AKP politikalarında kadın olmak

- Ruken Aras
270 görüntüleme

Kürdistan coğrafyasında ve Türkiye’de özel savaşın tarihte ender görülen politikaları devreye sokulmuş durumda.

Çoğu zaman ulus devletçiliğin kirli savaş politikalarını konuşuyoruz. Ve bununla bağlantılı olarak kadınların savaşlardaki mağduriyetlerini dile getiriyoruz. Bu yazıda yine tarihte ender rastlanan bir politikaya değinmeye çalışacağım: Savaşın kadınlar eliyle meşrulaştırıp sürdürülmesi… (Bir kadın için oldukça zor bir yazı olsa da.)

Türkiye Cumhuriyeti ulus devlet politikalarını Kürtler üzerinde uygularken son kırk yılda siyaset sahnesinde, orduda, basın- yayın organlarında genellikle biyolojik olarak erkekleri görürdük. Bir Tansu Çiller gelmiştir bu ülkeye “erkekten beter kadın” namıyla akıllarda kalan. 90’ların kuşağı onun vahşet planlarını hiçbir zaman hafızasından çıkarmaz. Öldürülecek Kürtlerin isim listesini cebinde taşıyan bir siyasetçiydi Tansu Çiller. Yalan, iftira, işkence, köy yakmalar, daha neler yaşatmadı ki kendisi bu ülkeye.

Kadın özgürlüğü konulu seminer ve eğitimlere katıldığımızda erkek arkadaşlardan gelen ilk soru “madem kadının doğasında savaş, tecavüz, yolsuzluk olmaz; peki Tansu Çiller’i nereye koyacağız?” olmaktaydı.

NAZLI CELIK 2AKP’nin sahneye çıkardığı kadınlar

Şimdilerde vahşet politikalarına ortak olan, bunları savunan, sadece milliyetçiliği değil; dinciliği ve cinsiyetçiliği de meşrulaştırmak için sahneye çıkarılan kadınlardan bahsetmek gerekiyor. Ve çok önemli bir soruyu da sorarak: AKP, kadınların evde oturması, erkeğinin eşi, çocuklarının annesi olması gereken düşünceyi savunurken; neden kadınları sahneye çıkarıp siyasette kullanıyor?

Bir ‘haberci’: Nazlı Çelik! Kürdistan coğrafyası ev ev bombalanırken ve insanlar diri diri yakılırken; kendisi hiç kimsenin giremediği savaş alanına girip uydurma bir senaryoyla bu vahşeti meşrulaştırıyor. Güler misin, ağlar mısın seviyesine geliyor insan. Uzman asker JÖH’lerin ve insanlıktan çıkmış PÖH’lerin  kalkanlarla giremediği alana kendisi çelik yelekle giriyor ve tabii görüntü almak için askerlerin en önüne geçiyor. Komedi burada da bitmiyor, “sokaklar temizlenmiş” dedikten sonra “evet sayın seyirciler şimdi çatışma başladı” diyor.

Bir siyasetçi, bir bakan: Sema Ramazanoğlu! Çocukların sistematik bir şekilde tecavüze uğradığı Ensar vakfına karşı gelişen tepkilere “bir kereden bir şey olmaz “ diyerek cevap veriyor. Çünkü o vakıf AKP siyasetinin çocukların zihin inşasında görev almış ve devletin kaynaklarıyla beslenen bir vakıf. Sonra ekliyor kendisi: “Bu tür çocuk tacizi ve tecavüzü haberlerini sıkça yayınlamak doğru değil.”

Emine Erdoğan; Cumhurbaşkanı’nın eşi! Bugüne kadar sadece siyasetçi erkeğin yanında ülke gezilerinde görülen ve fakir çocukların kafalarını okşarken fotoğrafları çekilen bir kadındı. Ama şimdi “Osmanlı’da harem kadınları hayata hazırlayan eğitim yuvalarıydı” diyecek kadar rol ve misyonunu üstlenmiş durumda.

