Daha neler…

- Ruken Aras
307 görüntüleme

ada-kadin-yuruyus-1Amed’de kadının direniş ve sömürge tarihi konularındaki buluşmalarımızda kimi tarihi çözümlemeler esnasında en fazla dikkat çeken mimiklerimiz, “hadi ya” der gibi bakışlarımız oluyor.

Şimdilerde Türkiye’nin birçok kesiminde de “hadi ya”, “yok artık daha neler” sözleri çok duyulur oldu. Sadece Kürdistan’da yaşandığı için katliamlara karşı cılız çıkan sesler; Batı’da yaşandığında “yok daha neler” dedirtiyor.

Şehirlerde bombalar patlıyor, insanlar sokak ortasında infaz ediliyor, bodrum katlarında insanlar yakılıyor, akademisyenler, öğrenciler tutuklanıyor, gazetelere el konuluyor, yurtlarda çocuklara tecavüz ediliyor, zafer işareti yapmak suç oluyor. Ve zaten varlığı kanıksanmış olan yoksulluk, kadın katliamları ve sömürü düzeneği artarak devam ediyor.

Bugünlerde sıkça tekrarlanan “hadi ya, nasıl olur, yok daha neler” dedirten tarihsel süreçleri günümüz gerçeklikleriyle karşılaştırabiliriz.

Ortaçağ’da, cadı avlarında yüz binlerce bilge kadın,  “şeytanın yeryüzündeki temsilcisi” gösterilerek katledilir. Kilisenin engizisyon mahkemesi öyle bir ihbar ağı kuruyor ki artık neredeyse herkes birbirini şikayet ediyor. Ve hatta bir gün mahkeme başkanının eşi dahi cadı olarak suçlanıyor. Bu katliam süreci 200 yılı aşkın sürüyor.

21. yüzyıldayız ve Kürt kadınları Paris’te, Van’da, Silopi’de katlediliyor, Taybet Ana’nın cenazesi günlerce sokak ortasında bırakılıyor. Türkiyeli aydınlar, gazeteciler, emekçiler hiçbir hukuk dinlenmeden tutuklanıyor, işlerinden atılıyor.

Osmanlı imparatorluğunda bir harem kültürü var… Çevreden kaçırılarak getirilen kadınlar dayakla, işkenceyle, sazlı sözlü eğlenceyle eğitilerek padişahın cinsel fantezilerine sunuluyor.

21. yüzyıldayız ve Türkiye cumhurbaşkanın eşi “ Osmanlı’daki haremler kadınları hayata hazırlamak için birer eğitim yuvasıydı” diyor. Ve DAİŞ, Êzidî kadınları kaçırıyor, onlara tecavüz ediyor, pazarlarda satıyor.

Hitler Almanya’sında birçok mağazanın camekânında “Yahudiler buradan alışveriş yapamaz” yazıyor.

21. yüzyıldayız ve Türkiye’nin2 İstanbul’unda mağazanın camekânına “HDP’liler buraya giremez “ yazısı asılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra İsmet İnönü şefliğinde Kürt illerinde Türkleştirme politikaları başlar ve buna Şark Islahat Planı denir. Kürtçe yasaklanır, şehir isimleri değiştirilir, Kürt aileler sürgün edilip yerine Türkler yerleştirilir, yatılı okullar açılır.

21. yüzyıldayız ve Türkiye Cumhuriyeti’nde Cizre, Silopi, Sur, Nusaybin yerle bir ediliyor, kadın, çocuk, yaşlı yüzlerce insan canlı yayınlarda katlediliyor, hayvanlar telef oluyor, belediye eş başkanları tutuklanıyor, insanlar göç ettirilip coğrafyamızda “insansızlaştırma politikaları” geliştiriliyor. Bunun adına “temizlik operasyonu” deniyor.

12. yüzyılda İmam Gazali adeta Ortadoğu’ya aklın girmesini yasaklar. Düşünmek, soru sormak, eleştirmek yasaktır artık. Adeta donmuş bir akla dönüşür Ortadoğu.

