Öncülük: zihniyetten topluma

- Pelşin TOLHILDAN
22 views
Kadınların demokratik inşa ve barış sürecine öncülük edebilmeleri, her şeyden önce kadın köleliğinin radikal ve bilimsel eleştirisinden geçer. Buna özellikle odaklanmamız gerekiyor. Çünkü ‘‘özgürüm, özgürleştim ya da köleliği aştım’’ ifadelerindeki yanılgı, kadın öncülüğünü zihinsel ve duygu boyutunda darbeleyen, zihinsel tembelliğe yol açan temel bir hakikattir.

21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktık. 21. yüzyıl kadın devrimidir tespitine göre ele aldığımızda, bu yüzyılın ilk çeyreğinde kadın devrimi öncülüğü ne kadar geliştirildi? Hangi yönleri eksik kaldı? Kadın özgürlüğünün ağır sorunlarına doğru öncülükle cevap olabildik mi? Olamadıysak, sosyolojik sebepleri nelerdir? gibi pek çok soru geliyor aklımıza. Bu sorular ve cevapları, kadın devrimine inanan, bu devrim dinamiğinin içinde yaşayan tüm kadınların sürekli gündeminde. Kadınlar için 21. yüzyıl da amansız bir mücadele atmosferinde yaşanıyor, yaşanacak gibi de görünüyor. Bu çetin mücadele ortamında kadının toplumsal özgürleşmede ve demokratikleşmedeki öncü ve stratejik rolüne büyük bir aşkla Rêber Apo inanıyor ve bu temelde büyük bir emek veriyor. Rêber Apo’nun bu güveni, kadın köleliğine ve özgürleşmesine dair eleştirel analizleri onlarca yıllık bir sürekliliğe sahip. Ancak son iki yılda kadın öncülüğüne dair vurguları, perspektifi, umudu ve çözümsel arayışları derinlik kazandı.

Demokratik inşa ve kadın öncülüğü

Rêber Apo’nun, ‘‘Geliştirmeye çalıştığımız “barış ve demokrasi” sürecine kadınların öncülük yapacağını biliyorum. Onlar şimdiye kadar kazanılan başarıların yarısından daha fazlasının sahibidir. Bundan sonra da öncülük yapacaklarına inanıyorum…’’ tespitindeki netlik ve güven, sadece Kürt kadınlarına değil, dünya kadınlarına da moral ve güç kaynağı oluyor. Başta Kürt kadınları olmak üzere biz kadınlar, bu öncülük sorununu nasıl ele alıyoruz? Bu tarihsel sorumluluğun ne kadar farkındayız ve gerçekleştirilmesinin neresindeyiz? Bu sorular ve cevapları hayatidir. Özellikle barış ve toplumsal inşaya ağırlık verdiğimiz bu süreçte demokratik inşa ve kadın öncülüğü olgusu, ana gündemimiz, tartışmamız ve yoğunlaşmamız olmak durumunda. Çünkü kadınların ve toplumun, bu öncülüğün düşünsel, kurumsal ve pratik politika alanında hızla, etkili ve verimli geliştirilmesine duyduğu ihtiyaç çok büyük.

Kadın köleliğinin radikal ve bilimsel eleştirisi

Kadınların demokratik inşa ve barış sürecine öncülük edebilmeleri, her şeyden önce kadın köleliğinin radikal ve bilimsel eleştirisinden geçer. Buna özellikle odaklanmamız gerekiyor. Çünkü ‘‘özgürüm, özgürleştim ya da köleliği aştım’’ ifadelerindeki yanılgı, kadın öncülüğünü zihinsel ve duygu boyutunda darbeleyen, zihinsel tembelliğe yol açan temel bir hakikattir. Bu hakikat, kadın köleliğinin aşılması için strateji, taktik, planlama, proje geliştirme, mücadeleyi çok yönlü ve zengin yöntemlerle büyütme aşkını ve tutkusunu yok ediyor. Bu anlamda demokratik inşada kadın öncülüğünün gelişiminin ana faktörü zihinsel özgürleşmedir. Bunun da ilk adımı, kadın köleliğinin derinliğinin ve maskelenmesinin farkına varıp aldanmamaktır. Kadın köleliğini çözümlemek kadar, bu kölelikten kurtulmanın stratejileri ve politikalarını sağlam örebilmek de önemlidir. Sloganvarî, fanatik, özünde cinsiyetçi, kaba retçi, özü liberal, sözü sekter, sahte özgürlük ölçüleri ve daha pek çok anlayış ve duruş, bugün kadın özgürlük öncülüğünün güçlü yaratılmasını ve kurumlaşmasını engelleyen gerçekliklerdir. Bu gerçeklikleri Jineolojî perspektifiyle bilimsel temelde objektif analiz edip aşmanın yol ve yöntemlerini oluşturmak, öncülüğün zihinsel inşasında önemlidir.

