Gulabi Gang ve Bir Özsavunma Deneyimi

- Rojda YILDIRIM
321 görüntüleme

 

Hindistan kimilerine göre mistizmin ve simyacılığın ana vatanı. Hindistan denilince çoğumuzun aklına uzun siyah saçlı kadınlar, geleneksel Hint elbiseleri, güzelim ormanları, tapınakları ve yüzlerce dilin aynı anda konuşuluyor olması gelir akla. Büyüleriyle, gizemleriyle, tanrıçalarıyla, halen ineklere tapan totem inançlarıyla bir Hindistan’dır gözümüzün önünde canlanan. Kendine özgü toplumsal zenginliğinin yanında bir de kast sistemiyle, sınıflar arası uçurumun keskinliğiyle, şiddetin oldukça üst seviyede izlediği bir Hindistan daha var. Gandi’nin şiddete karşı felsefik naifliğine rağmen şiddetin kadın karşısında en uç noktada yaşandığı bir ülkedir aynı zamanda.

2014 yılında hafızalarımıza kazınan en önemli olaylardan bazıları Hindistan’da yaşandı. Sadece ülkenin gündemini değil bütün dünyanın da gündemini sarsan toplu tecavüzler şiddetin vardığı en son noktaya dikkatimizi çekti.

Hindistan kadın kırımının hangi düzeyde yaşandığını gösteren oldukça çarpıcı bir örnek. Hindistan sadece 2014 yılının değil beş bin yıllık ataerkil sistemin en çıplak yüzleşmesi olduğu için de önemliydi. Öyle ki yıl boyunca ülkede her yaştan kadınlara yönelik 24 bin 206 tecavüz olayı kayıt altına alındı. Başkent Yeni Delhi’de resmi rakamlara göre, her 18 saatte bir, bir kadın tecavüze uğruyor. 23 yaşında genç bir kadın öğrencinin bir saat boyunca otobüste toplu tecavüze uğraması ve sonrasında işkence edilerek katledilmesi dehşet verici bir gerçeklik olarak hafızalara kazındı. Ve peşi sıra yaşanan birçok toplu tecavüz vakası da erkeklik olgusunun faşizan düzeyini bir kez daha gözler önüne serdi.

gulabi gang

Hindistan’la ilgili haberleri okurken hep aklıma Haydutlar Kraliçesi gelir. Ülke sadece kadınların mağdurluklarını değil, buna başkaldıran kadınların hikayeleriyle de dolu. Haydutlar Kraliçesi kitabını yıllar önce okuduğumda Phoolan Devi’nin hikayesi inanılmaz bir kadın çıkışı olarak gelmişti. Ve oldukça da etkileyiciydi. “Demek ki oluyor” dedirten cinstendi. Hindistan’da özellikle de kadınlar arasında efsane haline gelen Phoolan Devi’nin hikâyesi sadece ülkesi için değil, tüm dünya için tecavüz konusunda ders niteliğindeydi. Phoolan Devi bir tecavüz kurbanı. Hindistan’ın bir köyünde fakir bir aileden gelen Devi, tüm yaşamını uğradığı tecavüzün intikamını almak için kurgulamış. O, bunun için dağlara çıkmış, kendi grubunu kurmuş, ve ezilen kadınlar adına mücadele yürüten silahlı bir kadın aktivist olmuştu. Yaşadıklarını kader olarak kabul etmeyen ve bunu değiştirmek için olağanüstü bir destan yazan Devi, 11 yaşındayken kendisinden yirmi yaş daha büyük bir adamla evlendirilip yıllarca eşinin tecavüzüne uğrayan ve her türlü şiddeti gören bir kadındır. Grubunu yanına alıp 1981’de köyüne döndüğünde önce kendi eşini sonra da kadınlara şiddet ve tecavüzden nam salmış yüksek kasttan 22 erkeği öldürür. Yoksullar arasında efsane haline gelen Devi, 11 yıllık hapis hayatı ardından halkçı Samajwadi Partisi’nden meclise girer. Ancak erkek egemen sistem 2001’de onu bir suikastle katlederek karşı intikamını alır. Onu katleden erkek ise yıllar sonra “sisteme başkaldırdığı” için öldürdüğünü söyleyecektir.
Devi ve binlerce kadının hikâyesi erkek egemen siteme karşı mücadele eden ve bunu değiştirmek için ağır bedeller ödeyen kadınları getirir akla. Her yıl yaklaşık 10 bin kadının namus adı altında katledildiği, on binlerce kadının da aile içinde ve sokakta şiddet gördüğü, tecavüze uğradığı Hindistan’da oldukça güçlü bir kadın hareketi örneği de var.

