Geçmişten günümüze…

- Vildan Dirik
273 görüntüleme

-Ben bir kadınım sen de bir erkeksin, benzer yönlerimiz ve benzemeyen yönlerimiz var ama  ikimiz de insanız… Doğaya bak, tüm canlılar dişi ve eril. Herşey uyumlu, akışkan ve harmonik. Ben benim, sen sensin ve biz bir bütünün parçalarıyız. Doğadaki diğer canlılar çoğalmak için çiftleşirler, biz insanlar ise çoğalmak için birleşiriz… Biz birliktelikten çoğalır, farklılıklarımızı koruyarak güçlenir, benzer yanlarımızla yaşamı daha da güzelleştiririz. Biz ilk yaşamı kuranlar, örgütleyenleriz. Dünya bizim oluşturduğumuz yaşamın temelleri üzerinden gelişti. Ve biz yaşamın özü olduk…

-Bu mümkün değil! Erkekler kadınlardan üstündür! Bu yüzden sen bana muhtaçsın ve bana tabi olacaksın ki seni koruyabileyim… Ben senden hem üstün hem de güçlüyüm, bana itaat etmezsen sana istediğimi yaparım. Benim bedenim senden güçlü, beynim seninkinden gelişkin, tanrı beni üstün seni zayıf ve güçsüz yarattı, bak tanrı bile benden yana. Tüm dinleri  arkama aldım, tüm yasalar benden yana. Artık anlasana, ben tanrıyım sen kul, ben efendiyim sen köle, ben patronum sen işçi, ben kocayım sen de karı…

-Olur mu öyle şey, kadınlar erkeklerden üstündür! Ben doğurabilirim, hem çalışır hem annelik yaparım. Dünya benim merkezimde dönüyor, ben olmazsam sen bir hiçsin. Ben olmazsam dünya olmaz. Bak dünyaya herşey benim için yapılıyor. Moda, sanat, endüstri  her yer, her şey bana endeksli… Senin yapabildiğin herşeyi senden daha iyi yapabilirim bunu da kanıtlayabilirim. Özgürlük budur, eşit olacaksak da bunu asla aklından çıkarma. Ben bir erkek gibi düşünebilir, hareket edebilirim, hatta daha fazlasını da, eğer istersem. Bir erkek gibi …. bir erkek kadar….. ve bir erkek… erkek… erkek…

-Ben kadınım sen erkeksin, ben senin gibi  değilim ama seni anlayabilirim. Sen de, ben olamazsın ama beni anlayabilirsin. Senin üzerimde hakimiyet kurma çabalarını değil, senin varlığın ve özelliklerini, düşünce ve duygu yapılanmanlarını anlayabilirim. Bunun için gerçekten çaba gösterebilirim sen bir insan olarak anlaşılıp, kavranmaya ve değer görmeye layıksın. Senin kendini geliştirme, ifade etme ve kendini hem fiziksel hem de ruhsal, düşünsel ve duygusal anlamda var etme hakkını sonuna dek savunurum. Benim gibi düşünmek, duyumsamak ve yaşamak zorunda değilsin. Benim gibi olmak zorunda hiç değilsin. Ben senin kendin olman konusunda sana elimden gelen desteği gösterebilirim. Senin, insani özüne yakışan bir yaşamın sahibi olman noktasında seninle birlikte mücadele edebilir, ayrıca seni, beni, tüm toplumu ve doğayı ilgilendiren konularda seninle omuz omuza çalışabilir, gerektiğinde varlığımızı koruyabilmek için savaşabilirim. Sen de benimle olmak istiyorsan, yaşamı benimle oluşturmak istiyorsan bana rağmen değil, benimle beraber yürümelisin. Bu yürüyüşte hiç kimse diğerinin önünde olmamalıdır. Bu bir yaşam yürüyüşü olacaksa kimsenin varlığı bir diğeri tarafından yok edilmemelidir. Sahibim değilsin, yol arkadaşımsın. Bu yolculukta bazen düşebiliriz, görevimiz el verip kaldırmak olmalı. Birbirimize çok yaklaşabiliriz, adımız can yoldaşı olmalı. Kardeş olabiliriz, baba-kız olabiliriz, ana-oğul ya da iş arkadaşı olabiliriz. Yollarımız nerede ve nasıl buluşursa buluşsun biz bu yolculukta eşit ve özgür bir yaşamı esas almalıyız. İşte o zaman asıl insani özümüzü yakalama şansına ulaşacağız. Ne kan, ne şiddet ne de egemenlik hırsları ne senin ne de benim adımla anılmayacak.

