Gülden kaç kez öldü?

- KAKTÜS
14 views
Bir kitap okumuştum. Adı, “Bir Kadını Öldürmeye Nereden Başlamalı?” Yazarı Hatice Meryem. Bu kitabı okumadan önce şu soru zihnimi hep kurcalardı; “Bir kadın kaç kez ölür ya da kaç kez öldürülebilir?” diye.

Şimdi her iki soruyu yan yana getirdiğimde gözümde canlanan kadın Gülden Kömürcü oluyor. Elbetteki Gülden gibi hatta belki Gülden’den daha fazla sayısız kez öldürülen kadın vardır. Ama şu an, ana gündemim Gülden!

Daha çocukken öldürülmek!

Gülden Kömürcü, Agirî’nin Bazîd ilçesinden. 12-13 yaşlarındayken Mehmet Kömürcü tarafından kaçırılıp tecavüz uğruyor. Aile, Gülden’i tecavüzcüsüne veriyor. 14’üne girmeden anne oluyor. Tabiri caizse; çocuk, çocuk doğruyor (!!!)
Genel bir alışkanlık var bizde, kadınlara şiddet uygulayan ya da katleden erkeklerden, “Babası, ağabeyi, erkek kardeşi ya da eşi” diye söz ederiz. Çünkü kadına bu eziyeti yapan, yapabilme cüretini gösteren genel olarak en yakını olan erkeklerdir. Ha bir de “tanımadığı bir erkek” tabiri kullanırız. O da en az, yüzde 1’lik orana tekkabül eder. Ama ben bu sıfatları yani baba, ağabey, erkek kardeş, eş ya da dünyanın en iğrenç sıfatı olan “koca” kavramını artık kullanmak istemiyorum. Kadına şiddet uygulayan, tecavüz eden, öldüren erkekten ne baba olur, ne ağabey olur, ne de erkek kardeş olur.

Zaten o erkekten “eş” hiç olmaz 

Tabir çok açık; “eş” diyor. Eş demek; birbirinin aynı olan, birbirine denk, iki parçanın eşdeğer düzeyde olmasıdır. Toplumsal anlamda hayatı paylaşan, birbirine denk kadın ve erkek demektir. Dengin değilse, eşin de değildir. Yani burada “eş” olunabilmesi için birin, bire denk olması lazım. Şimdi kendini üstün görenin eşi olmaz. Evet “eş” olsun istiyoruz ama kıçını maytapla yerden kaldırmaya çalışan erkeğe “eş” bulmak mümkün değil. Demem o ki Sevgili Okuyucu, Mehmet denilen o şahıs için “eş” kavramı yerine tecavüzcüsü ya da “o adam” diyeceğim.

Mehmet Kömürcü bir tecavüzcü

Şimdi o adam yani Mehmet Kömürcü, Gülden’e hayatı boyunca şiddet uygulamış. Gülden için şiddet ilk ne zaman başladı bilmiyorum. Belki doğduğu ailede, belki ilk kaçırıldığı andan itibaren ama hep bir şiddet görmüş.
Durum şudur; Mehmet Kömürcü bir tecavüzcüdür. Karakteri gereği gözü sürekli tecavüz edebileceği kız çocuklarında, kadınlarda olmuştur. Aldatma bu tiplerin genel karakteri. Bunlar istirmacı ve çocuklarını suistimal edenlerdir. Bir tecavüzcünün en iyi beslendiği ve korunduğu yer  “Kutsal aile” mekanıdır. Her türlü iğrençliği bu “aile” kılıfı altında gerçekleştirirler. Mehmet Kömürcü de aynen böyledir. Gülden’i yaşadığı Fransa’da değil de  Bazîd’ta, üstelik de çocuklarının gözü önünde öldürmüştür. Korucu akrabalarına sığınmış, onlar da Mehmet Kömürcü denilen laham faresini saklamıştır. Zaten bir laham faresinin en fazla gideceği yer de yine lahamdır. Koruculardan da daha iyi bir laham da yoktur. Onlar da Kürt halkının, kendi halkının kanına giren, katil ve tecavüzcülerdir. Ha bir de tecavüzcülerin başı vardır, o da devlettir. Neden? Çünkü Mehmet Kömürcü, Gülden’i katlettiği 21 Mayıs’tan bu yana halen tutuklanmamıştır.