Bu hareketlerden biri de adını üyelerinin Hintçe “pembe” anlamına gelen Gulabi’den, üyelerinin pembe renkli elbiseler giymesinden alan Gulabi Çetesi, Hindistan’ın kuzeyinde yer alan Uttar Pradeş eyaletinde yaşayan bir grup Hintli kadından oluşuyor.

Grup, eskiden bir çocuk gelin olan beş çocuk annesi Sampat Pal Devi tarafından 2006 yılında kurulmuş. Oldukça yaygın olan aile içi şiddete ve kadınlara yönelik diğer şiddet türlerine karşı mücadele etmek için örgütlenen Gulabi’ler, eşlerine şiddet uygulayan erkekleri ziyaret ediyor ve bu şiddete son vermezlerse onları bambu sopalarıyla dövüyorlar.

Gulabi-Gang-marching-Photo-by-Torstein-Grude

Birinci halkada kadına karşı şiddetle mücadele eden Gulabiler, ikinci halkada ise yaygın yaşanan yolsuzluk, rüşvet, haksızlık ve kast sistemine karşı da mücadele ediyorlar. Hatta en bilinen eylemlerinden biri de şiddete karşı ses çıkarmayan ve erkekleri kayıran polis kurumlarını basmaları ve polisleri de dövmeleridir. Haksızlıklara ve ayrımcılığa karşı her yerde adalet eylemleri gerçekleştiren grup zamanla birçok kadının ve ezilenin de sempatisini kazanıyor. Okuma yazma kursları da düzenleyen Gulabiler, çocuk yaşta evliliğe karşı da aktif bir mücadele veriyor. Grubun 20 bin aktif üyesi var ve Paris’te de bir temsilciliğe sahip.

9 yaşında bir çocuk gelin ve 13 yaşında bir çocuk anne olan grubun sözcüsü Sampat Pal Devi’nin basına yansıyan demeçlerinde “buralarda kimse bize yardım etmiyor. Devlet görevlileri ve polis yolsuzluğa batmış durumda ve yoksullara karşılar. Bu yüzden bazen adaleti kendi ellerimizle sağlamak zorunda kalıyoruz. Bazen de yanlış yapanları teşhir ediyoruz. Biz kelimenin gerçek anlamında bir çete değiliz aslında. Biz bir adalet çetesiyiz” diyor.

Kast sisteminin, kadınların sürekli aşağılandığı, öldürmenin bile hak sayıldığı Hindistan’da böyle bir kadın hareketinin çıkması şaşırtıcı olmasa gerek. Gulabiler halk arasında bir nevi “yeniçağın adalet arayışçıları” olarak algılanıyor.

Yeri gelmişken kadınların özsavunma hakkı derken Erdoğan’ı anmadan da olmaz. Kürt kadınlarından yeterince korkan ve kadınlar özgürleşecek diye ödü kopan Erdoğan kadın özgürlüğüne saldırmaya devam ediyor. 25 Kasım Uluslararası Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan “erkek ile kadının fıtratı aynı olmaz. Eşitlik istemek yanlıştır” dedi. Ne diyelim Gulabi Gang ve Phoolan Devi gibi kadınlar çıksın karşına… Darısı senin başına…