Kadın enternasyonaline doğru

- Nazan ÜSTÜNDAĞ
140 görüntüleme

2019’da ve 2020’nin ilk aylarında gerçekleşen kadın eylemlerini düşündüğümüzde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün dünya çapında coşkuyla, büyük kalabalıklarla ve radikal sloganlarla kutlanacağını bekliyorduk. Nitekim beklentimiz karşılandı ve yıl boyunca kadınların isyanına tanık olmuş birçok ülkede; Şili, Arjantin, Güney Afrika, Sudan, Filipinler ve Türkiye’de, kadınlar kitlesel eylemlerde bir araya geldiler. Kadınlar 8 Mart 2020 Dünya Kadınlar Günü’nü, 20. yüzyılın en başlarında ortaya çıktığı zamandaki enternasyonalist ve devrimci karakterine kavuşturdular. Bunun kadınlar açısından önemli bir kazanım olduğunu belirtmek gerek.

Dünya Kadınlar Günü tarihsel olarak, Almanya’lı feminist ve devrimci Clara Zetkin’in çabalarıyla ve 1910’da toplanan ve Sosyalist Kadınlar Enternasyonali’nin gerçekleştirdiği İkinci Konferansta karara bağlanmış bir gün. Bundan sonraki ilk beş yıl boyunca, sosyalizmin son derece güçlü olduğu Avrupa’da kadınlar bu günde kitlesel olarak bir araya geliyor ve oy hakkından sosyal güvenceye kadar birçok konudaki taleplerini devrimci bir çerçeve içerisinde ifade ediyorlar. Birinci Dünya Savaşı ile birlikte ise milliyetçilik ve militarizm kadınların da sosyalistlerin de gerilemesine sebep oluyor.

Devrimin ilk kıvılcımını kadınlar yakıyor

Rusya’da ise 1917’de gerçekleşen Ekim Devrimi’nden önce, Dünya Kadınlar Günü’nde erkeklerin askere gitmesiyle tüm üretimi sırtlamış emekçi kadınlar açlığa, savaşa ve çar yönetimine karşı bir araya gelerek topluma liderlik yapıyor ve devrimin ilk kıvılcımını yakıyorlar. Troçki 1917 yılının Mart ayından bahsettiği bir yazısında “o gün kadınların eylemleri olacağını biliyorduk ama o günün devrimi başlatacak gün olduğunu bilmiyorduk” diyor.

Toplumsal devrim talebiyle iç içe geçen tarihi sebebiyle olsa gerek, batı dünyası uzun bir süre dünya kadınlar gününü hafızalardan siliyor. Ta ki 1960’larda feminist hareket ortaya çıkana kadar. Artık kadınların talepleri sosyalizmden bağımsızlaşmış ve çeşitlenmiş durumda. Bunu izleyen on yıllar boyunca kadınlar artık günün egemen liberal ideolojisi ile hem uyumlu hem de çatışmalı bir şekilde “benim kimliğim, benim bedenim ve benim emeğim” diyerek erkeklerin onlar üzerindeki kontrolüne ve erkek egemenliğinin kadınlara dayattığı kimliklere, kısıtlamalara, disiplin ve normalleştirme yöntemlerine, baskıya ve zora karşı isyan ediyor.

Son on yıldır ise, kadın eylemliliği açısından, yine yeni bir döneme girdiğimiz söylenebilir. İçindeki farklılıkları keşfetme sürecinin ergenlikten olgunluğa geçiş yaptığı kadın hareketi, kolektivist, örgütlü, radikal ve devrimci bir duruşla dünyanın her yerinde “dünya yerinden oynar kadınlar özgür olsa,” “asla yalnız yürümeyeceksin” ve “bir kişi daha eksilmeyeceğiz” diyorlar.