Beni töreler, din yasaları, geri kültürel değerler ve en son noktada kapitalist sistem yasalarına

göre yönetmeye, şekilendirmeye, duvarlar içine hapsetmeye çalıştıkça, beni sana bağlı bir uydu ve özel eşyan olarak gördükçe, “bu durum senin kaderindir, çekeceksin, allah seni böyle yarattı” dedikçe, “senin akın almaz, yüreğin kaldırmaz” dedikçe, beynim, bedenim ve yaşamım hakkında ki kararları sen almaya çalışmakta ısrar ettikçe, inan ki karşı cinsim biz bu yolda yoldaşlık yapamayız. Daha çok sendeler, daha çok düşer ve daha yol bitmeden biz biteriz. Ve biz bitersek yaşam biter, çocuklar biter ve doğa biter. Ben yıllarca arkadan takipçin olarak yürüdüğüm bu yolda artık yerlerde sürünerek, ezilerek değil ayakta ve dimdik yürümeye çalışıyorum. Bu yolda seni önümde değil yanımda istiyorum. Ayağa kalkınca anladım ki sen aslında aşağıdan gördüğüm kadar güçlü ve yenilmez değil, ben kadar bir insansın. Ne tanrısın, ne firavun, ne beysin ne paşa, ne yenilmez kahraman, ne eğilmez şovalye ne de yerin ve göğün mutlak efendisi. Sen insansın, benim kadar ve benim gibi. İşte tüm gerçek bu. İkimiz de insanız, hem aynıyız hem ayrı. Budur yaşamın asıl kuralı. Doğanın en doğal kanunu. Ben cins olarak ayakta durdukça sen de düşmeyeceksin, ben gelişirsem gelişecek, yaşarsam yaşayacaksın. Sanma ki ayakların sırtımda iken dimdik durabileceksin, doğrulduğum an sen de kendini yerde bulacaksın. Bizi insan yapan değerleri unutmadan, yaşamı yeniden yeşertmek için geç kalmış sayılmayız. Ben ayaklarımın üzerinde durmaya ve tarihimi yeniden kendi ellerimle yazmaya başladım. Düştüğüm yıllardan günümüze dek 25 Kasımlarda Mirabel kardeşlar olarak, 8 Martlarda Newyorklu tekstil işçileri olarak, 1937’lerde Dersimli, 1978’lerden itibaren kahraman Kürt kadınları  Beritanlar, Berivanlar, Ronahi, Zilan, Sema, Sakineler, Arinler ve adsız sayısız niceleri olarak, Rosalar, Claralar, Utalar, Leylalar ve nice sayısız devrimciler olarak, yiğit Filistinli kadınlar olarak, Arjantinli  ve Türkiyeli kayıp anneleri, barış anneleri olarak son olarakta tüm dünyaya direniş nasıl olur, devrim nasıl olur, yürek beyin nasıl olur gösteren yiğit YPJ’li kadınlar olarak Kobanê`de ayağa kalktım. Duruşum seni korkutmasın, bu duruş dünyayı ayakta tutacak bir duruştur. Sana düşen bu duruşta eşit ve özgür bir temelde yanımda durman ve elimi tutmandır.

-8  Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününüz kutlu olsun.