Öz yönetimden kimler korkar?

- Ruken Aras
218 görüntüleme

srnk-15-10-15-idil-saldirilar-karsinda-sabaha-kadar-direndi1Öz yönetim kavramı bugün Kürdistan’da en çok konuşulan, ilan edilen ve beraberinde T.C.’nin saldırı, gözaltı, tutuklama gerekçesi olan bir kavram.
Ve hatta bir savaş gerekçesidir öz yönetim kavramı …
Yönetim kavramı toplumsal hafızalara  öylesine katı ve iktidar endeksli yerleştirilmiştir ki başına öz eki getirmek, bir de Kürt halkı tarafından bunu yapmak katliam gerekçesidir.
Yönetim deyince bilgi yapılarındaki genel algı bir partinin, bir yönetimin, bir hükümetin çoğunluk tarafından seçildikten sonra o çoğunlukla birlikte kendisini seçmeyenleri de yönetme biçimi olarak kabul görüyor. Yaşamları, kültürleri, dilleri, eğitimleri, ekonomisi, doğası hakkında her şeye artık o seçilmiş olan üç beş kişi yani  iktidar temsilcileri belirler.
Bu yönetme biçimi üstten, dışarıdan, uzaktandır. Yerelin özgünlüklerini, taleplerini, hassasiyetlerini dikkate almayan üsttekiler; çoğunluğun oyunu aldığı için herkes hakkında tasarrufta hak görür kendisini. Ankara’daki üst yönetim Karadeniz’deki bir yolun nerede, ne renkte, nasıl yapılacağına karar verir ve koşulsuz hayata geçirir. Çünkü o devlettir. Devlet ise iktidar mekanizmasının ete kemiğe bürünmüş halidir.

Halk iradesi büyür ve iktidarlar küçülür

Egemenlik ilişkilerinin şekillendirdiği sistemlerdeki yönetimlerde halkın kendini yönetmesi yani kendi hakkında karar vermesi durumu söz konusu değildir. Bu zaten iktidar ideolojisinin doğasına terstir.
Düşünsenize bir sokakta yaşayanlar o sokaktaki yaşam hakkındaki her şeye kendileri karar verecektir. Yoluna, suyuna, eğitimine, sağlık politikalarına, suçu cezalandırma ve ortadan kaldırma yöntemlerine, kadına yönelik şiddetle mücadele biçimine, işsizlik sorununa o sokakta yaşayan herkes ama herkes karar verecektir. Merkezi sistem olan devlet mekanizması korkar elbet bu yönetim biçiminden. O zaman kendi varlığının bir koşulu kalmaz. Yolsuzluk yapamaz, yasaklar getiremez, katliam yapamaz, oğlu rahat rahat gemi filoloları alamaz, bakanı halkı azarlayamaz, kadınlara “sen bir kadın olarak sus” diyerek kadına dair konuşma hakkını kendinde göremez. Öyle olursa karşısında bir halk iradesi görür.
Budandır ki egemen olan her kesim öz yönetim kavramından çok korkar. O zaman kendi iktidarı zayıflayacaktır. Artık sözünü dinletemeyecektir.
Öz yönetim; evrendeki tüm varlıklarda görülen, yaşamın kendisini sürdürebilmek için ihtiyaçların karşılanmasını sağlayan bir eylem biçimidir. Yaşam bireyde ve toplumda gerçekleşiyorsa o yaşamı sürdürmek üzerinde irade olmak da bireye ve ait olduğu topluma bağlıdır. Bu ilke evrendeki tüm varlıklar için geçerlidir. Yeme ihtiyacını gidermek, dışa karşı kendini savunmak, soyunu sürdürmek eylemleri bir yönetme biçimi gerektirir.
Öz yönetim kavramı yaşama dair tüm ihtiyaçların karşılanmasında iradelerin, farklılıkların, yeteneklerin, ekonominin koordine edilmesidir. Hem yaşamı sürdürebilme, toplumsal sorunlara çözüm olabilme, hem de yaşamı daha da güzelleştirmeye dair her bir varlığın söz hakkının, eyleminin olduğu ilkedir öz yönetim.
Kuşlar sürü halinde nasıl da düzenli göç ederler, sırayla bir kuş öncülük eder sürüye.
Bir gül kendini korumak için dikenini yanından ayırmaz.
Ağaçların dallarındaki yaprakların tüyleri vardır kendini korumak için.
Nehirler özgür akmak ister, önüne set geçirildiğinde çıldırır, öfkelenir, taşar.
Bir bebek aç kaldığında çığlık çığlığa ağlar, uyku vakti geldiğinde uyumak ister.
Evrenin döngüsü muazzam bir öz yönetim biçimi.
Peki ya insan topluluğu?
Ya kadınlar?

