Tarihsel komplonun önü alınmak isteniyorsa Rêber Apo’nun önü açılmalıdır. Aksi her yaklaşım, sürecin bizzat kendisinin bir komplo olarak planlandığını gösterecektir.
Şubat ayı, Kürt halkının hafızasında uluslararası komployla birlikte yer edinmiştir. Bu komployu boşa çıkarmak için belki de tarihin en büyük direnişlerinden biri sergilenmiştir. Yirmi yedi yıldır, uluslararası komplonun amacına ulaşmaması, soykırım sisteminin yenilgiye uğratılması için amansız bir mücadele yürütülmektedir. “Güneşimizi karartamazsınız” sloganıyla komploya karşı onlarca yoldaş bedenini ateşe vermiş, fedai eylemleri gerçekleştirmiştir. Rêber Apo’nun Kürt halkının iradesi, ortak aklı, ruhu, özgürlüğü ve geleceği olduğunu bilerek bu eylemlere yönelmişlerdir.
1998 yılından bu yana Rêber Apo’ya dönük komployu boşa çıkarmak ve soykırım sistemini yenilgiye uğratmak için yaşamını yitiren tüm şehitlerimizi saygı, sevgi ve minnetle anıyoruz.
Sürece yeni komplolarla giriyoruz
Bir Şubat ayına daha uluslararası güçlerin ve TC devletinin yeni komplolarıyla giriyoruz. 1998 uluslararası komplosu, Ortadoğu’ya müdahalenin önündeki engelleri kaldırmak, Kürt-Türk savaşını derinleştirmek ve özgürlükçü Kürt önderliğini tasfiye etmek amacıyla geliştirilmiştir. Rêber Apo, tarihi tersine çevirmek için büyük bir mücadele yürütmüş; Şubat ayını komployla değil, barış ve çözümle anılır kılmak için 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’yla yeni bir süreci başlatmıştır. Bu çağrı, Şubat ayının komployla değil, barışçıl ve demokratik çözümle anılması, Kürt halkını soykırım kıskacında tutan savaşın sona ermesi amacıyla yapılmıştır.
Hareketimiz bu çağrıya yanıt vermiş; PKK kongre yaparak kendini feshettiğini açıklamış, ardından KCK Eşbaşkanı Bese Hozat öncülüğünde silahlı mücadeleyi sonlandırma iradesi ortaya konmuştur. Kuzeyden geri çekilme başlatılmış, sürecin ilerlemesi için üzerimize düşen sorumluluklar yerine getirilmiştir. Demokratik siyasetin gelişmesi, Kürt halkının varlığının ve haklarının hukuki güvence altına alınmasının önü açılmaya çalışılmıştır. Rêber Apo’ya dönük umut hakkının devreye sokulması, sürecin temel önceliği olarak belirlenmiştir. Nitekim bu sürecin başlaması yönünde çağrı yapan MHP Genel Başkanı’nın da ilk dile getirdiği konu umut hakkının uygulanması olmuştur. Buna rağmen, bu çağrının gerekleri yerine getirilmemiştir.
Atılan adımlara cevap verilmemiştir
Hareketimizin attığı bunca adıma karşın somut ve ciddi bir gelişme yaşanmamıştır. Meclis bünyesinde kurulan komisyon uzun süre çeşitli kesimleri dinlemiş, süreci zamana yaymış ve içeriğini boşaltmıştır. Oysa bu sürecin mimarı olan, barışçıl ve demokratik çözüm için büyük emek veren baş aktörle görüşmek kaçınılmaz bir gereklilikken, konu buraya geldiğinde büyük bir kıyamet kopartılmıştır. Aylarca “İmralı’ya gidilmeli mi, gidilmemeli mi” tartışmaları sürdürülmüş; süreci başlatan, barıştan yana inisiyatif alan ve Kürt halkı tarafından başmüzakereci olarak görülen Rêber Apo’nun yanına gidilmemesi için her yol denenmiştir. Oysa Rêber Apo’nun dinlenmesi, görüşlerinin öğrenilmesi ve toplumla paylaşılması son derece doğal ve gerekliydi.
Uzun tartışmaların ardından komisyondan üç kişi Rêber Apo ile görüşmeye gitmiştir. Bunlardan biri sürecin ilk çağrısını yapan MHP, biri DEM Parti temsilcisi, diğeri ise gittiğini dahi gizlemeye çalışan AKP’li bir isimdir. Görüşmenin sonuçları kamuoyuyla paylaşılmamış; Rêber Apo’nun bu komisyona sunduğu çözüm önerileri, değerlendirmeleri ve projeleri gizli tutulmuştur. Şimdi ise ortak bir rapor hazırlanacağı ve özel bir yasa çıkarılacağı tartışılmaktadır. Bu raporun ve yasanın merkezine silahsızlanma ve teslimiyetin konulacağı ifade edilmektedir. Teslimiyet kabul edilmezse her türlü saldırının devreye sokulacağı ima edilmektedir.