Son yılların en büyük grevini

Kadınlar uzun bir zamandır cinseller arası bir iç savaşın tam ortasında olduklarının farkına vardılar. Meksika’da, Şili’de, Güney Afrika’da, Türkiye’de, Hindistan’da, Güney Avrupa’da iki günde birden, günde 15’e kadar varan kadın cinayetleri 2020 yılında alanları dolduran tüm kadınların birinci gündemiydi. Meksika’da Şubat ayında gerçekleşen ve kelimenin tam anlamıyla vahşice işlenen cinayetler örneğin, Meksikalı kadınların 8 Mart’ta tüm kentlerde sokaklara öfkeyle çıkmalarına, otobüslere arabalara saldırmalarına ve kitlesel olarak gösteriler yapmasına sebep olmadı. Aynı zamanda 9 Mart günü kadınlar Meksika sokaklarından tamamen el ayak çektiler ve başka zamanda erkekler tarafından zorla evde tutulurken, o gün kendi istekleriyle evde kalarak son yılların en büyük grevini örgütlediler. Şili’de binlerce kadın bir kez daha LasTesis dansıyla tüm erkeklere ama en önce de bu yıl aralarından birçoğunu kör etmiş ve birçoğuna işkence ve tecavüz etmiş kolluk güçleri ve devlet erkanına meydan okudular. Güney Afrika sokakları da doldu taştı. Kadınların tepkileri geçen sene içinde devlet başkanının kadına yönelik şiddete karşı mücadeleyi en öncelikli mesele olarak ilan etmesine sebep olmuştu. Ama kendi devriminin sonunu getiremeyen, apartheid rejiminin her alanda –bu sefer hukuk tarafından desteklenmeden de olsa- sürdüğü Güney Afrika’da şiddetin öncelikli kurbanları kadınlar olmaya devam ediyor.

Savaş lordlarına karşı sokaktaydılar

Afganistan’da kadınlar ancak küçük bir topluluk olarak sokaktaydılar ama bahsettikleri konu hepimizi ilgilendiren bir konuydu. Afganistan’lı kadınlar Afganistan’dan, Afrika’ya, Balkanlara, Ortadoğu’ya kadar kadın kaçakçılığını yürüten ve devam ettiren, kadın düşmanlığını kitleselleştirerek toplumsal bir baskı mekanizması haline getiren savaş lordlarının her türlü hesap verilirlikten yoksun olarak hayat devam etmesine karşı mücadelenin bir parçası olarak sokaktaydılar.

Filipinler’de kadınlar Duerte’ye, Brezilya’da Bolsonaro’ya, Hindistan’da Mondi’ye ve tüm bunların kadınları ve farklı etnik kimlikteki insanları düşman ilan etmelerine karşı sloganlarıyla katıldılar eylemlerine. Sudan’da ise kadınlar kendi yaptıkları devrimin sonucunda gelen geçici hükümetin kadınları dışlayan politikalarına karşı kitlesel olarak sokaklardaydılar. Sudan’da kadınların seyahat etmesini, boşanmasını, çalışmasını eşinin veya babasının iznine bağlayan Aile Kanunu’nun değişmesi birinci talepleriyken, devrim sonrası kurulan ve rejimin işlediği suçları otaya çıkartmakla yükümlü komisyona kadınların katılması ise ikinci talepleriydi.

Tüm kimliklere özgürlük

Corona İtalya ve İspanya’yı vurunca, Avrupa’da 8 Mart biraz sönük geçti. Bu yıl 8 Mart’ın Pazar gününe denk gelmesi sebebiyle ciddi bir grev örgütlenmesi de yaşanmadı. Ancak tek tük de olsa kimi gösterilerde, örneğin Yunanistan’da, mülteci kadınlarla dayanışma sloganları önemliydi. Ancak sorunun büyüklüğü ve kadınların durumu göz önüne alındığında oldukça da eksikti.

Dünyanın her yerinde muhalefete yönelik baskılar ve halkların birbirine karşı kışkırtılması sürerken kadınların en önemli muhalefet olarak ortaya çıktığı bir gerçek. Bu 8 Mart’ta kadınların tüm kimlikleriyle, siyah, eşcinsel, azınlık, militan, ev işçisi, mülteci, devrimci vs., anıldığını ve tüm bu kimliklere özgürlük talep eden bir bütünlükle söylem ve slogan geliştirdiğine, devletten ve kapitalizmden hesap sorduğuna tanıklık ettik.

Bugünlerde Corona ile birlikte küreselleşen bir virüse karşı ulusallaşmış tepkilerin yetersizliği, ulus devletlerin dünyada sanki hiçbir şey değişmemiş gibi sınır kapama çabaları ve firma kurtarma savaşları ile bir kez daha hayrete düşüyoruz. Üstelik de virüs dünyayı döndüren ve toplumu savunan emeğin bakım ve ilgi emeği olduğunu göstermişken. Dünya için kadınların enternasyonalist devrimi dışında bir gelecek var mı?