Başkası değil, biz yöneteceğiz

Toplumlar iradesizleştirilerek kendileri hakkında düşünmeleri ve eylemeleri engellendiği gibi kadınlar da binlerce yıldır başkaları tarafından yönetiliyor. Kendini yönetmek isteyen halkların karşısına polis copu, asker silahı, devletin kanunları çıkıyor. Kendini yönetmek isteyen kadın kimliğinin karşısına da babanın otoritesi, kocanın şiddeti, devletin kanunları çıkıyor. 2
Kürtlerin yoğun yaşadığı bir ilçeye Kürt olmayan, orada hiç yaşamamış, Kürtlerin dilini, kültürünü bilmeyen ve hatta Kürdün düşmanı olan bir kaymakam atanıyor. Bu kaymakam tüm ilçeyi, herkesi, yaşamı kendi otoriter anlayışına göre yönetiyor. Bunun adı faşizmdir, merkezi yönetimin kendisi demokrasi düşmanıdır. Kadın düşmanı, özgür gençlik düşmanıdır. Doğaya HES’ler yaparak, ormanlara villalar dikerek, toprağı çoraklaştırarak tecavüz etmeyi kendinde hak görenler özyönetimleri elbette istemezler.
Binlerce yıldır toplumlar kendi gerçekliklerinden koparılmak isteniyor ve öz yönetimsiz bırakılıyor. Yani nesneleştiriliyor. Yani kimliksizleştiriliyor. Yani hiçleştiriliyor. Ve yaşam anlamsızlaşıyor.
Kadın kimliği karanlıkta bırakılarak nesneleştiriliyor yani başkaları tarafından yönetilmelerinin zemini oluşuyor.
Oysa kadın kimliği tarihsel süreçlerde gördüğümüz gibi on binlerce yıl doğal toplumun sürdürülmesinde, yaşamın anlam kazanmasında, üretimin düzenlenmesinde başat rol oynar.
Bugün ise kadın kimliği değil toplumsal öz yönetime katılmak; kendine dair bir karar almaktan da uzaklaştırılıyor. Kadının kendini yönetme kararlılığı bireysel yani örgütsüz olduğunda ise karşına ölümler, tecavüzler, yoksullaştırma, toplumdan dışlanma kalıyor.

