Dağlı kadınlar ne diyor?     

- Medya DOZ
14 views
Gördük ki her şeye rağmen gerillalar vakur duruşunu bozmuyor, sakin duruyor, sabırlı yaklaşıyorlar. Tarihi sorumlulukların demagojileri aşan bir gerçekliğe sahip olduğunu tekrar anlamış olduk. Çünkü barış sevmeyi bilenlerin bayramıdır. Çünkü barış hayata ve insana aşk düzeyinde bağlı olanların eylemidir. Barış bedel vermeyi bilenlerin halayıdır.

Herkesin şöyle ya da böyle konuştuğu yoğun bir süreçten geçiyoruz. Elbette konuşulmalı. Ama her zamanki gibi en çok konuşması gerekenler herkesten daha az konuşuyordu. Bizim de yolumuz bir gerilla kampına düşmüşken sürecin gidişatını bir grup gerilla ile konuşmak istedik. Önce tanıştık. Biri upuzun saçlı, esmer bir Arap kızı, ismi; Sena Minbiç. Başka biri de gözleri yaprak yeşili olan, Horasanlı bir Kürt kızı, ismi; Binewşe Berwar. Üçüncü söyleşi yapacağımız gerilla ise Şırnak doğumlu, güler yüzlü Siyaroj Gabar. Tanışma faslından sonra kamptan çıkıp söyleşiyi dışarda yapma kararı aldık ve doğanın huzur veren sonsuzluğuna çıktık. Ağaçların altında çember şeklinde oturduk. Böylece Siyaroj ile başladık söyleşimizi yapmaya…

Bu süreci nasıl karşıladınız? Gelinen aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Siyaroj Gabar: Her insanın süreci karşılama biçimi farklıydı. Bu bizim için de geçerli. Bazılarımız duygulandı, bazılarımız şaşırdı, bazılarımız Rêber APO zamanında anlaşılmadığı için hayıflandı. Ama ortak bir şey vardı, hepimiz Rêber APO dan bir haber almış olmanın sevincini yaşadık, yıllarca uygulanan insanlık dışı tecritten dolayı merak ediyorduk. Bütün dünya Rêber APO çağrıda ne demiş diye dikkat kesilirken gerilla arkadaşlar Rêber Apo’nun fotoğrafına kilitlenmişti. Tabi ki çok cesur ve tarihi bir çağrı var ortada. Öyle ki bu süreci anlayanlar ve doğru bir şekilde uygulayanlar, insanlık tarihinde büyük başarı sahibi olacaktır. Anlamayanlar ise 3. Dünya savaşının kurbanı olmaktan kurtulamayacaktır. Ve şu an sürecin gereklilikleri yeterince yerine getirilmiyor. Şimdiye dek toplumsal barışın sağlandığı ve karşılıklı olarak hakikatlerin açığa çıkarıldığı ve adaletin sağlandığı aşamaya gelinmesi gerekiyordu.

İmralı dan böyle bir çağrı bekliyor muydunuz?

Siyaroj Gabar: Aslında İmralı dan böyle bir çağrı beklememek tuhaf karşılanmalıdır. Çünkü Rêber APO 1990’lı yıllarından beri böyle bir arayışa sahiptir.  Barış ve Demokratik toplum çağrısı olarak kamuoyuna duyurulan ama aynı zamanda demokratik dönüşüm ve yeniden yapılanma süreci olarak da tanımlanabilecek bu süreç, Rêber APO’nun ve hareketimizin 50 yıllık mücadelesinin bir sonucudur. Bu mücadele içinde Kürt halkının muazzam bir emeği var. Gerillanın 41 yıllık gerilla savaşı var. Yine 27 yıllık İmralı direnişi var. Aslında bu çağrı yeni bir çağrı değil, Rêber APO defalarca buna benzer çağrılar yaptı. Rêber Apo’nun çağrısı üzerine barış grupları Türkiye’ye gitti ve tutuklandılar. Yine defalarca ateşkes ilan edildi ve bu ateşkeslere verilen cevap, topyekûn imha savaşını derinleştirme yaklaşımı oldu. Yine Rêber APO’nun çağrısı üzerine aktif savaş alanlarındaki gerilla güçleri (hem 1999 hem de 2013 yıllarında) savaş alanlarından çekildi, Türk devleti ve özel savaş kliği bu boşluğu fırsat bilip Kürdistan coğrafyasına barajlar yaparak, ormanları yok ederek ve kalekollar yaparak cevap verdi. Türk devleti şimdiye kadar her barış çağrısına komplocu yaklaşan, suiistimal eden ve barış ihtimalini imha politikaları ile darbeleyen tutum ile bütün barış fırsatlarını heba etti. Umarız bu kez öyle olmaz.

Çağrı sonrası sizin için ne değişti?

Sena Minbiç: Bizim için değişen şey, kendimizi daha fazla sorgulamak oldu. Rêber Apo’yu ne kadar anladık ne kadar elini güçlendirdik, savunmalarında belirttiği yüzlerce toplumsal projeleri ne kadar uyguladık gibi sorgulamalarımız derinleşti. Hem bizde hem de devlet cephesinde sorgulanacak, sonuç çıkarılacak çokça konu var. Biz kendi cephemizde bu süreçte birçok konuda özeleştiri verip sorgulamalar yaptık. Tartışıyoruz, diğer devrim deneyimlerini, uzlaşma, barış ve müzakere deneyimlerini tartışıyoruz. İRA, ETA, Güney Afrika ve Oslo da deneyimlenen bazı anlaşmaları tartışıyor sonuçlar çıkarmak istiyoruz. Rêber Apo’nun savunmalarını tekrar okuyoruz. Hem savaşın hem de barışın militanı olma konularını tartışıyoruz. Ama her ne tartışırsak tartışalım temel ölçümüz Rêber Apo’nun özgürlüğüne odaklıdır. Çünkü bizim için barış Rêber Apo ile buluşmaktır.