21. yüzyıldayız ve Bilim Teknik Dergisi Tübitak, kanserin tedavisini sadece iç huzura bağlamaktadır.

Dünyanın başka kıtalarını keşfeden beyaz Avrupalı erkekler, Afrika’yı fethederken adeta bir kadına tecavüz eder gibi o topraklara ayak basıyor. Siyahî insanları gördüklerinde insan olup olmadıklarını merak ediyorlar ardından onları köle olarak çalıştırıyorlar. Afrika kıtası delik deşik; siyahi insanlar perişan…

21. yüzyıldayız ve Ortadoğu’daki savaşlardan kaçan mülteciler Akdeniz’in derin sularında boğuluyorlar, ülkeden ülkeye kirli pazarlıklarla göç ettiriliyorlar…

Beş bin  yıl öncesinde ölümsüzlüğü arayan Uruk kralı Gılgameş, egemenliğini sürdürmek için doğal ortamdaki vahşi yaratık Enkidu’yu kadın cinselliğiyle kandırarak terbiye ediyor ve kendi hizmetine sokuyor. Kendisini koruması için sedir ağaçlarını kesmek isterken oradaki bir başka vahşi yaratık Humbaba ise ona diz çökmüyor, kendi coğrafyasından çıkmasını istiyor. Gılgameş “kendi olmakta” direnen Humbaba’yı vahşice öldürüyor. Asimile olmuş Enkidu ve hayatını yitirmek pahasına Gılgameş’i ormanına sokmayan Humbaba…

21. yüzyıldayız ve Kürt Halk Önderinin benzetmesiyle Enkidu ile Humbaba nasıl da bugünün AKP yandaşı Kürtler ile  onuru için direnen Kürtlere benziyorlar.

Saymakla bitiremeyeceğimiz toplumsal tarih süreçleri mekanın, mekanizmaların, kişilerin değişmesi dışında aynı zihniyetin birer devamı olarak sürüyor.

Bir de direniş tarihinden örnekler vardır  saymakla bitiremeyeceğimiz. Kadınların doğal toplum kültürünü temsil etmekten vazgeçmeyişi ve bu uğurda kırımlara uğramayı göze alışları vardır… Terzi Hermes’ten Zerdüşt’e, Buda’dan Konfüçyus’a; MANSETSokrates’ten Brunolara kadar sürgünleri, zindanları, ölümleri göze alan hakikat arayışçıları vardır.

21. yüzyıldayız ve Cizre nasıl da benziyor doğallığını satmak istemeyen Humbaba’ya,

Taybet Ana nasıl da benziyor cadı avlarında katledilen bilge kadınlara…

Bombalar patlayacak korkusu yayılarak Amed Newrozunu boşa çıkarmak isteyenlere inat nasıl da benziyor Kawa’ya odunların üzerinde zafer işareti yaparak oturan yaşlı amca…

Nasıl da benziyor Cizre’de; o bodrum katında yakılanlar, “dünya yuvarlaktır ve bu hakikati görüyorum” dediği için meydanda cayır cayır yakılan Bruno’ya…

Kilise, Bruno’yu yakarak dünyanın düz bir tepsi olduğu gerçeğine herkesi -korkutarak-  inandıracağını düşünmüştü. Oysa Dünya yuvarlaktı ve bu hakikat kendi arayışçısı cezalandırıldıktan sonra herkes tarafından kabul gördü. Ve hatta kutsal kitaba rağmen kilise de kabul etti Dünya’nın yuvarlak olduğu hakikatini.

Çünkü Dünya eninde sonunda yuvarlaktı…

“Tarih tekerrürden ibarettir” demek yerine Kürt Halk Önderliğinin “Tarih günümüzde gizli ve biz tarihin başlangıcında gizliyiz” sözü daha iyi karşılıyor yaşadığımız bu katliam çağını ve direnişçilerin onurlu duruşu sayesinde bitmek tükenmek bilmeyen hakikat arayışını…