralmaya, içe büzüşmeye, kapanmaya başlıyor. Ve sıkıştıkça sıkışıyor. Yani deneyde insanın her hareket ve davranış biçiminin sadece insanları değil, tüm canlıları etkilediği görülüyor.

İnsanın pozitif veya negatif algıları kesinlikle düşünme biçiminin yani zihniyet yapılanmasının bir sonucudur. İyiye, doğruya, mücadeleye odaklanmış bir zihinsel yapı en kötü ve zor koşullarda bile pozitif olmayı, yapıcı olmayı başarır. Kendini geri kalıplara hapsetmez. Hayatı tam tersine sürekli değişen, dönüşen canlı bir organizma olarak görür. Kazancakis’in Zorba adlı kitabında Zorba adlı karakter hayatı, doğayı o kadar canlı görür ki taşların günlük olarak yaşadığı değişimleri bile gözlemlemeye çalışır. Her sabah uyandığında dünyayı yeniden keşfeden bir bakış açısıyla bakar. Ve her anı canlılığın farkındalığının dehşet güzelliğine odaklar kendini. Ve Zorba hep bir şaşkınlık halindedir. Hep bir bilinmezin peşinde koşan bir kaşif gibidir. Dünya, evren sürekli keşfedilmesi gereken bir alemdir. İnsan ise arayışın kendisidir.

Dolayısıyla günlük yaşamımızda nasıl düşünüyorsak öyle yaşıyoruz, öyle davranıyoruz, öyle konuşuyoruz. Fikrimiz zikrimize yansıyor. Bir insanı gördüğümüzde dili sert ve kırıcı ise, küfürlü konuşuyorsa şiddet uyguluyordur ve bize oldukça itici geliyordur. Estetikten yoksun bir hareket olarak değerlendiririz. Yürüyüşümüz bile düşünme tarzımızın, kendimize yaklaşımımızın bir yansımasıdır. Kendine güveni olan, pozitif düşünen bir insanın yürüyüş tarzı daha diktir, bakışları çok daha keskindir. Kendine güveni olduğu için daha doğaldır, insanlarla ilişkilerinde daha fazla kendisidir ve baskıcı değildir. Devletçi ve iktidarcı karakterden kendini soyutlamıştır. Kendi doğal hakikatiyle vardır. Ama egemen zihniyetin etkisinde olan bir insanın davranışları da, konuşmaları da estetik ve güzellikten yoksundur.

Çünkü insan diğer canlılardan farklı olarak kültürü inşa eden bir varlıktır. Etik ve estetik anlayışını bizzat kendisi oluşturuyor. Mesela bir çiçeğin ayrıca estetik olmaya ihtiyacı yoktur. Zaten estetiktir. Doğanın ayrıca güzelleşmeye de ihtiyacı yoktur. Zaten güzeldir. Ancak insanın güzelleşmeye ihtiyacı vardır. Estetik olmaya ihtiyacı vardır. Çünkü insan toplumsal, sosyal, düşünsel olarak kendini üreten ve inşa eden bir canlıdır. Amacı sürekli iyiyi, doğruyu, güzeli, estetik olanı üretmek ve yaşam tarzı haline getirmektir. İnsanın milyonlarca yıllık tarihsel serüveninin özeti etik ve estetik olanı yakalamaya dönüktür. İnsanın insan olma mücadelesinin özü daha iyi, daha doğru, daha güzel yaşam arayışıdır.

Ana tanrıçalar tarihin derinliklerinden bize seslenirken daha güzel, daha iyi bir yaşamı, daha estetik olan bir anlayışı miras bıraktılar. Zerdüşt, Mezopotamya topraklarında “iyi düşün, iyi konuş, iyi yap” derken bu kültürü yaşatmaya çalışıyordu. “Eline, beline, diline hakim ol” derken de insanın hakikat arayışının iyiden, güzelden ve doğrudan yana olduğunu gösteriyordu. İnsanı insan yapan etik ve estetik arayışı ve bu uğurda verdiği mücadeledir. Örneğin erkeğin kadına şiddet uygulaması, devletlerin toplumlara şiddet uygulaması, tüm insanların canlılara, bitkilere, hayvanlara şiddet uygulaması etik, estetik ve güzelliğin yıkımıdır. Aynı şekilde sadece genel değil, bir kadının iradesini kırmak da estetiğin ölümüdür. Tam da buna karşılık YPJ’nin mücadelesi etik ve estetiğin en bariz ifadesiyken IŞİD ise etik ve estetiğin kıyımıdır. Estetik için mücadele eden kadınlar hayatın doğal gerçekliği iken, IŞİD ise hayat karşısında doğal değil bir sapmanın ifadesidir.

Hayat çok daha güzel olacaksa bu ancak her canlının kendi doğal hakikatine ulaşmasıyla mümkün olacaktır. Çünkü “güzellik iyilikten ve bunun mücadelesinden başka bir şey değildir…”