Komünleşmek bizde olanı hatırlamaktan, canlandırmaktan ve büyütmekten geçiyor. Burada vicdan, bilinç ve ahlak devreye giriyor. Sadece bilgiye dayanırsak bir lafazana dönüşebiliriz; vicdan ve ahlakla yürümek de bireyin tanrı katına çıkarıldığı bu çağda komünleşmeye yetmez. Hepsini gerektiği kadar devreye koyan bir irade göstermek, zihniyet kazanmak gerekiyor.
Kürtler, sırat köprüsünden geçebilecek mi? Bin yıllardır var olan bu halk, bir asırdır verdiği varlık savaşını özgürlükle taçlandırabilecek mi? Zamanın, koşulların getirdiği riskleri bertaraf edebilecek mi ve fırsatları değerlendirebilecek mi? İçinde evreni taşıyan bu kavgayı geleceğe onurlu bir biçimde taşıyabilecek mi? Tarihinin en zorlu ve kaçınılmaz sınavını geçebilecek mi? En önemlisi de bu zorlu dönemecin yol açtığı kaostan yararlanıp da hakikati bükmeye çalışanları, hakikatin aydınlığında boğabilecek mi?
Bu kaotik anları fırsat bilip on binlerce şehidin emeği ve kanı olan değerlere bir mirasyedi gibi konmak isteyen, adını bile anmaya korktukları Kürdü ucuz milliyetçilikleriyle ulus devletçiliğin çıkmazına sürükleyen ve bu halkın geleceği için kılını kıpırdatmayıp Rêber Apo’yu halkın yüreğinde, beynindeki yerinden etmek isteyen gafil ve korkaklara haddini bildirecek mi?
Sözümüz ne ise yükümüz de odur
Bu soruların muhatabı biziz. Bize bir tas su vermişten, varını yoğunu önümüze serenlere, canını kaybetmişten canını ortaya koyana kadar bu kavganın akışına bir damla olan hiç kimse bu sorulardan kaçamaz. Sözümüz ne ise sorumluluğumuz ve yükümüz de o kadar. Diyeceğim o ki: “Aldanmadan, aldatmadan” yürümemiz gerekiyor.
Ama gel gör ki gerçeğimiz bizi bu hakikate taşımaktan uzak. Dilimiz dikenli. Sitem, öfke ve karamsarlık kusuyoruz. Sırat köprüsünden geçmekten başka bir yolumuz yok. Ama basiretimiz bağlanmış. Bir türlü adım atamıyoruz.
Kelimelere anlamını veren yaşamdır
Sadece son bir buçuk yılı düşünelim. İmralı’dan gelen bir kelime bizim için zaferle eş değerdi. Bunu başardık ve Rêber Apo geçmişte ne söylediyse bu kez kaçacak yer bırakmamacasına tekrar etti. Devlete karşı komün dedi. Öncesinde de “Komünü olmayana selamım yok.” demişti. Gel gör ki biz, ilk kez duyuyormuş gibi, komün ve komünleşmeye dair uzun uzadıya tanımlar yapıyoruz. Nutuklar atıyoruz.
Oysa kelimelere anlamını veren yaşamdır. Yanı başımızdaki arkadaşla değil çalışmak, birlikte yaşamaya bile tahammül edemezken; konfor alanlarımızdan çıkmazken, materyale taparken, doğru, güzel ve iyi olanı çoğaltmazken, hiçbir şey üretmeden her şeyi isterken nasıl komün kurabilir, nasıl komünalist olabiliriz? Farklı olana tahammülümüz yokken, kerameti kendinden menkul bireyler olmuşken, bir kez başardığımız bir yönteme saplanıp sığ ve rutin hâle gelmişken, fikir tembeli olmuşken nasıl komünü yaratabiliriz?
Farklılığı yaşamın özü olarak görmek
Genelleme yapmak istemem. Kuşkusuz toplumsallığımız içinde bunlar üzerine kafa yoranlar da vardır. Bu yetmezliklerle yüzleşmekten kaçıp komünü çok bilinmeyenli bir denkleme dönüştürüyor olanlardan, milyonlarca Kürdü ayaklandıran bu hareketin sisteminin doğalında komün olduğunu unutanlardan bahsediyorum. Ormanı ağacından, ağacı yaprağından, denizi damlasından, dağı taşından, toprağından ayrı tanımlayanlardan bahsediyorum.
Çokluğu, çeşitliliği, farklılığı yaşamın özü olarak görmeyenler komün kuramaz. Kursa bile, daha önce denediğimiz gibi, kısmi girişimler olarak kalır ve sönümlenir.
Komün zihniyeti kazanmak gerekir
Komünleşmek bizde olanı hatırlamaktan, canlandırmaktan ve büyütmekten geçiyor. Burada vicdan, bilinç ve ahlak devreye giriyor. Sadece bilgiye dayanırsak bir lafazana dönüşebiliriz; vicdan ve ahlakla yürümek de bireyin tanrı katına çıkarıldığı bu çağda komünleşmeye yetmez. Hepsini gerektiği kadar devreye koyan bir irade göstermek, zihniyet kazanmak gerekiyor. Komün, bu zihniyeti kazananın yanı başındadır; yaşamın kendisidir. Bu zihniyetten uzak olana ise Kaf Dağı’nın ardındaki Anka Kuşu’dur.
Komünler komünü kar taneleri gibidir
Bir anekdotla bitireyim. Ömrünü kendi geliştirdiği mikroskobik kamerayla kar tanelerini incelemeye adayan bilim insanı Wilson Alwyn Bentley, hiçbirinin bir diğerine benzemediğini kanıtlamıştır. Çektiği beş bini aşkın fotoğrafta her bir kar tanesinin mucizevi bir güzelliğinin olduğunu göstermiştir. Komün içindeki birey de, komünler komünü de o kar taneleri gibidir: Biricik ve muhteşem güzellikte.
