Cezayir’den Fransa’ya uzanan feminist direniş

- editor
24 views
“Kadınlar her zaman konuştu, direndi ve haklarını talep etti” diyen feminist aktivist Zahra Agsous, Fransa’da kadınlara yönelik şiddete karşı yürütülen mücadeleyi, Cezayirli kadınların tarihsel direniş mirasını ve dünya genelinde büyüyen feminist dayanışmayı değerlendirdi.

Kadın hakları mücadelesinin Fransa’daki önemli isimlerinden Zahra Agsous, feminist hareketin güncel gündemini, Cezayirli kadınların tarihsel direniş mirasını ve dünya genelinde yükselen kadın dayanışmasını anlattı. Agsous’a göre, kazanılmış haklara yönelik saldırılar sürse de kadınların eşitlik mücadelesi büyüyerek devam ediyor.

Kendinizi tanıtır mısınız?

 Ben feminist aktivist Zahra Agsous. Cezayir’in bağımsızlığından sekiz yıl sonra, 132 yıllık sömürgeciliğin yarattığı travmaların ardından yeniden inşa sürecindeki bir Cezayir’de doğdum. Her şeyin yeniden düşünülmesi ve yeniden inşa edilmesi gerekiyordu; ancak kadınlarla erkekler arasındaki eşitlik bunun dışında bırakıldı. Erkeklerin kadınlar üzerindeki egemenliğini sürdürmek için tüm ataerkil yapılar, düşünceler ve kültürel kalıplar korundu. Kız çocukları için zorunlu eğitim gibi önemli ilerlemeler sağlanmış olsa da durum değişmedi.
Çelişkilerle dolu bir ailede büyüdüm. Kadınların özgürleşmesi gerektiği söyleniyordu; ancak bu özgürleşmenin de ataerkil çerçeve içinde olması bekleniyordu. Ben ise hiç tereddüt etmeden özgürleşmeyi seçtim ve çok genç yaşta ataerkil sisteme karşı mücadele etmeye başladım.

Feminist mücadeleye nasıl başladınız?

Feminist mücadelem Paris Kadınlar Evi ile başlamadı; benim için bu doğal bir devamlılıktı.
1990’lı yıllarda iç savaşın sonuçlarından kaçmak zorunda kalarak Cezayir’den ayrıldım. Fransa’ya geldikten sonra Nanas Beurs ve CADAC gibi feminist derneklerle bağlantı kurdum. Bu örgütler hem Cezayir’de yaşayan hem de ölümden kaçmak için ülkeyi terk etmek zorunda kalan Cezayirli kadınlarla dayanışma içindeydi.
Bu amaçla “Algérie-Plurielles” adlı bir dayanışma kolektifi kuruldu. Kolektifin merkezi Paris Kadınlar Evi’ndeydi. Ben de 2015 yılında burada çalışan olarak ekibe katıldım.
Feminist ve uluslararası mücadelelerimle uyumlu olduğu için feminist bir dernekte çalışmayı seçtim.

Fransa’da kadınların en acil talebi nedir?

Kadınlar hiçbir zaman haklarını talep etmekten vazgeçmedi: kadın-erkek eşitliği, erkek egemenliğinin ve ataerkilliğin sona ermesi, cinsiyetçi ve cinsel şiddete karşı mücadele…
#MeToo gibi hareketler dünya çapında feminist mücadelelere yeniden ivme kazandırdı. Şu anda Fransa’nın dört bir yanında, cinsiyetçi ve cinsel şiddete karşı kapsamlı bir çerçeve yasa (loi-cadre intégrale) talep eden gösteriler düzenleniyor. Bu, uzun yıllardır gündemde olan bir proje. İspanya’da benzer bir yasanın kabul edilmesinden sonra kadın cinayetlerinin yüzde 50 oranında azalması, bu talebi daha da güçlendirdi.
Siyasetçilerin taleplerimize verdiği yanıtlar, kadınların ve çocukların maruz kaldığı trajedilerin boyutuna hiçbir zaman uygun olmadı. Aile içi şiddete karşı düzenlenen ulusal istişare süreci (Grenelle) sınırlarını gösterdi. Macron, şiddetle mücadele için gerekli kaynakları ayırmayı reddederken, ordu ve savaş bütçelerini artırmakta çok daha istekli davrandı.
Ne yazık ki, daha önce suç işlemiş bir saldırgan tarafından 11 yaşındaki bir kız çocuğunun öldürülmesi gibi yeni bir kadın cinayeti vakası yaşandı. Devlet, gerekli kaynakları sağlamayı reddederek bu kişinin küçük kız çocuklarına yönelik saldırılarını sürdürmesine göz yumdu.
Öfke büyüyor. Kadın ve çocuk mağdurların korunması için ciddi kaynaklara ve sağlam bir yasal çerçeveye ihtiyaç var. Bu, hayati bir acil durumdur.
Bir diğer önemli mücadele ise giderek güçlenen aşırı sağa karşı verilen mücadeledir. Faşist fikirleri savunan bu hareket Fransa’da, Avrupa’da ve dünyada büyümektedir. Aşırı sağ hiçbir zaman kadınların özgürleşmesinden yana olmamıştır. Bu hareket kadınlar ve tüm insanlık için tehlikelidir. Tarihini ve politikalarının sonuçlarını tekrar anlatmayacağım; ancak son derece dikkatli ve dirençliyiz.

