Yaralanmış kadın kimliğidir Ortadoğu

- Ruken Aras
233 görüntüleme

Ortadoğu’da yaşanan savaşlar ve iç çatışmalar dünya gündeminde uzun süredir yer alıyor. Arap baharı diye adlandırılan ancak sonucu bir hüsrana uğrayan halk hareketlilikleri ile birlikte asıl şimdi DAİŞ vahşi çetelerine karşı insanlık onurunu koruyan Rojava’nın yarattığı devrimler bütün gözleri Ortadoğu’ya çevirdi.

Yaşananlar üzerine uzmanlık alanları sahneye çıkıyor ve her akıl kendi bilgi yapılanmasına, kendi devlet bağlantılı çıkarlarına göre fikir yürütüyor.

Orada yaşamamış, o coğrafyaya hiç gitmemiş hatta üzerine hiç roman bile okumamış insanlar bugünlerde Ortadoğu uzmanı olmakta ve sosyal bilim etiği sorgulanmaktadır.

Ortadoğu uzmanı olmak ne demek ve bu uzmanlığın bilgi deposunu, bilgi sınırlarını, çözümleme etiğini kim belirliyor. Televizyon programları ve gazeteler devletin güdümünde kendini var eden  insanların karmakarışık konuşmalarıyla dolup taşıyor. Kim suçlu, kim DAİŞ’e destek veriyor, ABD bundan sonra ne yapacak, Körfez ülkelerinin durumu ne olacak sanki kahve falına bakar gibi değerlendiriliyor.

Gençler Ortadoğu’ya dair sistemin bilgi yapısıyla şekilleniyor, bilgiler de ezbere donatıldığı için unutuluyor, iyi ki de unutuluyor. Ancak hafızalar öylesine boşaltılmış ki en çok konuşulana inanılıyor ya da en yakınındaki ne diyorsa ona… Kadınlar klasik rolleri aşamamanın getirdiği yaşam pratiği içerisinde Ortadoğu üzerine fikir yürütemiyor. Erkekler kendi siyasi liderlerinin söylemleri üzerinden birer uzman kesilmiş durumda.

antp-08-03-13-kadin-platformu-aciklama

Ortadoğu hakikati…

Ortadoğu’da kazanlar kaynıyor, savaşlarda milyonlarca insan ölüyor, kadınlar tecavüze uğruyor, yoksulluk bir kader gibi yaşanıyor, doğa talan ediliyor ama Ortadoğu üzerine Avrupa bakış açısı ile Batılı insanlar değerlendirme yapıyor. Kendilerini kurtarılmış, akıllı, modern gören Batılılar, Ortadoğu insanı ve toplumsal sorunlarını değerlendirirken zavallılık, geri kalmışlık, kurtarılmayı bekleyenlerin çığlığını duyurma üzerinden politikalar yapıyor.

Savaşlar bitmeden savaşın içinden çekilen fotoğraflar yarıştırılıyor, belgeseller çekiliyor, kitaplar yazılıyor.

En dokunaklı savaş fotoğrafı yarışmada birinci seçilirken o kareyi kimin çektiği, o kaliteli makineyi almak için ilkesel olarak nerede durduğu, fotoğrafçının ve fotoğrafı seyredip zevkle alkışlayanların vicdanı sorgulanmıyor.

Ortadoğu hakikati hakkında  doğru bilginin kaynağı büyük  bir sorun olarak durmakta.

Kadınlar için cehenneme dönen topraklar

21. yüzyılda yaşanan krizi ele alırken tarihsel temellerine inmemek, toplumsal karmaşıklığı ifade etmemek, kadının statüsünü ele almamak, ekolojik boyutunu hiçe saymak zaten  egemen ideolojinin yöntemini onaylamak demektir.

Ortadoğu sadece savaşların değil; bir yandan açlıktan insanlar ölürken bir yandan altın kadehlerde içkilerin içildiği bir coğrafya… .