Toplumsal özgürlük yakınlaşıyor
“Ya benim istediğim gibi olursun ya da benim katliamlarıma katlanırsın” diyor merkezi yönetim.
Bedeli ise Cizre’de devlet tarafından gömülmesine izin verilmediği için çocuğunun cenazesini günlerce buzlukta saklayan annenin gözyaşları oluyor.
Ekmek toplamaya giderken katledilen yaşlı amcanın yalnızlığı oluyor.
Varto’da şehitlikler bombalanıyor, yerle bir ediliyor, içindeki cami ve cemevi yıkılıyor.
Kadınlar, binlerce yılın öznesi iken erkek egemen sistemin kölesi yapılan kadınlar öz yönetimin ne olduğunu en iyi bilendir. Bu yüzden de toplumsal sistemin oluşumunda Kürdistan’da en önde kadınları görürüz. Evladını yitirdiğini gün bile “barış” isteyen kadınlar…
Kürdistan demokratik ulus zihniyetinin öz yönetim biçimi olan demokratik özerklik sistemine gebe artık.
Ve kadınlar bu sistemin inşasında en öndeler. Çünkü biliyorlar kölece yaşamanın  onursuzluğu dayanılmazdır. Kadınlar kendi varoluşlarını ortaya çıkarıp tarihsel kölelik sistemini mahkum ettikçe toplumsal özgürlük daha da yakınlaşıyor.
Toplumun iradesizleşmesi ve kimliksizleştirilmesi kadın kimliğinin karanlıkta bırakılmasıyla sürdürülüyor. Rojava şahsında Kürdistan gösterdi ki kadınlar toplumu aydınlatacak, kendini özne olarak görecek ve kendini yönetme hakkını kazanacak.

Devletler, erkekler, zenginler korkuyor

Kürdistan’da gelişen öz yönetim tartışmaları  Ortadoğu’ya bir aydınlık getirecektir. Çünkü özyönetim isteği bir reddedişi, bir sorgulamayı, bir arayışı gerektiriyor. Bu da köleliği reddediş, ulus devleti sorgulayış ve özgürlüğü arayış süreçleri olacaktır.
Kim korkar öz yönetim talebinden? Kendi egemenliğinin elinden gideceğini anlayan devlet zihniyeti  korkar, evdeki baba, koca, işyerindeki müdür, fabrikadaki patron korkar. Yani devletler, erkekler ve zenginler korkar.
Köylerden, mahallelerden başlayan ve kentlere yayılan “kendi yaşamım hakkında kendim karar veriyor ve inşa ediyorum” eylemi merkezi sistemin gereksizliğini de ortaya çıkaracaktır. Herkes kendi farklılığıyla, kendi yetenekleriyle, kendi iradesiyle günlük yaşamını sürdürecek, sanatını, ekonomisini, eğitimini “kendi olarak” hayata geçirecek.
Güzel bir yaşam arayışının felsefi olan politik ve ahlaki toplum ancak kadınların ve toplumların “ KENDİ” olmaları şartıyla inşa edilebilir. Kendi olmayan varlıklar başkalarının kölesi, işçisi, karısı yani nesnesi olurlar.

3Öz yönetim ve kadın özgürlüğü…

Var oluş felsefi;  özyönetim mücadelesiyle birlikte kendini yakıcı hissettirmeye başlıyor.
Öz yönetim ilkesi gülün dikenini, nehirlerin coşkun akışını, yıldızların huzurlu bekleyişini anlamaktır.
Öz yönetim ilkesi bir sabah uyandığımızda sokaklarımızda polisin gaz bombası yerine çocuk seslerinin varlığı, çöplerde ekmek arayan yoksulların yerine tandırda komünal ekmek yapılışının resmidir.
Öz yönetim ilkesi kadının özgürlük mücadelesini toplumsal özgürlüğe evriltmesinin koşuludur.
Barışın, komünal yaşamın, doğayla bütünlüğün temel taşı olan özyönetim ilkesi korkakların kabusu  olmaya devam edecek çünkü özgürlüğün ne olduğunu öğrenen bir halk ve kadınlar bu direnişten geri adım atmayacaktır.
İnsan; özgürlüğün ne olduğunu anlamaya görsün, o zaman kafamızın içinde taşıdığımız beyinlerimizin başkasına değil; kendimize ait olması gerektiğini öğreniriz
Kadınlar; özgürlüğün nefesini hissetmeye görsün, o zaman erkeğin, devletin, kocanın karşısında kabul ve ret ölçülerinin öz yönetim ilkesi olduğunu öğreniriz.
İnsan öğrendikçe devlet çıldırıyor. Kadın sorguladıkça erkek çıldırıyor. Çünkü bu sorgulamalar özgürlüğe gebe. Özgürlük ise iktidarın yok oluşuna…