Rojava’da her gün 8 Mart

- Tekoşin Ozan
230 görüntüleme

 

Devrim süreçleri yaşamın eskisi gibi yaşanmamasının temellerini atma süreçleri oluyor. Düşüncelerin değiştiği, alışkanlıkların sorgulandığı, davranışların ve tutumların değişmeye başladığı, yeni ilişkilerin kurulduğu zamanlar… Her şeyin değişmeye açık olduğunu herkes biliyor gibidir. Geçenlerde Cizre kantonunda meclis eş başkanları ve yönetim üyelerinin katıldığı bir eğitim ortamına gittim. Bu gerçeği çok derinden hissettim. Evli, barklı, belli bir yaşam standardı olan, özgürlük mücadelesine karşı her zaman duyarlı olmuş ama toplumsal cinsiyet rollerini çok da aşmamış kadın erkeklerden oluşan bu grup, ilk süreçlerde yaşamın basit ama temel paylaşım konularında sıkıntılar yaşamış. Erkekler “biz hayatımızda hiç yemek yapmadık, bu yaştan sonra böyle şeyler yapamayız, daha önemli konularda eşitliği sağlayalım, bunlar önemli değil” diye dayatmışlar. Kadınlar; “eşitlik yaşamın küçük ayrıntılarındaki emekte sağlanırsa temelli olur” diye kabul etmemiş bu dayatmayı. Ben ziyaretlerine gittiğimde bu sorun aşılmıştı. İki amca, domates soslu patates tırşıkı, kızartma ve yanında hafif yemekleri servis ederken oldukça keyifliydiler. Yemeklerini kadın arkadaşlarına ve diğer arkadaşlarına beğendirmek için çok özeniyorlardı. Bir kaç gün önce kadın işi!!! diye yapmaktan utandıkları şeyler artık yaşamın çok doğal bir parçası haline gelmişti. Bir aylık eğitimler insanın bütün kişiliğini değiştirmiyor kuşkusuz, ama devrim süreçlerinde hiç olmadığı kadar hızlı yaşanıyor değişim. Komün, meclis, kurum, kuruluşlarda eşit temsil, eşit katılım sağlandığından, kadınlarla erkeklerin toplumsal etkinliklere katılım oranı da eşitlendi. Bu nedenle birçok aile de ev içi işleri paylaşmaya dönük tartışmalar gelişiyor.

Toplumsal çalışmalara aktif katılan kadınların şiddete uğrama oranı da çok düşük. Kadına karşı şiddet olayları daha çok bu gelişmelerden uzak duran, siyasal olarak farklı fraksiyonlarla birlikte hareket eden yani kültürel devrim sürecine dahil olmayan kesimlerde yaşanıyor.

Kadınların güzellik anlayışı da değişiyor mesela. Eskiden aşırı makyaj yapmanın bir kültür haline geldiği Rojava’da kadınlar giderek daha sadeleşmeye ve güzelliği sadelikte aramaya başladılar.

Devrim süreci deyip geçmemek lazım. İnanılmaz bir yoğunluk var. Toplantılar, seminerler, yapısal inşalar, eylemsellikler… Evinde hiç bir iş yapmadan oturan kadınların sayısı azalıyor.

Baharın da yaklaşmasından olacak daha bir canlandı insanlar. Erken geliyor buraların baharı. 8 Mart’ı devrim alanında karşılamanın havası bir başka oluyor. Aslında Rojava’da her gün 8 Mart. Şimdiye kadar hiç bir araya gelmemiş olan Kürt, Arap, Süryani kadınları birlikte bahar bayramlarını örgütlü karşılamanın hazırlıklarını yapıyor. Dünya hep böyle olsa kimin kiminle derdi olur ki. Böyle günlerde savaşların anlamsızlığını çok daha derinden anlıyor insan. Bu hisse ulaşmayı sağlayan biraz da dünyanın en vahşi, ahlaksız, saldırgan düşmanına karşı benzeşmeden direnebilmenin anlam derinliği oluyor herhalde.

Topraklarını sevmek, insanlarını sevmek, komşularını sevmenin insan gerçeğinin doğasında olduğu, fırsatı bulunca barışı yaşamaktan geri durmadığının somut ifadesi yaşananlar. Halkların barışması, paylaşması, komşuluk ilişkilerini geliştirmesi hiç zor değil aslında. Barışamayan, paylaşamayan devletler, iktidar güçleri. Devrim sürecinde bu hakikat gün gibi açığa çıkıyor.

Devrim bir de gerçekleri çok netleştirici bir özelliğe sahip. Topraklarına ölümüne bağlı olanlar mesela. Kobanê’de köyler teröristlerden temizlendikçe anlaşıldı ki birçok yaşlı kadın ve erkek köylerini ölümü göze alarak terk etmemiş. Bazılarını açlıktan ölmüş olarak bulmuşlar. Teröristlerin yakarak öldürdüğü yaşlı bir adam evinde bulunmuş. Kendini gizlemiş, yaşamını sürdürebilmiş birçok yaşlıya da ulaşmış YPJ-YPG’li gerillalar. YPJ-YPG güçlerini görünce gözyaşları içinde tilili çeken analar… Ama hiç bir şey kendini arkadaşları ve halkı için fedaice düşmana yönelen gerçeklik kadar yakıcı değil herhalde. İnsanlık ve kadınlık yeniden anlam kazanıyor Arinlerin, Jiyanların, Gelhatların erdemiyle….

Maddi yaşam imkanlarının ne kadar geçici olduğu, aslolanın insanlık, özgürlük, anlamlı yaşam olduğu herhalde yıkılan Kobanê kenti gerçeğinde çok iyi anlaşıldı. Kobanê harabelerinin insanlığa anlattığı çok şey var. Bu nedenle mutlaka kalmalı yıkıntılar. Kobanê’nin bir tarafı; insanlıktan çıkmak ile insanlık için en üst düzeyde yaşama, yaşatma mücadelesi vermenin ifadesi olmalı, diğer tarafı demokratik, ekolojik ve kadın renginde yeniden inşa edilmeli. Bir tarafı şehitler kenti, diğer tarafı özgür kadınlar ve insanlar kenti. Başta kadınlar olmak üzere dünya halklarının böyle bir cennet parçası yaratmak için destek olması bekleniyor.

Mart ayını devrim günlerinden kesitler aktararak karşılamak istedim. Bütün günlerinizin baharlaşması dileğiyle hepinizin 8 Mart’ı ve Newroz’u kutlu olsun.