Amed’de bombalar patlarken…

- Ruken Aras
252 görüntüleme

Genel seçimler öncesi 5 Haziran 2015 tarihinde, yüz binlerce insanın katıldığı Amed mitinginde bombalar patladı ve dört insan hayatını kaybetti.

Amed mitingi seçimlerden iki gün önce yapılacaktı. Hepimiz çok heyecanlıydık. Heyecanımız miting alanı olan İstasyon meydanının ne kadarının dolup taşacağına dönüktü. Artık barajı aşacağımıza emindik, ama oyların çalınma riski üzerine kaygılarımız her daim sürüyordu. Uykusuz geceler yaşıyorduk. Sabahları seçim bürolarında güzel rüyalar, korkunç kabuslar anlatılıyordu…

Mahalle çalışmaları,  seçimler tarihinin en sistemli ve  kararlı çalışması olma özelliğine sahipti. İtiraf etmeliyiz ki ilk kez ev ev dolaşarak gerçek bir seçim çalışması sergileniyordu. Kapılarda saatlerce insanlarla sohbet ediliyor, bürolara dönülüp bu görüşmeler değerlendiriliyordu. Zaten insanlar var olan iktidar güçlerine karşı güvenlerini kaybetmeye başlamış, HDP’nin söylemleri umutları yeşertmişti. Mahalle çalışması yapanlar arasında da muazzam bir irade kendini gösteriyordu. Tüm ihtimaller, baskılar, saldırılar hesaplanıyor, ona göre örgütlenme ve hazırlık çalışmaları yapılıyordu.

Hepimiz zalim tanrıların savaş kararını duymuştuk ve ne pahasına olursa olsun saltanatlarını bırakmak istemediklerini biliyorduk.

Ama yüz binlerce insanın içine bombalar konulacağını bilmiyorduk.

amed-miting-alan-patlama-yeniler1

Kendimize sormadığımız soru: Kaçmak mı kalmak mı?

Sabahın parlak güneşi öğlenin kızgınlığına yerini bırakırken miting alanına dört kapıdan adeta coşkun akan bir nehir gibi insanlar geliyordu.

Newroz’da, Barış gruplarının gelişinde, gerilla cenazelerinde insan selini fazlasıyla görürdük ama ilk kez seçim sürecinde, bir mitingde böylesi bir kitleyle karşılaşmıştık.

Eğer öncesinde bir miting çalışması içerisinde yer almışsanız o eylemde herkes gibi coşkuya  katılma olasılığınız çok azdır. Çünkü çalışmanızın sonuçlarını eylem ortasında değerlendirirsiniz, sorumluluklarınız devam eder, hep birileriyle eylemin analizini eylem ortasında yaparsınız. Arada bir kaçamak yapıp halaya durur ya da sloganlara katılırsınız.

Yine böyle bir anı yaşıyorduk…

Annelerin kucağında üç aylık bebeklerin, yetmiş yaşında insanların, engellilerin, gençlerin, kadınların tek yürek olup sahnedeki konuşmaları dinlediği bir anda  ve mekanda bombalar patladı.

İlk patlama oldu ve biz sahnedeki anonsa kulak vererek trafonun patladığını düşündük. Birkaç dakika içerisinde ikinci büyük patlama oldu.

Bombanın patladığı esnada  çıkış kapısına değil, patlamanın olduğu yere doğru yüzümüzü çevirdik. Yaralılar geçiyordu önümüzden, biz koridor açıyorduk. Biz koridor açıyorduk ölü bedenler taşınıyordu. Kollar, bacaklar kopmuş, etraf kan gölüne dönmüştü.

Kaçmak mı orada kalmak mı sorusunu hiç sormadık kendimize.