Sanal alemde kimi kadınlar adeta Erdoğan’a tapınmanın meşruluğunu üstlenmiş durumdalar: “Başkanım istesin kocama sunmadıklarımı sunmaya hazırım”, ” Kocanı boşa gel dese, hemen haremine girerim.”

Ve AKP üyesi kadınlar! Kürdistan’da yakılıp yıkılan evlerin duvarlarına asılan Türk bayraklarının önünde hatıra fotoğrafları çektirip sonra doğup büyüdükleri mekandan göç eden aileleri dolaşmaya çalışan “merak etmeyin, devletimiz büyüktür, karnınızı doyuracak; sizi aç bırakmayacak” diyen kadınlar…

Kadınları evcilleştirme projesi

8 Mart Amed’inde kadın polis; erkek polislerden nasıl eğitim aldığını kadına yakışmayan uygulamalarla gösteriyor: “Ben devletim, hangi pankartı taşıyacağınıza ben karar veririm.” Sonra kadınlardan çakmakları da toplamaya kalkışırken erkek SEMA RAMAZANOGLUpolis onu uyarıyor. Yani o kadar da abartma diyor.

AKP kendi iktidar sistemini inşa ederken aslında evin dışında görmek istemediği kadınları neden kullanıyor? Bir kadın basın yoluyla yalanlar söylüyor, bir kadın erkeğin kölesi olunması gerektiğini ifade ediyor, bir kadın devletin vahşetinin altında hatıra fotoğrafı çektiriyor.

AKP’li kadınlar seferlik halinde Kürdistan’ı adeta işgal edip ardından asimile etmenin projelerinde bizzat yer alıyor.

AKP kadın kolları başkanı Kürdistan’da özellikle 30 yaş altında ve okula gitmemiş kadınların özgürlük mücadelesine sempati duyduğunu üç evle konuşarak keşfetmiş ve proje olarak da binlerce sosyolog, psikolog; her mahalleye istihdam alanı, kadın merkezi açma fikrini kabullenmiş. Devlet evleri yıkacak ve arsalara el koyacak, kadınlar da teknik işler tamamlandıktan sonra yeni bir toplum yaratacak. Çünkü onlara göre burada cahil, kendini bilmeyen, zavallı kadınlar var ve bu kadınları eğitmek gerekiyor.

Yani iktidarın kafesine sokmak için kadınları evcilleştirme projesi… Tıpkı insan mutlu olsun diye doğasından çalınıp evcilleştirilen atlar, köpekler, kafese sokulan kanaryalar gibi, tıpkı ormandaki kökünden koparılıp balkonlara ekilen çam ağaçları gibi.

Keşke konuşabilsek…

İktidarın politikalarını hangi özgür iradeleriyle kabullenip uyguladıkları tartışılabilir ancak keşke bu politikalara alet olan kadınlarla kendi tarihimizi konuşabilsek…

Günümüzden daha birkaç bin yıl önce doğal toplumda kadınların yaşamı anlamlandıran duruşlarını paylaşabilsek. Kendi kimliklerine nasıl sahip çıktıklarını, erkeğin köleleştirmesine karşı binlerce yıldır nasıl direniş sergilediklerini anlatabilsek.

Bugün iktidarın politikalarına ortak olan kadınlara kendi cinsleri üzerinden iktidarın  nasıl kendini meşrulaştırıp süreklileştirdiğini gösterebilsek.

AK PARTI OLAGANUSTU KURULTAYI ICIN BASBAKAN ERDOGAN VE DISISLERIİnanna’nın elindeki 104 ME’yi vermemek için neden Enki’yle bu kadar çetin bir mücadeleye girdiğini,

Tiamat’ın neden öz evladı tarafından öldürüldüğünü,

bilge kadınların nasıl cayır cayır yakıldığını,

Hz. Muhammed zamanında kadınlar tarafından dolup taşan camilerin neden şimdi sadece erkeklere tahsis edildiğini paylaşabilsek.

