İnsanlığa armağan olsun

- Vildan Dirik
376 görüntüleme

Bir seçim sürecini geride bıraktık. Halkların barışa, özgürlüğe ve birlikte yaşama olan inancı barajın aşılması ile sandıkta ifadesini buldu. Bu süreçte Avrupa’da yürütülen seçim çalışmalarının yeterli olup olmadığı elbette tartışabiliriz, ama böylesi bir dönemde en net görülen şey, halkların iyi ve güzel şeylere ne kadar gereksinim duyduğu idi.

“Ne kadar da çok ihtiyacımız varmış sevinçlere, sevinmelere” demeden duramıyor insan.

Bir halk düşünün ki tarihi katliamlarla dolu, anaların gözyaşları hiç dinmemiş, beşikteki bebelerinden tutun, hamile kadınlarına varana kadar acımadan katledilmiş, yeri gelmiş bir kimyasalla Halepçe’de topluca yok edilmiş, kimi zaman Dersim’de kırımdan geçirilmiş… Sürgün edilmiş, köyleri yakılmış, cezaevlerine doldurulup sayısız işkenceden geçirilmiş. Önderleri, pirleri, gencecik insanları idam sehpalarında sallandırılmış. Dünyanın dört bir yerine sürgün edilmiş, gitmeyenler asimile edilmiş. Dilini, kültürünü, inancını gizlemiş, zamanla onlardan utanır olmuş ve en sonunda kendini unutur olmuş. Yok sayılmış, aşağılanmış ve ötekileştirilmiş.Türküleri agıtlara dönüşmüş, isyanları ‘terör’ kabul edilmiş.

Ben nenemi hep gülüşlerinin gözyaşlarına dönüşmesi ile hatırlarım. Yürek dolusu gülüşlerin nasıl bir ağlama haline dönüşebildiğine bir anlam veremezdim önceleri, şaşar kalırdım gülerken birdenbire ağlayan insanlara. On üç yaşındaymış nenem, babası Şeyh Sait isyanında idam edildiğinde. Anlatırdı ağlayarak, askerlerin gelip “gidin cenazenizi alın“ dediklerinde babasının yaklaşık iki aydır kayıp olduğunu. “Meğerse kurşuna dizip bir derede bırakmışlar cesetleri“ derdi. “Gittik anamla, babamın kemiklerini elbisemizin eteklerine toplayıp koyduk” diye anlatırdı ağlayarak. Çocuktum, masal sanırdım anlattıklarını. Hep yaşlı idi güzel mavi gözleri nenemin. Ben onu tanıdığımda artık anadili olan Kürtçe’yi de konuşmuyordu. Yıllar sonra nenemin aslında anadilinin Kürtçe olduğunu, babasının ölümünün ardından 12 yaşında evlendirildiğini ve dilini de neredeyse unuttuğunu öğrendim.

Nice acı dolu hikayelerle doludur Kürt halkının tarihi. Sevinemez, yürek dolusu gülemez. Hep bir korku vardır içinde, “acaba çok gülersem ardından ağlar mıyım” diye. Bilirsiniz birçoğunuz, korkar analarımız çok güldüklerinde. “Çok gülersen çok ağlarsın ardından” derler. Yaşamı acılarla yoğrulmuş insanların, sevinçleri kursaklarında bırakılmışların ruh halidir bu. Çünkü hiçbir iyi, olumlu durumu doyasıya yaşayamamıştır bu halk. Bu seçim sürecinde de tam coşku ve heyecanla yol alırken, insanlarımızı yakarak katletmiş, işkence etmiş ve en sonunda seçim arefesini kana boyayarak tüm sevincleri bir kez daha kursaklarda bırakmışlar,yaşam umudunu bombalamak istemişlerdir. Seçim zaferini yaşarken dahi yüreğimiz kan ağladı, boğazımız düğümlendi, gözlerimiz doldu. Ama herşeye inat bir kez daha dimdik ayaktayız. Bu halk ki acılarından bilinçle ayağa defalarca kalkmasını bilmiş,  şehitlerini kendine  önder etmiş bir halktır. Zalime inat, faşizme inat yüreği kan ağlarken gülebilen ve paramparça olan bedeni ile zafer işareti yapabilmeyi beceren bir halktır.

Şengal, Kobanê,Tel Abyad zaferleri, acıları ile birlikte hepimize büyük moral olmuş, seçim zaferi ise bunlara verilen en güzel cevap olmuştur. Halkların birlikte yaşama, eşit ve özgür bir toplum umudu hiç olmadığı kadar filizlenmiş ve kadının toplumsal öncülüğü gericiliğin en büyük korkusu olmuştur. Direniş bu halkın yaşam tarzı olmuştur. İnsanlığa karşı olan ne varsa onunla mücadele bu halkın direniş geleneğidir artık. Küllerinden doğmak bundan başka birşey değildir işte. Ben bu sözü biraz daha geliştirip diyorum ki; Kürt halkı küllerinden doğmakla kalmamış, o küllerden bir yaşam ateşi canlandırmıştır. Bu yaşam insanlığa armağan olsun.