Çünkü orada ölenler ve kurtarılmayı bekleyenler zaten bizlerdik. Mitingden sonra “gitmek ve kalmak”la ilgili birçok değerlendirme yapmış olsak da bombaların patladığı esnada bunu hiç düşünmedik. Patlamanın ardından il binasına doğru yürürken  bir arkadaşımın yakını “devlet insanlar korksun, bir araya gelemesin diye bombalıyor, yarınki Wan mitingi bence iptal edilir” dediğinde “arkana bir bak” dedim. Döndük, arkamıza baktık, simsiyah bir insan seli kararlılıkla parti binasına doğru yürüyordu. “Göreceksin,  Wan  mitingini yapacak çünkü Wan gözü karadır, cesurdur” dedim. Şimdi fark ediyorum aslında insandan ve toplumdan bahsederken  şehir ismi kullandığımı. Bir arkadaşım da hüzünlü sesiyle mırıldanıyordu:

“ Bırakıp gidemezdim, bırakıp gitseydim utancım bir ömür boyu beni bırakmazdı. “

dyb-08-05-15-istasyon-meydan3

Kürdistan’da “biz olmak”

Kürdistan’da “biz olmak”  duygusunun temelinde yıllarca yürütülen büyük zihniyet savaşının kazanımları vardır. Her ölümü kendi evladını karşılar  gibi karşılamak, kurtulan bir cana kendi evladına sarılır gibi sarılmak…

Kendin olmakla “biz olmak” arasındaki felsefeyi ve ahlaki bağlılığı öğrendik Kürdistan’da.

İnsanın zihniyet dünyası yani inandıkları, anlamlandırdıkları, yaşadıkları, umutları, dili, kültürü her şeyi onun duruşunu belirliyor. Korkunun, cesaretin, iki yüzlülüğün, fedakarlığın dışa yansıması zihnimizdeki bilgi yapılarıyla birebir bağlantılı. Kürdistan’daki bilgi yapılanmaları da devletin öğrettikleri ile özgürlük felsefesi arasındaki tercihte açığa çıkıyor.

Yaşama ve ölüme yüklediğimiz anlam da zihniyet dünyamızdaki bilgi yapılarında gizli.

Bir kelebeğin bir günlük ömrü ile yüz yıl aynı şeyleri tekrarlayarak yaşamak isteyen insan evladının evrenin uyumundaki karşılığını çözmeye çalıştık bu savaş koşullarında…

Özgürlüğün tanımı ve yaşamı anlamlandırma konusunda sadece teorik yoğunlaşmalar yaşanmadı bu topraklarda. Ölümlerin ve serhildanların anlamı toplumsal hafıza yarattı. Yaşamdan çıkararak bilgimizi üretmeye çalıştık.

Bu halk tüm ölümlere rağmen özgürlük aşkından vazgeçmedi. Çünkü evlatları, kardeşleri, arkadaşları, komşuları akın akın dağlara gitti, kimisinin cenazeleri geldi, kimisinden hiç haber alınamadı ama dağlardaki özgürlük aşkı hep ilmek ilmek işlendi.

 

srnk-13-06-2015-silopi-ypg-ypj-savascilari-cenazeler-karsilama22Acılarının hesabını soranlar

Kürdistan’da herkes mücadeleye aynı düzeyde katılamadı. Ailelerini, yaşamlarını, sistem içi hayallerini bırakamayan ama yüreği hep özgürlük mücadelesinde olan insanlarla dolup taşıyordu kentler. Mücadeleye ölümüne katılan ve  sistemin tüm verilerini reddeden insanlar, asla kalanları  insafsızca yargılamadılar. Ama kalanlar hep vicdan azabını yaşadılar ve bunu telafi etmenin koşullarını arayıp durdular. Basın açıklamaları, büyük yürüyüşler, cenazelerin kitlesel karşılanması dünya halk devrimi tarihine geçse dahi, kalanlar hiç tatmin olmadılar bundan. Ne devletin istediği bir vatandaş olunabiliyor ne de özgürlük aşkının gereği olarak militanca mücadele edilebiliyordu.

Bir yandan işgal edilmiş bir ülke korunurken bir yandan da kapitalist moderniyete alternatif toplum modelini açığa çıkarmak için eğitimler, tartışmalar, programlar yapıldı bu topraklarda . Anneler ve babalar kendi tarihlerini masal anlatır gibi çocuklarına anlattı. Çocuklar büyüdü ve ağabeylerinin ablalarının mücadelesini devam ettirdi. Kendileri birebir yaşamamış olsa dahi yaşanmış acıların hesabını sormaya yemin etti. Çünkü anne ve babaları çocuklarına kendi tarihlerini anlatırken aslında bunun insanlık tarihi olduğunu hissettirdi.