Kadın siyaset akademileri olmalı

Demokratik inşanın kadın öncülüğünün hakikate dönüşebilmesinin olmazsa olmazı kadrolaşmadır. Kadrosu olmayan bir kadın devrimi başaramaz. Kadın devrimini şahsında, örgütlülüğünde, zihniyetinde yaşamayan ve başaramayan kadınlar demokratik inşaya öncülük edemezler. Kadın özgürlüğünü ekmek, su kadar derin bir ihtiyaç olarak görenler; katledilen, zorda kalan tüm kadın ve çocukların acısını kendi acısı gibi hissedenler; sistemin konformist yaşam anlayışına teslim olmadan zorlukları göze alanlar, kadın özgürlük hareketinin öncü kadrolarıdır ve toplumsal inşayı demokratik temelde başarabilirler. Bu amaçla her alanda Kürt kadınlarının ve diğer tüm halklardan kadınların siyaset akademilerini oluşturmaları önemlidir. Bu akademiler, pratik politikaya öncülük yapacak kadın kadrolaşmasını geliştirebilir. Bu, stratejik önemdedir.

Öncülüğün içselleştirilmesi

Diğer temel bir ölçü, ‘‘erkeğin gölgesindeki kadın’’ ya da ‘‘zayıflatılmış kadın’’ olmayı aşmaktır. Erkek egemen bakış açısını içselleştiren kadınlar; kurumsal düzeyde kadın hareketinde yer alsalar bile özünde erkek egemenliğinin hizmetindedirler. Bu, ister kapitalist sistem içinde olsun ister bu sisteme alternatif temelinde mücadele eden hareketlerde olsun, böyledir. Kadınların öncülük misyonunu içselleştirip içselleştirmedikleri; yaşamlarında, ilişkilerinde, çalışmalarında ve kurumlaşmalarında ne kadar demokratik oldukları ile ölçülür. Eğer bu konularda bir kadın ya da kolektif kimlik olarak kadınlar demokratik olamıyorlarsa, toplumu da demokratik temelde inşa edemezler.

Öz farkındalığı sürekli büyütmek

Toplumsal demokratik inşada doğru öncülük yapabilmemizin diğer bir şartı, bize özgürlük olarak kabul ettirilen, normalleştirilen, doğal görülen modern kölelik kalıplarını ve alışkanlıklarını sorgulayarak öz farkındalığı sürekli büyütebilmemizdir. Kadın köleliğinin çağımızda sayısız çeşitte maskelendiğini ve özgürlük arayışına giren her kadının düşüncesine, ruhuna sızmak için sürekli tetikte olduğunu her an aklımızda tutmalıyız. Bir konuda ya da bir ilişkide modern kölelik tuzağına düşmek, bizi öncülük niteliğinden, kadınların özgürlüğü için gerekli olan kolektif-kurumsal akıldan uzaklaştırır. Bu yüzden kadın kişiliğinin kölelik alışkanlıklarından, ön kabullerinden, meşrulaştırılan formlarından arınmak; öncülüğün inşasını güçlendirir. Kadınlar bireysel olarak ve kolektif kadın yapılanmaları olarak modern çağın ürettiği bireyci, sahte özgürlük formlarını, sistem içi yaşam alışkanlıklarını ne kadar bilimsel analiz edebilirlerse, özgürlüğü o denli toplumsallaştırabilirler. Bunu başarmak, özgürlüğü ahlaki-politik toplumla, demokrasi kültürüyle ilişki içinde, jineolojik-sosyolojik analizlerle ele almaya bağlıdır.

Özgürleşmeye giden yol politikleşmeden geçer

Kadının öncülük görevlerini başarması, derin tarihsel sosyolojik bilinç kadar günceli doğru okuyabilmeyi ve toplumsal sorunlara çözüm üretmeyi gerekli koşuyor. ‘‘Kadın kurtuluş ideolojisinden kadın kurtuluş politikleşmesine sıçrama yapabilmelisiniz’’ perspektifi de bu gerekliliği işaret ediyor. Nerede, ne zaman neyi örgütlemek gerekir? Yaşamsal sorunların çözümlerini nasıl yaratacağız? Kolektif kadın aklı ile politika nasıl yapılır? Kadın ve çocuk kırımını durdurmayı başaracak en etkili çalışmalar nelerdir? Kadınların göçten, yoksulluk ve işsizlikten, ataerkil kültürden kaynaklı sorunlarına en geniş toplumsal kesimleri dâhil ederek hangi çözümleri geliştirebiliriz? Erkekleri egemen kültürden uzaklaştıracak, özgürlük mücadelemizin yoldaşları olarak değiştirecek ortak ve özgün çalışmalar neler olabilir? Mücadelemizin öncelikleri nelerdir, nasıl örgütleyeceğiz? Daha pek çok yaşamsal sorunun tanımına ve çözümüne tüm gücümüzle odaklanmak, verimli tarzda çalışarak pozitif değişimler yaratabilmek; kadın öncülüğünün tarihî sorumluluklarındandır.