Oysa yüz yıldır bu coğrafyanın temel sorunu hâline getirilen Kürt meselesine yaklaşım bu denli yüzeysel, tarihsel arka plandan ve ciddiyetten uzak olamaz. Arkasında bir komplo yoksa neden böyle oldu? Bu izaha muhtaç bir durumdur.
Ortadoğu’ya dayatılan dizayn
Kürt halkı neden Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana TC devletine karşı isyan hâlindedir? Birlikte kurdukları ve savundukları cumhuriyetten neden dışlanmış, inkâr ve imha politikalarına maruz kalmışlardır? Bu coğrafyanın en kadim halklarından biri ortak yaşamı ve ortak devlet çatışı altında yaşamayı savunurken neden katliamlarla karşı karşıya bırakılmıştır? Kürt halkı, PKK gerçeği şahsında bu politikalara karşı neden elli yıl boyunca mücadele etmiştir? Kuşkusuz bunun temel nedeni, uluslararası sistemin Birinci Dünya Savaşı’yla Ortadoğu’ya dayattığı dizayndır. Ortadoğu’ya ithal edilen ulus-devlet sistemi ve TC devletine verilen rol ne Türk halkına ne de Kürtlere fayda sağlamış; her iki halk da bu savaş politikalarının ağır sonuçlarına mahkûm edilmiştir.
Ancak Rêber Apo müdahale edebilir
Bugün Rojava’da yürütülen savaşla aynı senaryo yeniden sahnelenmektedir. Bu tabloya ancak Rêber Apo müdahale edebilir ve mevcut komploları boşa çıkarabilir. Tarihsel komplonun önü alınmak isteniyorsa Rêber Apo’nun önü açılmalıdır. Aksi her yaklaşım, sürecin bizzat kendisinin bir komplo olarak planlandığını gösterecektir.
TC devleti kendi sonunu hazırlıyor
Türk devleti demokratikleşmeyi ve Kürt halkıyla barışmayı seçmedikçe, kendi varlığını da sürdüremeyecektir. Tarihsel olarak Türk varlığı Kürtlerle birlikte gelişmiştir; bundan sonra da ancak bu temelde var olabilir. Aksi durumda, soykırım politikalarına dayanan TC devleti kendi sonunu da hazırlamaktadır.
Soykırım ve imha ısrarı
Gelinen aşamada, Rêber Apo’nun sunduğu fırsatın bir şans olarak değerlendirilmediği; aksine soykırım ve imha politikalarında ısrar edildiği görülmektedir. 27 Şubat çağrısının birinci yılında barış ve demokrasi adına herhangi bir ilerleme yaşanmadığı gibi, Kürt halkına dönük saldırılar Rojava şahsında en üst düzeye ulaşmıştır. Rojava’ya yönelik saldırıları, uluslararası komplodan ve süreci sabote etme girişimlerinden ayrı değerlendirmek mümkün değildir. Bu saldırılar, Rêber Apo’nun geliştirmek istediği sürece dönük açık bir müdahaledir.
TC-HTŞ-KDP planı devrede
Rojava, DAİŞ’e karşı verilen büyük mücadeleyle halklar adına bir özgürlük alanı yaratmıştır. Bugün bu kazanımın intikamı alınmak istenmektedir. Küresel sistem, DAİŞ artığı güçleri yeniden sahaya sürerek gizli pazarlıklar ve anlaşmalarla halklara saldırmaktadır. Bu planlamanın içinde TC devletinin ve KDP’nin yer aldığı açıktır.
Kürt halkının büyük bedeller ödeyerek tüm insanlık adına kendini siper ettiği Rojava’ya yönelik saldırılar en vahşi biçimde sürmektedir. Rojava, tarihin en vahşi güçlerinden biri olan DAİŞ’e karşı savaşarak halklar adına bir özgürlük adası oluşturmuştur. Kürtlerin ve Suriye halklarının DAİŞ’i yenilgiye uğratmasının intikamını şimdi Bakur’dan ve Rojhilatê Suriye’den almak istemektedirler. Küresel sistemin komplocu yönü bir kez daha gözler önüne serilmektedir. Gizli pazarlıklar ve anlaşmalarla DAİŞ artığı HTŞ önce iktidara taşınmış, ardından ona karşı mücadele etmiş olan halkların üzerine salınmıştır. Nasıl ki Afganistan, sözde 11 Eylül saldırılarının sorumlusu olarak gösterilen ve Ortadoğu’ya müdahalenin gerekçesi yapılan El Kaide’ye teslim edildiyse, Suriye’yi de DAİŞ güçlerine teslim etmek istemektedirler. Böylece bölgede savaşın ve soykırımın sona ermemesini amaçlamaktadırlar. Bu planlamanın içinde TC devletinin yer aldığı ise tartışmasızdır. KDP’nin de bu planın bir parçası olduğu anlaşılmaktadır.
