Herkes savaş üzerinden hesaplar yaparken, Rojava şahsında gelişen kadın devrimi tartışmayı yalnızca savaş ve güvenlik ekseninden çıkararak çözüm, demokratikleşme ve toplumsal örgütlenme eksenine taşıdı.
Ortadoğu, son yılların en kapsamlı jeopolitik dönüşümlerinden birine sahne olmaktadır. İsrail-İran savaşı, Suriye’deki yeniden yapılanma ve siyasi geçiş arayışları, Irak’taki güvenlik düzenlemeleri ve NATO’nun bölgeye yönelik yeni stratejik yaklaşımı, Ortadoğu’daki güç dengelerini yeniden şekillendiren başlıca gelişmeler arasında yer almaktadır. Bu gelişmeler, bölgedeki siyasi aktörlerin tercihlerini ve stratejilerini de doğrudan etkilemektedir.
Son bir yılda yaşanan gelişmeler, Türkiye’de Rêber Apo’nun inisiyatifi ve mücadelesi üzerinden gelişen çözüm sürecinin bölgesel konjonktürden bağımsız ele alınamayacağını açık biçimde ortaya koymuştur. Türkiye’de Kürt sorununa çözüm arayışı ile Suriye’deki siyasi geçiş süreci, birbirini etkileyen ve bölgesel gelişmelerden doğrudan etkilenen dinamikler olarak öne çıkmaktadır.
Bu çerçevede Suriye’deki siyasi geçiş süreci, 29 Ocak Anlaşması’nın uygulanması ve bunun ardından başlayan entegrasyon süreci, bölgedeki çözüm dinamiklerinden bağımsız değerlendirilemez. Bölgede oluşan yeni dengeler içerisinde demokratik entegrasyona dayalı çözüm arayışı, üçüncü çizgi perspektifi üzerinden gelişmektedir. Bu perspektif ise Rojava Kadın Devrimi ile güçlü ve somut bir toplumsal zemin kazanmıştır.
Demokratik Modernite paradigmasının deneyimi ile demokratik entegrasyonun gelişmesi, Suriye’yi Kürtler ve kadınlarla birlikte yeni bir siyasal değişim ve dönüşüme zorlamaktadır. Demokratik siyaset ve demokratik entegrasyon stratejisi, Ortadoğu’da güç dağılımının şekillendiği bir dönemde Kürtleri bölgesel denklem içinde görülür konuma getirmiştir. Bu noktada Rojava deneyimi özel bir önem taşımaktadır.
Rojava deneyimi ve demokratik entegrasyon
Herkes savaş üzerinden hesaplar yaparken, Rojava şahsında gelişen kadın devrimi tartışmayı yalnızca savaş ve güvenlik ekseninden çıkararak çözüm, demokratikleşme ve toplumsal örgütlenme eksenine taşıdı. Merkezi yapının yereli tanıdığı, farklı toplumsal kimliklerin siyasal ve kültürel haklarını güvence altına aldığı, çoğulculuğa ve ortak yaşama dayalı bir sistem arayışı, bugün Suriye’deki geçiş sürecinin tartışma başlıklarından biri haline gelmektedir.
Bu nedenle yaşanan gelişmeler, Barış ve Demokratik Toplum stratejisinden bağımsız değerlendirilemez. Kürtleri dışlayan veya yalnızca güvenlik sorunu olarak ele alan hiçbir bölgesel stratejinin kalıcı sonuç üretmesinin mümkün olmadığı giderek daha fazla görülmektedir. Bu durum, Rojava’ya dönük saldırılarda Kürtlerin tek vücut halinde ayaklanması ve demokratik entegrasyon fikrinin kendini göstermesiyle de ortaya çıkmıştır.
Bu süreçte politikleşen toplumsal taban, hem dayatılan hem de demokratik komünalite anlayışından uzaklaşmış yapıların sorgulanmasını beraberinde getirmiştir. Bu sorgulama, Rojava Kadın Devrimi’nin kendisini demokratik entegrasyon perspektifi üzerinden yeniden yapılandırmasını da zorunlu hale getirmiştir.