Peki sizce PKK amaçlarına ulaştı mı?

Sena Minbiç: Amaçtan ne kastettiğimiz önemlidir. PKK’nin de uzun, orta ve kısa vadeli amaç ve hedefleri vardı. Genel anlamda amacımız insanlığın, kadınların ve doğanın kendi özü ile yaşayabilmesidir. PKK’nin en eski amacı, Kürt varlığını ispatlamaktı, ispatladı. Mücadele alanları açmaktı, açtı. Kadın inkarına başkaldırmaktı, kaldırdı. Halkları ortak demokrasi ve eşitlik ortamında buluşturmaktı, buluşturdu. Bunun gibi binlerce başarılan amaçtan söz edilebilir. PKK’nin tarihini araştıranlar, PKK’nin çoktan bütün hedeflerine ulaşarak kendisini tamamlamış olduğunu görecektir.

PKK silahlı savaş dışında bir yöntem ile de hedeflerine ulaşamaz mıydı?

Binewşe Berwar: Türkiye gibi katı bir zihniyete sahip olan bir devlet karşımızda olmasaydı ulaşırdık. Dünyanın başka bir yerinde PKK’nin talepleri birer insanlık, demokrasi, kadın özgürlüğü ve ekoloji projesi olarak algılanabilir ama söz konusu bölünme fobisi yaşayan, inkârcı, asimilasyoncu Türkiye devleti olunca silahlı savaş kaçınılmaz oldu. PKK esas olarak Geliye Zilan, Dersim ve adını sayamadığımız onlarca katliama karşı bir çıkıştır. PKK, Ortadoğu’nun en eski ve köklü kadim halklarından biri olan Kürtlerin inkarını ve büyük oranda bu kültür ile beslenmiş ve kökleşmiş sonra da evrenselleşmiş Ortadoğu kültürü ve kimliğinin inkarını ve parçalanmasını kabul etmediği için savaştı. Ve eğer PKK savaşmasaydı bu gün barışı tartışamazdık.

Silah bırakma konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizce gerçekleşme koşulları var mı?

Binewşe Berwar: Sadece silah bırakma değil, bu sürece dair olan her şey ciddi bir yaklaşım ile olası ve mümkündür. Ciddi yaklaşmayınca dünya ve bölge konjonktürünü doğru okumayınca bu sürecin yenilmişi olarak tarih sahnesine çıkmak kaçınılmazdır. Silah bırakma da bir teslimiyet olarak ele alınamaz daha kapsamlı bir mücadelenin başlangıcı olarak düşünülmelidir. Sonuç olarak bu dönüşüm yıllar önce gerçekleşmeliydi, gerçekleşmemiş ise bu tamamen Türk devletinin gayri ciddi tutumu ile alakalıdır. Kadınlar olarak özgürlüğün bedelini bildiğimiz kadar barışın nasıl gelişeceğini de biliyoruz. Şu an Türk devletinin ısrarla barış iklimine girmek istemediğini görüyoruz.

Peki bu kez umutlu musunuz? Bu süreç kalıcı bir barışa evrilir mi?

Binewşe Berwar: Şayet imralı barış evi olarak ilan edilseydi şu an umudu tartışmazdık, toplumsal barışın aşamalarını ve silahsızlık iklimini tartışırdık. Taktir edersiniz ki umutlu olmak, mutlu olmak, güvende olmak ile alakalıdır. Güvende miyiz hayır. Halkımızın geleceği yasal güvencelere kavuşmayana, dilimiz ve kültürümüz tanınmayıncaya, Rêber Apo özgür olmayıncaya kadar da şüphelerimiz devam edecektir. Çünkü ciddi adımlar atanlar, ciddiye alınır. Bu konuda biz sadece Rêber Apo’ya güveniyoruz. Bizi sadece Rêber Apo’nun sözleri bağlar. Bizim için esas olan her koşulda mücadeledir. Umutsuz değiliz ama tedbirsiz de değiliz. Söylem ve eylemler bir olmadıkça güven gelişmez.
Gördük ki her şeye rağmen gerillalar vakur duruşunu bozmuyor, sakin duruyor, sabırlı yaklaşıyorlar. Tarihi sorumlulukların demagojileri aşan bir gerçekliğe sahip olduğunu tekrar anlamış olduk. Çünkü barış sevmeyi bilenlerin bayramıdır. Çünkü barış hayata ve insana aşk düzeyinde bağlı olanların eylemidir. Barış bedel vermeyi bilenlerin halayıdır. Tanrısallığa ve kutsallığa inananların dergâhıdır barış… Bunu en çok cesurca savaşanlar bilir. Meydanlarda ölüm naraları atanlar değil. En çok kanayan, kanın durmasını ister, parmağı kanamayanlar değil. En çok yaralananlar yara sarmaktan anlar, çünkü onlar yaşamın sınanmış insanlarıdır. Birde toplum bilir. Halklar bilir, analar bilir.