Rojava boyun eğmeyecektir
Rojava elbette direnecek, DAİŞ artıkları karşısında boyun eğmeyecektir. Rojava devrimi bir kadın devrimidir; devrimin özgürlükçü ve direngen karakteri buradan kaynaklanmaktadır. Ortadoğu’nun kadim geçmişiyle uyumlu, demokratik ulusa dayalı bir sistemdir. Bunu tehlike olarak görenler kapitalist sistemin temsilcileri ve onlarla iş birliği içindeki yerel güçlerdir. Kadın düşmanı, kastik katil bu güruh; kadın özgürlüğünü merkeze alan bu sistemi tasfiye etmek istemektedir. Kendisini yenilgiye uğratan ve on yıldır özgürce yaşamaya çalışan halktan intikam almaya çalışmaktadır.
Deniz’e yapılanın hesabı sorulacaktır
Onurlu, fedai savaşçı Deniz yoldaşa duydukları öfke de bundandır. Ancak Deniz’e yapılanlar halkımızın ve biz kadınların hafızasından silinmeyecektir. Hesabı mutlaka sorulacaktır. Tüm insanlık bunu unutmamalı; Ortadoğu ve dünya demokratik güçleri bu soykırım saldırıları karşısında ayağa kalkmalıdır. Rojava’yı savunmak insanlığı savunmaktır. Kadın özgürlüğünü savunmaktır. Geleceği savunmaktır. Rojava’yı savunma adına şimdiye dek her yerde gelişen eylemleri bir kez daha selamlıyor; seferberlik ruhuyla daha da yükseltilmesi ve güçlendirilmesi çağrısında bulunuyoruz.
Jin Jiyan Azadi devrimi
Rojava savaş alanına dönmüşken İran’da da halkların mücadelesi ve rejime karşı serhildanlar sürmektedir. Devletin katliamlarına rağmen bu direniş durdurulamamaktadır. Çünkü Jin Jiyan Azadi serhildanlarıyla İran halklarının rejimin değişimine yönelik iradesi güçlenmiştir. Bugünkü serhildanlar da bu mücadelenin devamı olarak değerlendirilmelidir. Toplumun rejime yönelik uyarıları ve talepleri karşılıksız bırakılmış, demokratikleşme sağlanmamış; aksine idamlar ve topluma dönük saldırılar artarak sürmüştür. Bu nedenle rejimi reddetme ve değiştirme iradesi daha da güçlenmiştir.
Şubat ayı aynı zamanda Şahlık rejiminin halkların ve kadınların serhildanlarıyla devrilmesinin yıldönümüdür. Bu kez halklar kendi devrimlerine sahip çıkmalı; devrim karşıtı, işbirlikçi ve egemen güçlerin bu mücadeleye el koymasına izin vermemelidir. Rojhilat’ta ve tüm İran’da halkların kendi özgür yaşamlarını şekillendirecek irade ve güç mevcuttur. Kadim ve güçlü bir toplumsal geleneğe sahip olan İran, ne kapitalist moderniteye ne de bu kültürel ve toplumsal zenginliği boğmaya çalışan gericiliğe teslim olacaktır. Rojhilat’ta direnen tüm kadınları ve halkları selamlıyor, başarılar diliyoruz.
Mücadele daimi, özgürlük kesindir
Önümüzdeki bahara; mücadelemizle, bölgemize ve halklarımıza dayatılan soykırım politikalarına karşı kararlı bir duruşla gireceğiz. Kadınlar olarak yarattığımız toplumsallığı savunmayı sürdüreceğiz. Bir 8 Mart’a, bir Newroz’a daha kadın özgürlüğüne dayalı toplumsal sistemi inşa etme iddiasıyla; kadın devrimini büyütme mücadelesiyle yürüyeceğiz. Rêber Apo’nun özgürlüğüne daha güçlü sahip çıkmak, komplocu güçlerin politikalarını boşa çıkarmak için komünal örgütlülüğümüzü güçlendirmek ve eylem içinde olmak onurlu yaşamın temel koşuludur. Süreç nasıl ilerlerse ilerlesin mücadele daimidir. Özgürlük kesindir.