“Hayatı ellerinden alındı”

Gülden’in kızı Hiranur Kömürcü, annesinin anlatırken, “Hayatı ellerinden alındı” diye başlıyor söze. “O adam” diyor. “O adam annemi dövüp, dövüp ardından duş aldırıp, zorla yıllarca cinsel istismarda (tecavüz) bulundu. O günlerden sonra yıllarca psikolojik baskıyla, korkuyla ve şiddetle yaşamak zorunda bırakıldı. Her yaşadığı olayda susturuldu.”
Susturan kim? Aile. Aile kim? Devletin ve dinin kadına rağmen, kadın adına bedenine ve ruhuna hükmeten merci. Yani eziyet merciyi. Gülden’in evladı da bu gerçekliğe işaret ediyor.
“Sesini çıkarmaması istendi” diyor. “Korkutuldu, yalnız bırakıldı. Son yıllarda artık korkusuna rağmen boşanmak istediğini açıkça söylemeye başladı. Sadece, ‘ben dayanamıyorum, boşanmak istiyorum’ dediği için son 6 yıldır ikamet ettiğimiz Fransa’da çok şiddet gördü. Ölümlerden döndü. Koruma kararı aldırdı. Uzaklaştırma kararı aldırdı. Ama korkutuldu. Çokça ölümle tehdit edildi. Baskı gördü ve korktuğu için şikayetini geri çekmek zorunda kaldı. Annemin boşanmak istemesini kabul etmediler. Çünkü bazı insanlar için bir kadının kendi hayatı hakkında karar vermesi ve çabalaması asla kabul edilemez ve ayıp görülen bir durumdur. Oysaki boşanmak istemek suç değildir. Bir kadının kendi hayatını seçmek istemesi asla ölüm sebebi olamaz.”

Kim, niye ölmemizi istiyor?

Evet, kendi yolunu seçmek neden biz kadınların ölüm sebebi? Kim, niye ölmemizi istiyor? Düşünsenize, bir kadını dövüp, dövüp duş aldırmak ve sonra tecavüz etmek, nasıl bir aile sorunu olabilir? Biz neden böyle ucube bir “aile” gerçekliğine hapsediliyoruz.
Şimdi kadınların tümü böyle bir aile gerçekliğinin sıfatına tükürse, sopalarla dünyanın öte yanına kovalasa dünyadan uzayın boşluğuna dökse kim ne diyebilir?
Ha bir de Gülden’in içerisine hapsedildiği bir yalnızlık var. Çoklu “aile” içinde, çok çevre içinde ve her türlü canlının yaşadığı bu dünya içinde çektiği yalnızlığa ne demeli. İşe ailedeki kadınlardan başlamalı. Söyler misiniz, onu bu karanlık yalnızlığa nasıl terk ettiniz?

Bir kadını öldüren o kadar çok şey var ki!

Sevgili Okuyucu, bir kadını öldüren o kadar çok şey var ki, “nereden başlamalı” sorusu bazen anlamsız kalıyor. Belki de ilk, “sen kızsın!” baskılamasıyla başlıyordur her şey. Çünkü o cümle boyun eğme, sınırları belirliyor. Sonrası işte peşpeşe geliyor. Bizi böyle öldürmeye başlıyorlar. Tecavüz, şiddet, “aile kadınlarının” tümü tarafından ötelenme, çaresizlik, korku, kimsesizlik bunların tümü kadını öldürme biçimidir. Ve bizler böyle kalarak, fiziki olarak da öldürüldük. Bunu niye anlatıyorum, Buna karşı ortak mücadeleyi geliştirelim diye. Hiçbir kadının yalnız olmadığını, mücadale eden kadınların birlikte güçlü olduğunu bilelim diye. Dolayısıyla Gülden için adalet arayışı, hepimiz için adalet arayışıdır. Birbirimizi bu deccal şahsiyetlere karşı, sisteme karşı sahiplenmeli, savunmalıyız. Bu bilinçle direnişçi, isyancı, mücadeleci kadınları selamlıyorum.
Star rehberimiz olsun!