‘Allah’ım, biz aynı Tanrı’ya mı dua ediyoruz?’

- Ruken Aras
208 görüntüleme

IŞİD çetelerinin zulmünden kendi topraklarını terk etmek zorunda kalan bir Kürt kadının feryadıydı bu sözler; Allah’ım, biz aynı Tanrı’ya mı dua ediyoruz?  Binlerce Kürt, binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan, evlerinden, ağaçlarından, hayvanlarından ayrılmak zorunda kalıyordu.

Amed Kadın Akademisi’nde Jineoloji birimini ilk oluşturduğumuzda “Tek Tanrılı Dinler” dönemini araştıralım demiştik ve  karşımıza Êzîdîlik çıkmıştı. Birçok arkadaş “Yezidilik” diyor ve sürekli “Êzîdîlik” dememiz gerektiği konusunda birbirimizi uyarıyorduk.  Çok az şey biliyorduk onlar hakkında ve onlar adına konuşmak değil, onlarla konuşmak üzerine karar almış ancak kadın arkadaşlarla tanışmakta zorlanmıştık. Aradan bir yıl bile geçmemişti…

Şimdi  Êzîdîkadınlar Amed’de, yanı başımızda. Binlerce kadın tecavüz edilmek üzere kaçırılmış, kendileri ise zor bela buraya gelebilmişti. Çadır kamplarda savaşın son bulmasını bekliyorlar.  Biz böyle buluşmayı hayal etmemiştik aslında.

Jineoloji biriminde  “Demokratik Ulus” paradigmasını tartışırken dört parça Kürdistan üzerine konuşmuştuk, ama hiç görmediğimiz Kobane, Efrin, Cizre bize o kadar uzaktı ki, harita üzerinden yerlerini ezberlemeye çalışıyorduk.

Şimdi Kobaneli kadınlar Amed’de yanı başımızda… Yaşlı ya da çocuklu oldukları için topraklarını bıraktıklarını söylüyorlar ve YPG- YPJ’nin direnişini büyük bir umutla bekliyorlar. Biz böyle buluşmayı da  hayal etmemiştik aslında.

İnsanlık tarihinin ilk yerleşim yerlerinden biri olan, ilk uygarlıklara tanıklık etmiş bu topraklar şimdi yine büyük katliamlara tanıklık ediyor. Tıpkı tarihin birçok döneminde birçok uygarlık temsilcisi rahiplerin, kralların, komutanların uyguladığı katliamların benzerini yaşıyoruz. Kendi iktidarını ve ideolojisini yaymak için her türlü zora ve ikna yöntemlerine başvuran erkek aklı bugün IŞİD temsilinde kendine yer buluyor. Ortadoğu’ya yönelik her türlü saldırının ve  uygulanan politikanın temeline bakarken, kimlere öncelikle saldırıldığına dikkat çekmek  gerekiyor. Kadınlar, Êzîdîler, Kürtler katliamların ilk hedefleri ise bunun bir sebebi olmalı.

Toplumsal kültürün devamlılığını sağlayan, demokratik uygarlığın sürdürücüsü olan  kadının  doğasını yok etmek isteyen IŞİD önce kadınlara tecavüz ederek ideolojik bir mesaj veriyor.

Farklı inançlardan en fazla katliama uğramış olan Êzîdîlere saldırıyor, çünkü Müslümanlığı kabul etmemenin cezasını onlara çektirmek istiyor. Onları yok etmek direnci yok etmek aslında.

Kürtlere saldırıyor çünkü tarihsel süreç içerisinde Ortadoğu’nun en kadim halklarından biri olduklarını, tüm işbirlikçilere rağmen  doğal yapılarından kopmadıklarını biliyor.

Kürtler , Êzîdîler ve Kadınlar… Zulme, asimilasyona, yozlaşmaya, tecavüz kültürüne  karşı direnen ve kendini her katliamda bir kez daha, yeniden  doğuran farklılıklar…  Meselenin sadece petrol ve suya bağlı olmadığı; binlerce yıldır direnen doğal toplum yaşamına karşı geliştirilen bir savaş olduğu şimdi daha iyi anlaşılmaya başlayacaktır.

İktidar sahipleri,  zihniyetleri işgal etmek üzerinden  kendini konumlandırıyor ve bunun için de tüm düşünce yöntemlerini kullanıyor. IŞİD, katliamlarını gerçekleştirirken dinciliği, milliyetçiliği, cinsiyetçiliği sınırsız derece kullanıyor. Ve böylece katliamlarını meşrulaştırıyor, süreklileştiriyor. Arkasında Türkiye, Katar, Arabistan gibi devletleri alarak vahşice saldırıyor.

Müslüman olan milyonlarca insan için müslümanlık adına hareket eden bir çetenin katliamlarına karşı sessiz kalmasının altındaki bilinci sorgulamak gerekiyor. Aynı katliamlar Almanlardan Müslüman kadınlara gelseydi acaba bu sessizlik devam eder miydi? Bunca sessizliğin altında hangi bilgi yapılanması yatıyor? Binlerce insanın cennete gitme arzusuyla kadınlara tecavüz etmesi, erkeklere tecavüz ederek tehditlerle savaşa alması, insanların kafasını kılıçlarla koparması Müslümanlığın hangi kitabında yazıyor olabilir? Peki kitapta yazmıyorsa buna inanmanın gerekçeleri ne oluyor? Kadınlara dair sergilenen IŞİD tecavüz kültürünün tarihsel ve toplumsal süreçlerini kendi araştırmalarımızla ortaya çıkarabilmeliyiz. İmamların ve şeyhülislamların, özellikle 13. yüzyıldan itibaren akılla düşünmeyi Ortadoğu topraklarına yasakladığı, kadınların artık camiye gidemediği, hutbe veremediği, sokağa çıkamadığı, gülmesinin yasaklandığı dönemleri açığa çıkarabiliriz.Böylece Kürt Halk Önderi’nin İslam’ın demokratik özü ile hangi mesajı vermek istediğini, iktidar sahiplerinin dini siyasetlerine alet edişini tahlil edebiliriz.

21. yüzyıl Ortadoğusu, bir türlü kendi rönesansını gerçekleştirememenin sonuçları olarak İslam adına her türlü katliamların yaşandığı bir yüzyıl olmaya devam ediyorsa, bu sürecin nasıl işlediğini ve faillerini açığa çıkarmak biz kadınlara düşüyor. Erkek aklının tüm ideolojik saldırılarının kurbanı olan biz kadınlar Ortadoğu’nun özüne kavuşmasında tarihin gidişatını alt üst edeceğiz. Tarih artık egemenlerin kalemiyle yazılmayacak, toplumsallığın yaratıcı gücü kadının eli ve yüreğiyle yazılacak. Rojava’da YPJ  şahsında gerçekleşen kadın devrimi tüm Ortadoğu’ya ışık olacak, moral olacak.

Şimdi Amed’deler ya Êzîdî kadınlar; direniş kazanıldığında, Şengal’e döndüklerinde,   Laleş’te ibadetlerini bitirmelerini bekleyeceğiz ve birlikte Güneş’e doğru yürüyeceğiz. Etraflarına çember çizdiğimiz çocukluğumuzun saflığıyla birbirimize sarılarak yürüyeceğiz.

Şimdi Amed’deler ya Kobaneli kadınlar; zafer kazanıldığında Rojava’ya döndüklerinde, Güneş’i karşılayacağız göğü delen zılgıtlarımızla.

Ruken Aras