Feminist hareket bugün nerede duruyor?

Kadınlar her zaman konuştu, sesini yükseltti ve haklarını talep etti. Nihayet biraz olsun dinlenmeye başladık. Kadınlar, uzun süre yalnızca erkeklere ait olduğu düşünülen birçok alana girdi. Seslerini duyurmayı başardılar ve taleplerinin dikkate alınmasını da sağlayacaklar.
Biz, yalnızca kadın olduğumuz için şiddete maruz kalmadan, erkeklere tanınan hak ve fırsatların aynısına sahip olmak istiyoruz.
Şirketlerde, iş hukukunda ve birçok alanda çeşitli düzenlemeler ve mekanizmalar oluşturuldu; ancak bunların uygulanabilmesi için yeterli kaynak ayrılmıyor.

En önemli kazanım hangisi?

Bence hemen her alanda ilerleme kaydedildi. Kadınlar artık her sektörde yer alıyor. Buna rağmen yalnızca kadın oldukları için ayrımcılık ve şiddet yaşamaya devam ediyorlar. Şiddet kültürü hâlâ baskın durumda.
Kürtaj hakkı birçok ülkede yasaklanmış ve suç kapsamına alınmıştır. Bu hakkın kazanılması kadınlar açısından büyük bir ilerlemeydi. Ancak Trump döneminde alınan kararlar, ABD’deki kadınları zor durumda bıraktı ve kendi bedenleri üzerinde karar verme haklarını sınırladı. Bu ciddi bir gerilemedir. Ancak bu durum kadınların mücadeleden vazgeçmesine neden olmuyor. Kürtaj yaptırmak isteyen kadınlarla dayanışma büyüyor; Trump bundan hoşlansa da hoşlanmasa da.

En büyük tehdit nedir?

Ben Cezayir’in bağımsızlığından sonra doğdum ve ulusal kurtuluş mücadelesinin tarihiyle büyüdüm.
Kadınlar bu mücadeleye aktif olarak katıldı. Özellikle kendi tarihimiz tarafından görünmez kılınan kadınlardan söz ediyorum. Köyümde savaş sırasında gönüllü olarak görev alan birçok kadın vardı; ancak erkeklerin çoğunun aksine hiçbir takdir ya da tanınma görmediler.
Ülke bağımsızlığını kazandı ama kadınlar kazanamadı.

Cezayirli kadınların mirası neden önemli? Bu miras yeterince tanınıyor mu?

Fransız feminist aktivistler arasında sömürge sistemini kınayan ve Cezayir ulusal kurtuluş hareketini destekleyen birçok kadın tanıyorum. Özellikle Monique Dental’i düşünüyorum. Kendisiyle, FLN’nin Evian Anlaşmaları döneminde Fransa’da eylemler düzenleme kararı aldığı sırada gerçekleşen 17 Ekim 1961 Katliamı hakkında çok konuştuk.
Gisèle Halimi, Djamila Boupacha’nın savunmasını üstlenmiş ve Simone de Beauvoir’ı destek komitesinin başkanlığını yapmaya ikna etmişti.
Bence feminist hareket, Kürt kadınlarının ve dünyanın diğer bölgelerindeki kadınların mücadelelerinden beslenmektedir.

Cezayir feminist hareketinin dönüm noktaları neler? 

Bağımsızlıktan hemen sonra, özgürlüğün yeniden kazanılmasının yarattığı coşkudan 1984 yılında Aile Yasası’nın kabul edilmesine kadar olan dönem çok önemlidir. Bu yasa, kadınlara ömür boyu “reşit olmayan kişi” statüsü verdi.
Eski kadın direnişçilerin de katıldığı büyük protestolar düzenlendi. Kadınlar baskıya uğradı, hapse atıldı. Bu dönem, Cezayir feminist mücadelesinin temel dönüm noktalarından biridir. Bu yasa bugün hâlâ yürürlüktedir ve Cezayirli kadınlar sonuçlarına katlanmaktadır.
1990’larda iç savaş sırasında kadınlar, İslamcı grupların başlıca hedefi oldu: suikastlar, başörtüsü takma zorunluluğu, savaş tecavüzleri…
Bu dönem derin travmalar bıraktı. Buna rağmen kadınlar ön saflarda yer aldı; bu harekete ve demokrasi karşıtı güçlere karşı gösteriler düzenlediler.
Bir diğer önemli dönem ise Hirak Hareketi’dir (Şubat 2019). Bu süreçte yalnızca başkentte değil, ülkenin dört bir yanında çok sayıda kadının örgütlendiğini gördük.

Genç feministlere bakışınız nasıl?

Gençlik olağanüstü. Kısa süre önce Cezayir’den döndüm ve özellikle genç kadınlarla görüşme fırsatı buldum. Mücadelemizi devralmış durumdalar ve feminist mücadeleyi sürdürmeye devam ediyorlar.

Kadınlara mesajınız nedir?

Kız kardeşlik ve dayanışma.
Kolay olmasa da kazanacağız.