Êzîdî Soykırımı

- Tekoşin Ozan
227 görüntüleme

Êzîdîler için bir milat daha oluştu. Ağustos başında Şengal’e karşı IŞİD çetelerinin saldırısı sonucu binlerce insan katledildi, cenazeleri topluca çukurlara atıldı, binlerce kadın kaçırıldı ve satıldı. Êzîdîler içerisinde 72 kez katliama uğradıkları inancı güncel bir gerçeklik gibi çok taze. 2007’de Şengal’ de iki büyük aracın halkın içerisinde patlatılmasıyla yaşanan katliamı 73. katliam olarak tanımlıyorlar. Son katliam bir soykırım aslında. 74. katliam diyor Êzîdîler.

Bir halkın toplumsal hafızasında en canlı kalan anıların katliam anıları olması ne büyük bir acı. Merak ettim, acaba yaşadığı katliamların sayısını bu kadar net bilen ve her bir üyesinin sürekli ve canlı bilgi olarak koruduğu başka bir halk var mı? Ben hiç duymadım.

Êzîdîler yaşadıkları hiç bir katliamın bu soykırım kadar vahşi ve onur kırıcı olmadığını söylüyorlar. Şex Hadi döneminden bin yıl önce (şex Hadi milattan sonra bin yüzlü yıllarda yaşamış) yaşadıkları katliamlarda da çok fazla insan öldürüldüğünü, ama kadınlarına bu muamelenin yapılmadığını sanki binlerce yıl önceki olaylar değil de, bir kuşak önce ki bir olaymış gibi anlatıyorlar. Kadınların kaçırıldıktan sonra pazarlarda satılması onca ölümden daha korkunç geliyor. Gerçekten de insanın tüylerini diken diken ediyor. Düşünsenize elleri kelepçeli çarşaflı kadınlar pazarda satışa götürülüyor, ya da grup grup evlerde bekletilerek aralarından en güzelleri seçilip daha kıymetli müşterilerine sunuluyor. Filmlerde izlediğimiz binlerce yıl önceki cariyelik kültürü yeniden hortluyor.

Êzîdîler içerisinde “ölseydik de bunu yaşamasaydık” duygusu çok ağır. Bütün bölge halkları gibi bekaret ve namus tabusu var. Hatta yaşanan katliamlardan dolayı içlerine kapandıkları için ve tarih boyunca sürekli Müslümanlar tarafından kadınları kaçırıldığı için bu tabu çok daha katı biçimde işliyor. ‘Bekaret ve namus’ konusu sadece toplumsal cinsiyetçi bir anlayış olarak değil, dinsel olarak başka inançlarla karışmama dogmasıyla da birleşmiş ve temel bir savunma mekanizması haline getirilmiş. Bu nedenle kadınların toplumsal yaşama katılma düzeyi olabilecek en düşük düzeyde. Bir yandan çok sayıda kadının kaçırılmasının acısı, diğer yandan ‘namus’ kapanı…

Bu kapan, kaçırılan kadınlar için IŞİD’in elinden kurtulmanın yeterli olmadığı anlamına geliyor. “Müslümanlar tarafından kirletilmiş!!!” kadınlar olarak ele alınan bu kadınların sayısı binlerce olunca, tüm dünyanın gözü önünde yaşanan bir katliamın mağdurları olunca ve artık doğal olarak kendi kapalı yaşam düzenlerinden çıkmış olunca, bu kadınların durumunu kendi aralarında tartışmaya açtılar. Dini ileri gelenlerinin bir kısmı geleneksel yaklaşımı savunurken, önemli bir kesimi IŞİD’in elinden kurtulan kadınlara ‘namus’ sorunu üzerinden yaklaşılmaması, kimsenin onlara zarar vermemesi kararına ulaştı ve bu kararlarını açıkladılar. Oldukça zorlanarak aldıkları bu karar çok ileri bir adım oldu. Daha önce hiç böyle bir karar almamışlar. Trajedi çok farklı boyutlarda yaşanıyor yani. Bir yanda akla hayale sığmayan durumlar, diğer yanda çatırdayan betonlaşmış gerçeklikler…..