 

dyb-07-06-15-yarali-oy-kullandi1111“Biz” olmanın anlam gücü

Kürdistan’da ben olmanın biz olmayla diyalektik bağında sürekli saldırı altında olmanın ve sürekli kendini anlatma zorunda kalmanın gerçekliği de yatmaktadır. Bize hep Kürt olduğumuz için saldırıldığından dolayı Kürt olmanın varlık gerekçesi etrafında örgütlü duruş sergilendi. Bir de yalanlarla boğuşmanın, iftiraları alt etmenin, kendini doğru anlatmanın süreçleri sabır denen bir politikayı da geliştirdi.

Zordur yaşadığınız gerçekliklerin bir başkaları tarafından farklı yorumlanması ya da hiç görülmemesi. Neredeyse tüm dünya sizi terörist olarak lanse ederken enternasyonel dayanışmayı geliştirmek için mücadele edersin, ama en çok da kendi içinde sarsılmaz bir bağ geliştirirsin. Çünkü saldırıya uğrayan, katledilen, iftira edilen nesne sadece bir beden değildir, bir varoluşun kendisidir. Devletler, binalar, elbiseler, okullar, insan vücudu sadece bedendir oysa aslolan bu bedenin içerisindeki duyguların, düşüncelerin toplumsallaşmaya sunduğu katkıdır. Ölümlere yaklaşım da bu temelde gerçekleşir Kürdistan’da. Evladını savaşta yitiren ana ve babalar “Yavrum Kürdistan’ın şehididir, bütün şehitler benim evladımdır” der. Gözyaşını eve saklar ve herkesler gittiğinde bir köşeye çekilip ağlarlar.

Ben olmakla biz olmak değerleri anlamlandırmakla ilgilidir Kürdistan’da.

O yüzden hiç tanımadığın bir Kürt bir başka kentte lince uğradığında kendin uğramış gibi olursun. Kobanê Amed’dir, Amed Kobanê’dir dersin.

O yüzden zindandaki tutsaklar ölüm orucundayken yemek yemeye utanırsın.

O yüzden dağlardaki özgürlük savaşçılarının hepsini ayırt etmeden seversin.

 

LisaSaraylar saltanatlar devrilir…

Amed mitinginde iki bomba patladı ve üçüncü bombanın nereden geleceğini bilmeden insanlar alanda kaldılar. Bu bombaların HDP projesine atıldığını biliyoruz. Saltanatlarının sarsıldığını hissedenlerin HDP projesi ile sonlarının ne olacağını gördüklerini ve her türlü provokasyona girişeceklerini de biliyoruz.

Saraylar saltanatlar binlerce insanın kanı üzerinden, yoksul insanların tabağından çalınarak yapılıyor. Ama öldüğümüzde hepimiz iyi ki sadece beyaz kefenle gideceğiz. Ve geride kalanlar, kurduğumuz bedenler değil, insana ve evrene dair miras bıraktığımız düşüncelerimiz, sözlerimiz, yazılarımız olacaktır.

Patlamanın olduğu o miting alanını terk etmeyen şeyin kendisi toplumsallaşmanın, inancın, umudun, isyanın bedene dönüşmüş haliydi.

İki bacağı kesilen Lisa uyandığında zafer işaretiyle yaşama merhaba dedi.

Kolları ve parmakları alçılar içindeydi bir yaralı oy kullanmaya gelirken.

Hastanede yatan yaralılar seçim günü kendilerine yardımcı olunmazsa oy kullanmak için her yolu deneyeceklerini söylüyordu.

Lisa’nın bacakları, o gencin kolları belki artık yaşamlarını maddi zeminde kolaylaştıramayacak ama zihniyet dünyalarındaki hakikat aşkı onları  mücadeleye daha sıkı bağlayacak.

Kürdistan’da bedenleri kaybetmek değildir ölüm, asıl ölüm ahlaki duruşu kaybetmektir.

Bu yüzden toprağı, dili, kültürü, kimliği için ölen yiğit insanlara “ölümsüzdür” denilir.