Bundan sonraki süreç, kök yasa üzerinden sürecin devamı için şart olan Rêber Apo’nun özgürlüğünün garantileneceği yeni yasaların çıkarılmasını sağlamaktır. Bunun için mücadelenin merkezine Rêber Apo’nun özgürlüğünü, başmüzakereci olarak özgür çalışma ve herkesle diyalog içinde süreci yürütebilmesini koymak gerekiyor.
Kürt halkının ve Türkiye halklarının gözünü, kulağını diktiği kök yasa Meclis’ten geçti. Bu yasayla Kürt halkının beklentisi, Rêber Apo’nun statüsünün hukuki olarak tanınması ve resmiyete kavuşmasıydı. Kürt halkının ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin başmüzakereci olarak kabul ettiği Rêber Apo’nun özgürlüğünün önünün açılmasıydı. Bu şekilde 50 yıllık savaşı bitirme, Kürt sorununu çözme ve Türk-Kürt kardeşliğini inşa etme iradesine sahip olan tek muhatabın müzakere yapma ve özgürce çalışma koşullarının resmi olarak tanınmasıydı.
İki yıldır halkımız ve tüm kadınlar bunun için ayaktaydı, sürekli eylem halindeydi, Rêber Apo’nun özgürlüğünü temel şart olarak dile getiriyordu. Yine yasayla Kürt sorununun barışçıl çözümüne, Kürt halkının demokratik haklarına dönük bazı ön açıcı maddelerin olması da beklentiler arasındaydı. Ancak Türkiye Meclisi’nde onaylanan yasanın içeriğinde ne Rêber Apo’nun statüsü vardı ne de Kürt kelimesi geçiyordu.
O nedenle çıkarılan bu yasa Kürt halkı için, kadınlar için, demokrasi güçleri için beklendiği gibi olmadı. Aksine birçok çevre tarafından, özellikle halkımız tarafından tepkiyle de karşılandı. Devletin bu sürece dair hedef ve amaçları konusundaki kaygıları derinleştirdi. Bir oyun, tasfiyeye dayalı bir politika olduğu konusunda düşünceler zaten vardı. Bunlar yasayla giderilebilecekken bu olmadığı için şüpheler daha da arttı.
Rêber Apo siyasallaşma kurulunda da yer almalı
Çok büyük bir oyla ve belki de Türkiye Meclisi tarihinde en fazla destek alarak geçen bu yasa, çoğu kesim tarafından da olumlu karşılandı. Bunun nedeni yasanın kendisi değil, yasa ile birlikte başka yasaların çıkmasının önünün açılması, demokratikleşmenin sağlanabileceği ve Kürt sorununun çözümüne dair başka adımların atılacağı bir kök yasa olması beklentisidir.
Özellikle de bu sürecin yürütülmesinde ve geliştirilmesinde öngörülen kurulların rol oynaması, bu kurullardan “barış ve siyasallaşma kurulu” olarak adlandırılan kurulda Rêber Apo’nun resmi olarak yer alması ve bu şekilde statüsünün resmileşmesi beklenmektedir. Eğer bu olursa zaten süreç yürüyecek, Rêber Apo tarihi rol ve sorumluluğunu bir resmiyete dayalı olarak sürdürecektir. Eğer bu olmazsa zaten bu şekilde devam etmesi söz konusu olamaz.
Yasanın asıl amacı nedir?
Kürt sorunu gibi tarihi bir sorunu çözme niyetinde olduğunu utangaçça veya imalarla yansıtmaya çalışan bir devletin, bu kadar toplumsal destek varken bu fırsatı daha iyi kullanması gerekirdi. Hukuk metinleri niyetlerle okunamaz belki ama devletin niyetini ve amacını yansıtan bir metin olmuş. Bu yasada asıl amaç; PKK’yi tasfiye etmek, silahları bıraktırmak ve Kürt halkının örgütlülüğünü dağıtmak olmuş. Teslimiyet algısı oluşturulmaya çalışılmış. Bu yasada özünde inkâr siyaseti ve zihniyetinin terk edilmediği açığa çıkıyor.
