Suna’nın 2015 yılı

- Ruken Aras
212 görüntüleme

Suna, Amed’in Suriçi semtinin öz yönetim ilan edilen bölgesinde yaşayan dört yaşında bir “çocuk”.

Suna, Kürdistan’daki farklı halklar topluluğunun bir üyesi, kimi bölgelerde Çingene, kimi yerlerde Roman olarak adlandırılan ama Sur içinde kendilerine “Dom” denilmesini isteyen bir halkın çocuğu.

Suna, hergün ziyaretlerine gelen turistler ya da ekonomik durumu kendilerinden daha yüksek  kesimler tarafından “yoksul” olarak adlandırılan ezilen sınıfın bir temsilcisi.

Ve Suna, yaşam deneyimleri arttıkça kadın kimliğini temsil edecek olan bir “kız çocuğu”…

Özyönetim ilanı yapılSURICI-COCUK-OZ YONETIMdığı esnada mahallelerinde büyük beyaz bir çadır kurulmuştu Suna’nın. Aylar önceydi… Henüz sarayın özel birimleri çadırı bombalamamış, sivilleri katletmemiş, duvarlara vahşetlerini sergileyen yazılar yazmamıştı… Nöbet tutulan çadırın etrafı mutlu çocuk sesleriyle doluydu. Bazen annelerin sabrı taşıyor çocukları kovuyor; ama çocuklar kümesten kaçıp gene geri gelen civcivler gibi ortalığı karıştırıyordu. Suna’yla ilk karşılaşmamızda aramızda farklı bir bağ gelişmiş, yüzlerce çocuk arasında yüreğim Suna’nın o heyecanlı, yaramaz, mutlu gözlerine takılmıştı… Suna, annesinin öldüğünü biliyordu, babası, dedesi ve büyükannesiyle yaşıyordu. Bir de kendinden bir yaş küçük kardeşi Özgür… Arkadaşlar Özgür’e  “agire sor” diyordu. Öylesine hareketli, meraklı ama kimsenin yanına yanaşmayan bir çocuk.

Suna’nın annesinin ölmediğini, evi terk ettiğini birkaç gün sonra öğrendik. Babaanneye göre başka bir erkekle kaçmış, orada da yapamamış, baba evine dönmüş; şimdi de geri gelmek istiyormuş. Ama babaanne “ cezasını çekecek” diyordu. Kimilerine göre ise Suna’nın annesi eşinden kaçmış, babasının evine gitmiş, orada başka bir erkekle evlendirilmiş, ama o evlilik de sorunlu olunca baba evine geri dönmüştü. Velhasıl öz yönetim ilanı sürecinde yaşanan direnişler, devletin vahşi saldırıları, felaket beklentileri arasında biz Suna’yı annesiyle nasıl buluşturalım diye kafa yorarken sokağa çıkma yasakları ve yaşanan  süreç erteletti bu düşüncemizi.

Suna’nın yoksulluğu kimin onlara nasıl baktığına göre tanımlanabilir. Ezen- ezilen sömürü sisteminde kapitalist modernitenin en alt katmanındadır Suna. Maddi olarak yoksuldur ama ben Suna’nın gözlerindeki heyecanı ve mutluluğu kentlerdeki çocuklarda göremez olmuştum. Kentlerdeki çocukların güzel giysileri, bilgisayarları, rengarenk oyuncakları vardı belki ama insan toplumsallığına dair kültür kalmamıştı. Suna’da ne telefon, ne bilgisayar, ne süslü bebekler, ne evcil hayvanlar vardı. Onda doğal bir yaşam akışkanlığı sürüyordu. Bütün mahalle, kapısının önüne çıkar, sokakta oturulur, çocuklar çılgınlar gibi oyunlar oynar. Taşlar, tenekeler, toprak, kadınların babakanuç yaparken arttırdığı patlıcan sapları onların oyuncağıdır.

Neden Domların bu kadar öz yönetime ve bu direnişe sahip çıktığını çok düşünür oldum. Dünya genelinde de Romanların yaşam tarzları, kültürleri, sistemle olan ilişkileri farklılıklarını korumalarını sağlamıştır. Kadınların burunlarına taktıkları hızmalar, yüzlerine yaptıkları daqlar, sapsarı boyadıkları saçları, sütyen takmamaları, çocukların gözlerine sürdüğü sürmeler… Dışarıdan, üstten, başkasından gelen tüm ötekileştirme, küçümseme, dışlamalara rağmen onların “kendi olma” halleri demokratik ulus modelinde önemli bir konu olmalıdır.

Suna, 2015 yılında büyük heyecanlar yaşadı, devletten de büyük saldırılar gördü. Evleri tarumar oldu, yoksullukları bir kat daha arttı, evsiz kaldılar. Ama gözlerinde heyecan, özel harekat timleri yüzünden birkaç günlüğüne korkuya dönüşse de yine doğal haline geri geldi.

COCUKLAR SUR4 günlük sokağa çıkma yasağı sonrasında özel harekât timleri girebildikleri yerlerden biri olan Suna’nın mahallesine gelir ve Suna’yı da çembere alarak “hevaller buraya geldi mi, evinizde kaldı mı” diye sorarlar. Suna korku dolu gözlerle ama soğukkanlı görünerek cevap verir: “Onlar hiç gelmediler ki, onlar gittiler, onlar hiç gelmediler, gittiler onlar!”

Şimdi bu satırları yazarken, devletin Farqin ve Nusaybin katliamlarından sonra Suriçi’ne de tekrar gireceği beklentisi hakim…

Suna’nın 2015 yılı devlet saldırıları, yoksulluk ve sistem tarafından ötekileştirme ile geçti. Ama Suna’nın yaşamında bu yıl,  özgürlük tohumlarının adımları da atıldı. Büyüdüğünde Suna bu günleri hatırlayacak mıdır acaba?

Suna’nın 2016 yılı bir halkın özgürlük mücadelesinin yükseldiği bir yıl olarak geçecek. Suna; dışlanan, ötekileştirilen, katledilen, boyun eğen bir halkın değil; kendi varlık tanımlamasını gerçekleştirmiş, direnen  bir halkın çocuğu olmaya devam edecek. Suna, yoksul bir insan olarak kalmayı kabul etmeyecek, komünal yaşamı kurmaya çalışan halkın çocuğu olacak… Suna, erkeğin sömürüsüne boyun eğmeyecek ve özgürlük mücadelesini kazanan kadınların kucağında Güneş’in özgürlüğünü selamlayacak.

Suna aslında Özgür Özerk Kürdistan olacak…