Düşünsel netlik ve kararlılık

Kadınlar için bu hiç de kolay değildir. O yüzden kadın öncülüğünün gelişimi önündeki tüm içsel ve dışsal engelleri, bireysel ve kolektif örgütlülüğü zayıflatan faktörleri tanıyıp aşabilmek; kadın öncülüğü için son derece önemlidir. Tüm bunlar her şeyden önce düşünsel netlik ve kararlılık ister. Rêber Apo’nun ‘‘Halkların özgür yaşamı komünle mümkündür. Ulus-devlet nasıl kapitalizmin silahı ise, halkların kurucu ilkesi ve silahı da komündür. Belediyeler üzerinden de bu komünal toplum örgütlenebilir. Teorik ve pratik olarak bu mümkün. Ancak özenle ve gerçek bir anti-kapitalist mücadeleyle mümkündür. Kurucu kadronun kafası karışıksa, iradesi çarpıtılmışsa bu olmaz.’’ genel tespiti, kadın öncülüğü için de geçerlidir.

Beklentili ruh hali

Bu kafa karışıklığını kadınlar açısından en çok yaratan ve etkili bir öncülüğü engelleyen temel etkenlerden birisi, beklentili ruh hâlidir. Bu da kölelik kültürü ile ilintilidir. Öncülük misyonunun kadına biçilmesi ile kadının kendisini öncülük misyonunun sahibi görüp, bunu içselleştirerek mücadelenin ana dinamiği, ekseni hâline gelmesi arasında fark vardır. Genel kadın duruşlarında büyük bir emek, fedakârlık, maneviyat ve güç olsa da öncülük misyonunu içselleştirme, buna göre kurumsallaşma, süreklilik kazanma ve sorunlara çözüm gücünü kolektif kadın aklıyla geliştirme; hem bireysel hem de örgütlü duruş açısından yetersiz kalmaktadır. Bu yüzden her kadının, Kürt kadınlarının da öncülük misyonuyla daha güçlü içsel ve kararlı bir buluşmayı, barışmayı ve sahiplenmeyi yaşaması temel bir görevimizdir.

Orta sınıfın saldırıları

Orta sınıfın kadın özgürlük mücadelesine örgütsel dille-argümanlarla ya da milliyetçilik maskeleriyle saldırılarını zamanında ve yerinde görebilmek, bunun karşısında özgürlükçü temelde mücadeleyi yükseltebilmek de temel bir öncülük görevidir. Jin Jiyan Azadî felsefesine ideolojik ya da fiziksel saldıran her birey, her kurum ya da her davranış, kadınların örgütlü öz savunması ile cevaplandırılabilmelidir. Kültür-sanat alanından tutalım basına, siyasetten diplomasiye, ekonomik alandan çocuklara kadar pek çok alanda açık ya da gizli bu saldırılar varken, kadın öncülüğü güçlü geliştirilemez. Bu saldırıları etkisiz kılarak Jin Jiyan Azadî felsefesi ekseninde yeni sosyalizmi, demokratik inşayı ve barışı inşa etmek, kadın öncülüğünü gerektiriyor. Bu büyük bedeli ve sorumluluğu ancak tüm çalışmalarımızda Jin’in, Jiyan’ın, Azadî’nin toplumsal, tarihsel, sosyolojik anlamlarını kavramaktan geçiyor. Bu da bütün kadınların Jineolojî’yi sahiplenmesi ve kendi bilimleri olarak görüp geliştirmesi ile mümkün olacaktır. Unutmayalım ki Jineolojî, ‘‘Komünalitenin önemli bir parçası kadın özgürlüğüdür’’ tespitindeki hakikatin bilimidir. Bu bilimle biz kadınlar; demokratik toplumsal inşanın öncülüğünü, kolektif kadın aklını oluşturabilirsek, komün kadını olmayı başarabilirsek ve komün erkeğini emekle geliştirebilirsek başarabiliriz.

Kadın öncülüğünün kurumlaşması

Demokratik toplum ve barış sürecinin öncüsünün kadınlar olduğu tespiti edebî bir ifade değildir, hayal de değildir. Sihirli bir değnek değince gelişecek bir olgu hiç değildir. Birilerinin bize bahşettiği bir nimet de değildir. Tarihsel doğamızın, sosyolojik gerçeğimizin ve bazı temel özelliklerimizin sonucunda bu güç kadınlarda potansiyel olarak var. Ama bunun gerçekliğe dönüşmesi, kadın öncülüğünün ete kemiğe bürünen somut bir olgu olması, kurumlaşması, süreklileşmesi ve yaşamı katleden tüm olguları durdurabilmesi; amansız, örgütlü, kesintisiz ve aşklı bir mücadele ister. Bu öncülük hakkında çok güzel yazılar, analizler ve tespitler yapabiliriz -ki yapmalıyız- ama öncülüğün her şeyden önce muazzam bir zihinsel, örgütlü ve süreklileşen emek istediğini her zaman hatırlayarak, her tespitimize denk pratik politika geliştirebilmeliyiz. Öncülük emeksiz ve doğal bir yetenek olarak gelişmez. Emekle yaratılır. En belirleyici emek ise zihinsel emektir. Öte yandan demokratik inşada öncü olmak; pratik politika gücüne sahip olmaktır. Bunun güncel ifadesi, Rêber Apo’nun deyimiyle komünleşmektir.