Yıllarca her koşulda mücadeleyi bırakmayan, dünyanın birleşip tasfiye etmeye çalıştığı bir hareketin bunu kabul etmeyeceğinin bilinmesi gerekir. PKK zaten kendini feshedeli bir buçuk yıl oluyor. Silahlı mücadele stratejisine son verme iradesi ise ortaya kondu. İki yıldır gerilla zaten ateşkes pozisyonunda ve tek kurşun sıkmamış. Türkiye’ye cenazeler gitmemiş, savaş durmuş, bu savaşın ağır etkileri altındaki toplum rahatlamış, bir kez daha Türkiye’de barış ve huzur imkânı ortaya çıkmış. Tüm bunları Rêber Apo ve hareketimiz tek taraflı çabaları ile yapmış.
Devletin inkâr zihniyeti devam ediyor
Yasanın, kendini feshederek demokratik siyasi yollarla mücadelesini sürdürmek isteyen, demokratik cumhuriyetin inşasında yer almak istediğini beyan eden bir hareketin ve onun üyelerinin bunu yapması için gerekli olan hukuki zemini oluşturması gerekiyordu. Ancak bunu yapmadığı ortadadır. Her kesimin bu sürece atfettiği anlamın farklı olduğu açık. Çünkü Rêber Apo’nun ve hareketimizin attığı adımlara karşı şimdiye kadar devlet cephesinden ciddi bir adım atılmamış, bir sorumluluk alınmamış. 30 yıllık “cezalarını” dolduran ve hatta bu süreyi de aşan zaman boyunca zindanda tutulan siyasi tutsakların bırakılması bir adım ve gelişme olarak sunulmuş.
Söylemde Kürt-Türk kardeşliği çokça dile geliyor tabii. Ama Kürtleri, Kürt sorununu hâlâ da gündeme almayan bir durum yansıyor. Yine Kürt sorununu yıllarca Kürt halkının özgürlüğü için mücadele eden PKK’den, yıllarca dağlarda olan gerilladan ayıran mantık gerçekten çok tehlikeli. Bu, inkâr mantığının devam ettiğinin göstergesidir. Sorunu terör sorunu olarak değerlendirmekten vazgeçmemeyi getiriyor. Dil de buna göre oluşuyor ve tepki topluyor, süreci zehirliyor, savaş rantından beslenenlere alan açıyor.
Rêber Apo bu coğrafyanın son şansıdır
Kürt halkı, soykırım ve imha-inkâr politikaları karşısında bağrından PKK’yi ve Kürdistan gerillasını çıkardı. Gerilla da, Kürt toplumunun hakları için mücadele eden tüm kesimler de bu halkın özgür yaşam özleminin tezahürleridir. Çünkü sorunu doğuran soykırım sistemidir. Buna rağmen Rêber Apo’nun felsefesi ve ideolojik tutumları bu savaşın en kontrollü şekilde yürümesini sağladı. Her fırsatta demokratik mücadele kanallarını açmaya çalıştı.
Bugün de Rêber Apo’nun bütün çabası, ateş çemberine dönüşen Ortadoğu’da, halkların birbirine kırdırıldığı bir dönemde, halkların birlikte ve özgür iradesine dayalı bir yaşamı geliştirmektir. Lozan’dan beri Kürtleri soykırım çemberine alan ve Türk devletini de bunun uygulayıcısı haline getiren kısır döngüyü kırmaktır. Bu coğrafyanın en kadim halkı olan Kürt halkının haklarını ve özgür, örgütlü yaşam imkânını ortaya çıkarmaktır.
Bu aynı zamanda Ortadoğu’nun geleceğini ve kaderini de ilgilendiriyor. Bu anlamda Rêber Apo bu coğrafyanın son şansıdır. Eğer bu süreç Rêber Apo’nun birebir yürütücülüğünde gelişmezse coğrafyamızın kaderinin gelecek yüzyıllarda neye dönüşeceği belli değildir.
Yasa çözüm iradesi ortaya çıkarmalı
Çıkarılan yasa bu anlamda bir çözüm iradesi ortaya çıkarmalı, Kürt sorununun çözümüne odaklanmalıydı. Çünkü çözülmeyen sorun daha da büyüyerek başka sorunlara yol açabilir. Bölgede çok önemli bir dinamik haline gelen Kürtler, herkesin ittifak gücü olarak gördüğü ve üzerinden planlar yaptığı bir güçtür. Bu dönemde ise bu hesaplar üst düzeye çıkmıştır. Bu hesaplarının bozulduğunu düşünenler, bu süreçte Rêber Apo’ya ve hareketimize en büyük saldırıları yapmaktalar. Bu gücü ve dinamiği önderlik gerçeği açığa çıkardı. Rêber Apo’nun mücadelesi ile Kürtler mezardan çıkarıldı, varlığı, kimliği, örgütlü gücü ortaya çıktı. Rêber Apo bugün, silahlı mücadele ile varlığı kesinleşen Kürt halkının özgürlüğünü sağlamaya odaklanıyor.