Kürdistan’da yaşanan katliamlara ortak olmak kadının doğasında bulunamaz. Kadının doğası biyolojik bir şey değildir sadece. Kadının doğası binlerce yıllık deneyimin, yaşamsal kazanımın, direnişin kadın hafızasında yer edinmesidir. Kadının adaleti böylesi bir vahşet politikasını kabul edemez. Kadının adaletinde eşitlik vardır, farklılıklara saygı, doğayı kutsama vardır.

Bir erkeğin kadını olmak değil; toplumsal yaşamın anlamlandırılmasında öncü olmaktır kadın kimliği.

Bir başka farklılığı kendine benzetmeyi kabullenmemektir kadın olmak.

Ulus devletin döktüğü kanların önünde hatıra fotoğrafı çekenlere itiraz etmektir kadın hakikati.

Çünkü tarih boyunca biz kadınlarız uygarlık güçlerinin talan politikalarına karşı direnen.

Kendimiz bu kadar katledilmişken,

Bu kadar tecavüze uğramışken

Yaşamdan koparılmışken

Nasıl sözümüzü dinlemiyor diye başkalarını katlederiz, nasıl tecavüzcüleri savunuruz, zengin olup fakirlerin başını nasıl okşarız, nasıl bir ülkeyi işgal ederiz?TWEET AKP

Bedeni kadın bedeni olsa dahi zihniyeti erkek egemenliğine hizmet eden kadınlara seslenmek gerekiyor: Aslında katledilen senin yok edilmek istenen hakikatindir. Bir kadın kendi katiline kendi tecavüzcüsüne aşık olamaz.

Kadın olmak kendi olmaktır. Söz dinleyen değil; söz söyleyen ve bu sözü örgütleyendir.

Diktatörler kadının direniş damarlarını çok iyi bilirler. Bu damarı kesmek isterler, kesemediklerini de tıkamak isterler. Ya da böyle bir damar olmadığı yalanını yayarlar.

Diktatörler kadınların direngen damarlarından da çok korkarlar.

Bu yüzdendir iktidar sahibi erkekler; geçici bir süreliğine kadınları etkilemesi için kadınları kullanırlar. “ Bak bu kadınlar benim yoluma geldi, bu yüzden  mutlular, siyaset yapabiliyorlar, tutuklanmadan, öldürülmeden yaşıyorlar, zenginler… Sen de benim sözümü dinle,  sen de rahat yaşa.”

Yaşamın hakikatine erişen kadınlar…

Oysa yaşamın hakikatini çözen kadınların direnişi bugün katledilen Sêvê’lerde, defalarca zindana giren Çimen’lerde, Pero’larda, Olcay’larda kendini göstermeye devam ediyor.

Kadının direniş tarihi, halkı için kendini düşmanın panzerine bomba yapan Arin Mirxan’larda sürüyor.

Onurlu yaşamı başkalarına tabi olmaya tercih eden  kadınlardır bugün tarihin sahnesinde direnen…

Kadınlara Kıssadan Hisse:

Biz Kürtleri en çok da kendi içimizdeki hainler yaralar. Kendi var oluşunu yani Kürt kimliğini iktidarın nimetlerine satanlar geriye talan edilmiş bir coğrafya, katledilmiş çocuklar, unutturulmuş ana dili bırakırlar. Ama onlar iktidarın yan koltuklarında otursalar bile bir gün iktidar onları da yok etmeyi bilir. İşini bitirdikten sonra yapar bunları.

İşbirlikçi de olsan, sonuna kadar inanmış da olsan, günde kırk takla da atsan; senin var oluşunun kendisi yani Kürtlük hep bir tehlikedir iktidar için.

Çünkü yanı başında direnen bir Kürtlük onurlu yaşam mücadelesi verirken ve bu direniş yayılırken  iktidarın korkuları hep büyümektedir.

Yukarıdaki “Kürt” sözcüklerini kaldırıp  yerine “kadın” sözcüğünü  koyalım;  bakalım ne olacak?

Kıssadan hisse.