9 Ocak davası ve hakikat arayışımız

- Rojda YILDIRIM
248 görüntüleme

rojbinParis katliamının üzerinden üç yıl geçti. Üçüncü yılda bir kez daha 9 Ocak günü biraraya geleceğiz. Avrupa genelinde birçok eylem düzenlenecek, katliam bir kez daha lanetlenecek. Kürt kadınları ve dostları üç yıldır kesintisiz bir biçimde davanın aydınlatılması, gerçek suçluların açığa çıkarılması için mücadele etti. Her Çarşamba “suskunluğunuz suçluluğunuzdan mıdır” sloganlarıyla başta Fransa olmak üzere birçok ülkede “adalet” arayışı sürdü. Kürt halkı katliamın arkasındaki asıl gücün adının konulmasını ve yargılanmasını istedi.

Ancak 2016’ın önemi sadece protesto eylemleriyle karşılıyor olmamızda değil elbette. Katliam davası 2016 yılında görülmeye başlanacak. Dava tarihi bir nitelik taşıyacağı gibi birçok açıdan da bir ilki temsil edecek. Çünkü dava politik bir dava olmakla birlikte ilk defa bir devlet ve onun resmi kurumu cinayeti işleyen fail olarak işaret edilmekte. Bu anlamda sürecin kendisi farklılıklar içerecektir. Çünkü Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledilmelerinin de dâhil olduğu siyasi cinayetler sürecinin Paris’te tarihsel bir geçmişi bulunmaktadır. Paris aynı zamanda bir siyasi cinayetler şehri olarak da anılmaktadır. Üç Kürt kadın devrimcinin katledilmelerinin görüleceği davadan önce farklı siyasi cinayetlere ilişkin davaların hiçbiri aydınlatılmamış, hepsi bir şekilde sonuçsuz bırakılmıştır. Bir tek İsrail devletinin Filistinli devrimcilere dönük yaptığı suikastların üstü örtülmemiş, bizzat İsrail tarafından açık üstlenilmiştir. Ancak gerek Güney Afrika mücadelesinin önemli öncülerinden biri olan Dulcie September’in öldürülmesi, gerek Bask’lıların, gerekse de birçok ülkenin muhaliflerinin katledilmelerine dair yaşanan siyasi cinayet davaları aydınlatılmamış, birçoğuyla ilgili takipsizlik kararı verilmiştir.

SARA ARK 2Tamilli devrimcilere dönük yapılan katliam davası da halen görülmekte ve Tamil halkı da tıpkı Kürt halkı gibi adalet arayışını sürdürmektedir. Bu tür siyasi cinayetlere hakim yaklaşım, davaların politik yönünün örtbas edilip, kriminalize edilmesi, bir kişiye yüklenmesi veya  çoğu zaman da hiçbir failin izine rastlanmaması temelinde davaların düşürülmesidir. Paris katliamı bu anlamda hakikatlerin ortaya çıkarılması için önemli bir başlangıç olabilir. Çünkü dava aynı zamanda MİT’le somut ilişkisi olan ve bunun üzerinden somut kanıtların olduğu bir içeriği taşımaktadır. İlk defa bir devletin istihbarat kurumu cinayetle direk suçlanmaktadır. Bu anlamda dava tarihi bir niteliktedir. Dolayısıyla adalet arayışımızın asıl mecrası Türk devletinin yargılanmasını ve bunun bir savaş suçu olarak ele alınmasını sağlamaya dönük olmalıdır. Çünkü devletler bu tür davalarda kendi çıkarlarını, konjonktürel gelişmeleri ve dengeleri esas alırlar. Çoğu zaman hukuk bu dengeler bağlamında ele alınır ve buna göre rol biçilir. Dolayısıyla hukuksal kararların hakikate ve adalete uygun olmasını sağlamak ise yine mücadele eden güçlere düşmektedir. Çünkü egemenlerin hakikat kaygıları yoktur ama bizlerin vardır.

Tam da bunun için hakikatlerin açığa çıkması ve katliamın aydınlatılması için Kürt kadınlarının, Kürt halkının ve dostlarının yapacağı her tür aktivitenin önemi bir kez daha artmaktadır. Çünkü dava Kürdistan tarihinin, sömürgeciliğin, vahşetin, savaşın kördüğüm haline getirdiği bir çok hakikatin somut kesişme noktasını ifade etmektedir. Dava aynı zamanda devletin karanlık yüzünün ve sömürgeciliğinin bir özeti niteliğindedir. Her şeyden de ötesi bu dava direnen bütün kadınların hakikat arayışında önemli bir kilometre taşı niteliğini taşımaktadır.

Elbette ki bilincimizde, algımızda bu katliamı kimlerin, hangi güçlerin yaptığını en iyi Kürt halkı bilmektedir. Ancak bunun uluslar arası alanda da devletler nezdinde de teyit edilmesi, adının konulması savaş suçlarının tanımlanması bakımından önem taşımaktadır.LEYLA

Paris katliamına ilişkin politik, hukuki sürecin takibi ve dava etrafında şekillenecek eylemsellik süreci 2016 yılının da temel gündemlerinden biri olmaya devam edecektir. Kürt Kadın Hareketi’nin bu bağlamda belirlediği çalışma takvimi oldukça önem taşıyor. Ocak ayında Paris’te yapılacak olan “Politik Cinayetler ve Hukuk” konulu konferansın yanı sıra davaya az bir zaman kala gerçekleştirmeyi planladığı “Politik Kadın Cinayetleri ve Kadın Mücadeleleri” konulu konferanslar davanın siyasal, ideolojik, hukuksal ve kadına dönük yönünü irdelemek açısından önemli olacaktır. Yine üç yıldır kesintisiz olarak devam eden Çarşamba eylemleri de 2016 yılının Ocak ayından itibaren “Paris katliamının aydınlatılması için nöbetteyiz” sloganıyla devam edecektir. Adalet ve hakikat arayışımızda bu eylem bir nöbet eylemi biçiminde sürdürülecektir. Kürt kadınları katliam aydınlatılıncaya kadar her Çarşamba nöbetini tutacaktır. Bu noktada katliam gerçekliği ve bunun mücadelesini sürdürmede birçok kadın hareketini de sürecin öznesi haline getirmek önem taşımaktadır. Çünkü Sakine, Fidan ve Leyla şahsında özgürleşme yolunda ilerleyen, iradeleşen, örgütlenen kadın hedef alınmıştır. Her üç kadın devrimci nasıl ki tarihten günümüze kadar süzülüp gelen bir kadın direniş geleneğinin birer halkasıysa, dava da dünya kadın mücadeleleri açısından önemli bir sembol olacaktır. Bu bağlamda hiçbir kadın katliamı kişisel değil politiktir, son tahlilde kadın cinsine karşı işlenmiş ideolojik bir cinayettir. Paris katliamı ne kadar ideolojikse mücadelemiz de  o kadar ideolojik olmak durumundadır. Hakikatin izinden ancak böyle yürünebilir…