Bu konuda farklı hayallere kapılanlar ve hareketimizin ödediği bedeller, açığa çıkardığı değerlere konmak isteyenler var. Kürt halkı adına tek damla ter bile dökmeyenlerin, bu kadar büyük bedeller ödemiş, tarihin en ağır savaşlarından çıkmış bir harekete de onun Rêber’ine de tek söz söyleme hakkı yoktur. Bunları sadece gelişmeleri ve süreci anlamayanların öfkesi olarak değerlendirmek yerinde olmaz. Çok özel örgütlenmiş ve Rêber Apo’yu, hareketimizi itibarsızlaştırmaya çalışan çevrelerin işi olduğu açıktır. Biz savaşırken saldıran güçler, barışı geliştirmeye çalışırken de aynı şekilde saldırmaya devam ediyorlar. Bunlar, Kürt halkının mücadelesinin ortaya çıkardığı değerlerin üstüne konmak ve bu değerleri, gücü başkalarının hizmetine koymak isteyenlerdir.
Halkımız bu kesimleri çok iyi biliyor. Herkesin “imkânsız” ve “yapılamaz” dediği zamanda direneni de biliyor, büyük tepkileri ve saldırıları göze alarak gerektiğinde doğruyu yapmak için silahı susturanı da biliyor. Bu halk için her şeyi göze alanı, bedel ödeyeni, kendini feda edeni ve halkın çıkarını savunanı iyi tanıyor. Bu yüzden saldırgan üsluplara, Rêber Apo’ya dönük her türlü özel savaşa karşı herkesin çok cesur, güvenli bir şekilde cevap vermesi, mücadele etmesi gerekir.
Rêber Apo’nun statüsü resmileşmelidir
Bu sürecin yürütücüsü, başmüzakerecisi, PKK kongresinin kararı ve halkın eylemleri ile ilan ettiği gibi Rêber Apo’dur. Rêber Apo’nun özgürlüğü olmadan yürümeyecek bir süreçtir. Dolayısıyla Rêber Apo’nun kök yasa tanımlaması önemlidir. Çerçevesi belirlenip sınırlandırılmış değil, ileride başka yasaların önünü açacak bir yasa olarak işlemeli. Rêber Apo’nun statüsünü resmileştirecek, Kürt halkının haklarını, hukukunu da gündeme alması gereken, demokratikleşmeye dair de adımların atılacağı bir süreç yürümelidir.
Yoksa sorun salt silah bırakmaya indirgenirse sonuç alınamaz. Silahı doğuran, Kürt halkının haklarının tanınmaması, dilinin, kültürünün, varlığının inkâr edilmesidir. Bu inkârı kırmak için siyasi, hukuki, demokratik mücadele imkânlarının olmamasıdır. Bunlar ortadan kalkar ve buna dönük gelişmeler olursa elbette ki silahlı mücadeleye yol açan zemin ortadan kalkacaktır.
Özgürlük ve haklar kendiliğinden garantiye alınmayacak
Bu yasa çok büyük bir kabulle geçti. Herkesin yasaya biçtiği anlam farklı da olsa, anlamak isteyene özde şunu anlatıyor: İki yılı bulan süreçte Rêber Apo’nun, özgürlük hareketimizin attığı adımlar, gösterdiği çaba bir karşılık bulmuş, toplumda sahiplenilmiş. İki yıl boyunca savaşın durmuş olması, ölümlerin olmaması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan atmosfer herkes tarafından benimsenmiş. Tüm toplumsal kesimler Kürt sorununun çözümü konusunda ortak bir irade beyan etmiş.
Bu yasanın Kürt sorununun çözümüne nasıl vesile olacağı ise önümüzdeki günlerde anlaşılacak. Bu, yasalar çıktı ve bundan sonrası artık yasaların uygulanmasıyla ilerleyecek, gelişmeler olacak, kendiliğinden Kürt halkının özgürlüğü, hakları garantiye alınacak anlamına gelmiyor.