Müslümanlık adına her türlü tecavüzün, kılıçla kafa kesmelerin, yolsuzluğun, ahlaksızlığın yaşandığı ve bunların meşrulaştırıldığı bir mekândır Ortadoğu.

Kadınlar içinse binlerce yıldır cehenneme dönüştürülmüş bir coğrafyadır. Kadın kimliğinin neden bu derece düşürülmek, yok edilmek ve lanetlenmek istediğini anlamak için tarihin karanlık sayfalarını aydınlatmak gerekiyor. Bu da ancak biz kadınların kendi tarihimizi devletin sınırlarından ve öğretilerinden bağımsız araştırmalarıyla  sağlanabilir. Beş bin yılı aşkındır süregelen devletçi erkek egemen sistemin tam da kadın kimliğini yok ederek bu tahakküm senaryolarını sürdürebileceğini anlamak için kadının kendi tarihini ve toplumlar tarihini birbirinden koparmadan ele almak bir yöntem olarak karşımızda duruyor. Bugünkü yazılan tarihte ne kadınlar vardır, ne de bu tarihi kadınlar yazmıştır. Erkek egemen tarih yazımını bile bozuma uğrattığımızda bir zamanlar bu topraklarda Tanrıçalık kültürü ile kadının yaratımlarına, değerlerine, doğayla olan muhteşem uyumuna, toplumdaki düzenleyiciliğine karşı duyulan saygıyı görebilmekteyiz. Kadının bedenini tecavüzlere mekan yapan, iradesini kıran, emeğini sömüren erkek egemen aklın aslında kadın kimliğinden nasıl da korktuğunu Ortadoğu kadın tarihinde aydınlatabiliriz.

Herşey kadının lanetlenmesiyle başladı

Ortadoğu’da egemen zihniyetler milliyetçiliği, dinciliği, cinsiyetçiliği kullanırken neden kadınlar üzerinden bu politikalar uygulanıyor sorusunun cevabını tam da kadın odaklı bir zihniyet yapılanmasında aramak gerekiyor. Tek başına kadının mağdur edilmesi üzerinden bir değerlendirme yapmak yetersiz kalmaktadır. Çok daha önemli bir nokta erkek aklının kadın paradigmasının yeniden örgütlenmesinden koruyor olmasıdır.

Erkek egemen zihniyet kadın paradigmasından  korkuyor çünkü  doğal toplum sürecinde saygınlık uyandıran kadın kimliği barışı, adaleti, doğayla uyumu, emeğe saygıyı, komünal yaşamı esas alır. Kadın kimliği tecavüz etmez, yoksulluğu kader kabul etmez, halkları katletmez, doğayı talan etmez.

Bu yüzden kadınlar lanetlenmeli, değersizleştirilmeli, olmadı öldürülmelidir. Çünkü kendi cins bilincine varmış olan kadın, toplumu örgütleyecek, mücadeleyi yükseltecek, öncü olacak kadındır. Zihniyet devrimini yaratan kadın Ortadoğu karanlığını da aydınlatacaktır. Ve bunu çok iyi bilen şeyhler, ağalar, imamlar, komutanlar, kocalar, ağabeyler kısacası devletçi uygarlık sisteminin erkekliğiyle yoğrulmuş egemenler kadın kimliğini yok etmek için her yolu deneyecektir. Mitolojiler kadın uygarlığının bittiğini haber verecek, dinler kadını eve kapatacak, felsefe erkeğin tamamlanmış bir hali olarak görecek, bilim ise sorunu çarpıtarak, üstünü örterek ele alacaktır.

KADIN EYLEM-5

Sorunun adı yanlış konuluyor

Ortadoğu gerçekliğini doğru tanımlamak, bu doğru tanımlama üzerinden gençler başta olmak üzere tüm toplumsal yapılara aktarım yapmak ve özgürlük sorununu birlikte tartışmak gerekmektedir. Ortadoğu’da sorunun adı yanlış konuldukça, devletin bilgi yapılanması aşılmadıkça binlerce yılın tekrarı daha beter yaşanacaktır.