Günümüzde Kürt kadınlarının özgürleşme düzeyi bölge ve dünya kadınlarına bile emsal oluştururken Kürtlerin en köklü damarlarından olan Êzîdî kadınlarının Reber APO’nun deyimiyle zamanın dışında kalması çok tezat bir durum oluşturuyor. Kürt kadınlarının mücadele içerisindeki deneyim ve birikimleri günümüzde  toplumsal yaşamın her yerinde eşit temsile kavuşmalarını sağladı. Çok büyük bir toplumsal devrim gelişti. Kuşkusuz bütün topluma aynı düzeyde yayılması için daha yapılması gereken çok şey var. Buna karşılık Êzîdî kadınların durumu bu gelişmelerden çok habersiz. Diğer Kürtlerden coğrafik olarak uzak olmaları, dinsel realiteleri ve toplumsal kapalılık Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesiyle bağlarının güçlü kurulmasını engellemiş. Yeni yeni tanışıyorlar. Mücadele eden, özgüveni yüksek, her türlü işin üstesinden gelme iddiası yüksek kadınlarla tanışmaları aslında şaşkınlık ve merakla karışık ciddi bir ilgiyi içeriyor.

Rojava’nın Cizre kantonunda bulunan Newroz kampı bu buluşmanın en güçlü zemini. Ancak kadın özgürlük bilinci kazanmaları ihtiyacıyla birlikte çok acil ve hayati ihtiyaçları da var. Öncelikli olarak ailelerinden kaybettiklerinin akıbetini öğrenmeye çalışıyorlar. Newroz kampında ağırlıklı olarak kadın ve çocuklar var. Erkeklerin sayısı daha az. Aileler parçalanmış, ailesinden kaybı olmayan çok az. IŞİD’in eline geçen, onların eline düşmemek için intihar eden kadınların, annelerin sayısı binlerle ifade ediliyor. Kaybolanlar çok. Ne kadar insanın öldürüldüğü, ne kadar kadının kaçırıldığı, ne kadarının intihar ettiği ya da farklı akıbetlere uğradığı aslında daha tam belli değil. Hala Şengal dağında on beş bine yakın insan kalıyor. Kış koşulları yaklaştıkça durum daha vahim bir hal alabilir. Çadırları bile yok.

Soykırım ve doğal afet durumlarında insani yardımda bulunması gereken BM’nin şimdiye kadar Şengal ve Newroz kampındaki Êzîdîlere hiç bir yardımı olmadı. Yardım bürokrasisini Suriye rejimi üzerinden yapmayı esas alıyorlar. Suriye rejimi nezdinde Rojava özerk yönetiminin kabulü olmadığı için, bunu yardımları ulaştırmanın önündeki engel olarak görüyorlar. Her gün Suriye rejiminin düşürülmesi için uğraşan ve bunun için ellerinden geleni yapanlar, Newroz ve Şengal kamplarına yardım söz konusu olunca Suriye rejiminin kabulünü esas alıyorlar. Zaten ambargo altında olan Rojava bir yandan IŞİD’in saldırılarına karşı öz savunmasını geliştirip, aynı zamanda demokratik özerklik sistemini her boyutuyla inşa etmeye çalışırken, diğer yandan Şengal’deki 15 bin ve Cizre kantonundaki 8 bin soykırım mağduru Êzîdînin tüm ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Güney Kürdistan’da çok daha az Êzîdî bulunmasına ve Şengal’dekilere hiç bir yardımlarının bulunma koşulları olmamasına, sadece Rojava’dan yardım gönderileceği bilinmesine rağmen dünyadaki bir çok devlet, Êzîdîleri sanki KDP koruyormuş gibi onlara silah ve maddi yardımda bulunuyor. Zaten Şengal’e KDP’in yardımda bulunması için YPG veYPJ güçlerinin koruduğu koridordan geçmesi lazım. Şengal’e giden başka güvenli bir yol yok. Gerçi Êzîdîleri bizzat KDP, IŞİD çetelerine teslim etmişken neden yardımda bulunsun ki. Öyle bir dertleri var mı acaba?

Neticede tarihten bize miras kalmış dünyanın en eski kültürel ve dinsel yapısının soykırım gerçeği bir yanda, yerel ve uluslararası egemen güçlerin çıkarlarını gözeten politikaları diğer yanda…

Kadınlara ve diğer Êzîdî halkına Rojava halkının anlatmaya çalıştığı en önemli şey; her halkın ve kadınlarının egemen güçlere bağlı yaşamasının her an katliam riski altında olmak anlamına geldiği oluyor. Dolayısıyla kendi kendini savunma ve yönetme bilinci ve davranışı kazanmak, 75 ve sonrası katliamların yaşanmamasının tek yolu.