Asıl mücadele inşayı gerçekleştirmektir
Asıl mücadele bundan sonra başlıyor. Kürt halkı, 50 yıllık mücadelesini başarıya ulaştırmak ve özgür yaşamını inşa etmek için yoğun mücadele içinde olmalıdır. Örgütsüz ve mücadelesiz olduğumuz durumda hiçbir hakka sahip olamayacağımız, bunca yılın emek ve bedellerinin de boşa çıkacağı görülmelidir.
Çünkü “bu kadar mücadele ettik, bir güç ve bilinç ortaya çıktı” diyerek kendimizi kandıramayız. Hâlâ özgür değiliz. Özgürlük de bahşedilen bir şey değildir. O yüzden hak talep etmekten vazgeçilmemelidir. Rêber Apo, özgürlük bilinci, iradesi ve gücü kazanmış bir halkın kendi özgürlüğü için, hakları için mücadele edebileceği devasa bir alan açtı.
Halkımızın bu mücadeleyi en güçlü biçimde yürütmesi ve 50 yıllık gerilla mücadelesi ile açığa çıkan düzeyin toplumsallaşması, kültürleşmesi, toplumsal örgütlenmeye dönüşmesi gerekir. Bu sürecin temel karakteri, yoğun mücadele ile haklarımızı elde etmemizdir. Varlığımız için gerekli olan tüm kurumlaşmaları, boyutları inşa etmemizdir.
Kadınlar öncü rolünü oynayacaktır
Bu mücadeleye elbette ki kadınlar öncülük edecektir. Çünkü toplumu kadınlar yürütür. Toplumcu ideoloji kadın kültüründen, doğasından geliyor. Barışçıl ve demokratik mücadele kadın karakteri ile uyumludur. Kadınların daha fazla gücünü, bilincini, iradesini ortaya koyarak yön vereceği bir mücadele dönemine giriyoruz.
Kadınların özgürlüğü olmadan toplumun özgür olmayacağını biliyoruz. Bu yüzden kadınların kendi örgütlü güçlerini oluşturup topluma yön vermesi, toplumsal mücadeleye yön vermesi bu dönemin temel özelliğidir. Erkek egemen devlet, iktidar, siyaset, yaşam ve kurumları değiştirmek, kadın eksenli demokratik yaşamı oluşturmak mücadele ile olacaktır.
Bu yüzden bu sürece, her şey kendiliğinden gelişecek gibi bakamayız. Yükü Rêber Apo’nun üzerine de atamayız. Rêber Apo bu süreci müzakere kadar mücadele süreci olarak ele aldı. Böyle yürüttü. Rêber Apo’nun manifestosunu defalarca okumalıyız. Manifestodaki demokratik toplum programını yaşamsallaştıracak bir çaba, aktivite, eylem içinde olursak başarılı olabiliriz. Aksi durumda tüm yük Rêber Apo üzerinde kalmış olur. Bu da tarihsel bir sorumsuzluk, kendi özgürlüğünün sorumluluğunu almamak demektir. Ancak Rêber Apo’nun felsefesi, Rêber Apo gerçeği, bu mücadelenin ortaya çıkardığı hakikatler bize çok şey öğretmiştir. Özgürlük en başta sorumluluk gerektirir.
Eylem örgütlülükle, örgüt eylemlilikle iç içe yürümeli
Bundan sonraki süreç, kök yasa üzerinden sürecin devamı için şart olan Rêber Apo’nun özgürlüğünün garantileneceği yeni yasaların çıkarılmasını sağlamaktır. Bunun için mücadelenin merkezine Rêber Apo’nun özgürlüğünü, başmüzakereci olarak özgür çalışma ve herkesle diyalog içinde süreci yürütebilmesini koymak gerekiyor.
Rêber Apo’nun özgürlüğü halkın, kadınların özgürlüğüdür diyoruz. O yüzden birçok eylem ve örgütlenme çalışması yürüyor olabilir, ama eylem örgütlülükle, örgüt eylemlilikle iç içe yürümelidir. Rêber Apo’nun özgürlüğünü de halkımız ve en başta gençler, eylemi, örgütlülüğü, kitlesel gücü ve tutumu ile ortaya koyacaktır.
“Kök yasa” ancak böylece üzerinden başka yasaların gelişebileceği, özgürlüklerin, demokratik gelişmelerin filizleneceği bir zemin haline gelir. Yoksa hükümetin tanımladığı gibi çerçevesi belli ve sınırlandırılmış bir “çerçeve yasa” olması durumunda bir gelişmeye ve ilerlemeye yol açamaz. Bu kadar emeğe de, iki yıllık çabaya da yazık olur.