Ortadoğu sorunu uygarlık güçlerinin zihniyet savaşımıdır. Sınıflı, devletçi, hiyerarşik sistem ile komünal , ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmanın çatışmasıdır.

Dili kesilmek, kulakları tıkanmak, midesi boşaltılmak, aklı durdurulmak istenen tüm toplumsal kesimlerin yeniden yaşam bulabileceği bir sancıyı yaşamaktadır Ortadoğu…

Ortadoğu sorunu karanlıkta bırakılan kadın gerçekliğinin kendini var etme sorunudur.

Ve kadınlar direnişe geçiyor

Saraylarda sultanlar kadınları dansöz olarak oynatırken, savaş meydanlarında emirler kadınlara tecavüz ederken, Êzîdî kadınlar pazarlarda satılırken zalim erkekliğinin kabusu doğuyor Ortadoğu’da: Kadınlar tüm öğretilere ve baskılamalara karşı  öncülük görevi üstlenerek direnişe geçiyor. Öz savunma bilinci ile eline silah alıyor, zihniyet devrimi için yeni bir bilim iddiası taşıyor, meclisler kuruyor, kantonların anayasasını oluşturuyor.

YPG VE YPJ-2Birbiriyle buluşan kadın sesleri

Ortadoğu’da YPJ şahsında kadın direnişi tüm dünya kadınlarına ilham olurken Bakur’da  ve Türkiye’de ise çoğalmayı, örgütlenmeyi bekleyen kadınların sesleri duyuluyor.

Çilem Adana’da  kendisini fuhuşa zorlayan erkeği öldürürken “Hep kadınlar mı ölecek, biraz da erkekler ölsün” diyor.

Havva Ana Karadeniz’de doğasını katletmeye çalışanlara karşı “Devlet kimdir, vali kimdir, sen benim sayemde oradasın, devlet benim” diye isyan ediyor. Bin yılların kadın direnişi, kadın isyanı bu kadınlarda sembolleşiyor.

Bu sesleri, bu çığlıkları çoğaltmak ve örgütlemek kadın mücadelesinin hem ideolojik hem örgütsel hem de eylemsel bir sorunu olabilmeli. YPJ bir sesin, bir isyanın, bir ideolojinin, bir inancın örgütlülüğüyse, tüm kadın mücadelelerinin bu deneyime kulak vermesi kazanım sağlayabilecektir.

Yaramıza ağlamayacağız, tedavi edeceğiz

Ortadoğu’da kadın kimliği Tanrı Enki’ye direnen Tanrıça İnanna’dan, oğlu Marduk’un ihanetine uğrayan Tiamat’tan, şeyhülislamların, imamların gazabına uğrayan kadınlardan bu yana hala yok edilememiş ama yaralanmıştır. Yaralanan yerimiz kimliğimizdir ve bu yara hala kanıyor. Artık Jineoloji ile birlikte kadınlar olarak yaraya ağlamanın değil, yarayı hem tedavi etmenin hem de kaynağını bulup kurutmanın yöntemlerini konuşuyoruz.

Yitirilen yerde yeniden dirilmek…

Ortadoğu’da kadının hafızası silinmek isteniyorsa bu hafızayı yeniden canlandıracak, bu tarihi açığa çıkaracak bir yöntem bilimine olan ihtiyacımız Kürdistan Kadın Mücadelesi’nin ortaya koyduğu Jineoloji (kadın bilimi) iddiasında yatıyor.

Ortadoğu,  kadın kimliği yaralanarak  kaybettirilmek isteniyorsa bu kimliğin kendini açığa çıkarmasının tam da zamanı.

Yara almış kadın kimliğinin kendisini tedavi ederek,  acılarından kendi gerçekliğine kavuşmasının zamanı ve mekanı olacaktır Ortadoğu…