Gelinen aşamada sürecin yaklaşık yüzde 10’luk kısmının yasal ve hukuki çerçeveye, yüzde 90’lık kısmının ise fiilî (de facto) bir durum olarak özerk yönetim deneyimlerine dayalı bir inşa sürecine odaklandığı söylenebilir. Genel olarak sadeleşmenin yanında, demokratik zemini zayıflamış kurumsallaşmaların kendilerini eleştiri ve özeleştiri süzgecinden geçirmesi, halk iradesinin karar alma süreçlerinde daha aktif kılınması ve Demokratik Modernite sisteminin uygulanmasını zayıflatan etkenlerin tespit edilerek aşılması, Rojava’nın yeni dönem ihtiyaçları olarak ele alınmıştır.
Bununla birlikte, devlet + demokrasi formülünün Suriye üzerinden açtığı yeni kapılar, demokratik siyaseti geliştirmenin olanaklarını artırmakta ve yeni projelerin geliştirilmesine zemin sunmaktadır. Suriye’de ortaya çıkan yeni siyasi zemin, Kürtlerin ve diğer halkların kendi kimlikleriyle siyasal sisteme dahil olabilmesi açısından yeni olanaklar yaratırken, Mazlum Abdi’nin de eşbaşkanı olacağı, tüm Suriye’yi içine alacak yeni bir siyasi oluşuma gidileceği yönündeki bilgilerin gerçek olma ihtimali yüksek görünmektedir.
Savunma ve kadınların özgün konumu
Rojava açısından, özellikle kadınlar bakımından mücadele zemininin, koşullarının ve kapsamının değiştiği yeni bir döneme girildiği açıktır. Ortadoğu’nun tarihsel ve güncel gerçekliği dikkate alındığında, yeni yapılanma sürecinde savunma meselesinin vazgeçilmez bir başlık olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir.
Bu perspektiften bakıldığında, Rojava’nın savunma alanında geliştirdiği yapılanmanın Suriye devleti nezdinde tanınması ve Kürtlerin kendi öz savunma mekanizmalarının kabul edilmesi, Kürtlerin Suriye’deki varlığının ve siyasal statüsünün güvence altına alınması açısından önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.
Bu süreci güçlendirecek ikinci önemli başlıklardan biri ise YPJ’nin statüsünün kabul edilmesidir. Bir halkın kendi savunma mekanizmalarına sahip olması doğal bir hak olarak ele alındığında, kadınların da bu savunma yapısında kolektif ve özgün bir güç olarak tanınması, Suriye’nin demokratikleşmesi açısından ayrıca önem taşımaktadır.
Ortadoğu’da kadınların derin bir kölelik ve dışlanmayla karşı karşıya oldukları bu dönemde, Suriye gibi bölgesel açıdan stratejik öneme sahip bir ülkenin kadınların savunma alanındaki örgütlü varlığını tanıması sıradan bir gelişme olarak değerlendirilemez. Kadınların savunma alanında bir blok olarak kalmayı başarması, bu çağın en etkili politik ve stratejik adımlarından biri olarak görülebilir.
Kadınların İçişleri Bakanlığı bünyesinde anti-terör güçleri olarak tanımlanması yönündeki tartışmalar da gündemdedir. Kadınların bu öneriye bütünüyle olumsuz yaklaşmadığı ve bu konuda müzakerelerin devam ettiği bilinmektedir. Buradaki mesele, kadınların devlet güvenlik mekanizmalarına dahil edilmesi değil, kendi özgün, özerk örgütlenme ve savunma kapasitesini korumasıdır.
Savunma alanında nitel ve nicel yapılanmanın bölgenin ihtiyaçlarına ve QSD’nin gücünü karşılayacak düzeyde yeniden yapılandırılması da gündemdedir. Bu kapsamda sınır muhafızları, sınır kapılarının güvenliği, petrol sahalarının güvenliği ve asayişe bağlı özel birliklerin Cizîrê ve Kobanê bölgelerinde konumlandırılması tartışılan seçenekler arasında yer almaktadır.
Savunma, demokratik entegrasyonun önemli başlıklarından biri olarak değerlendirilebilir. Efrîn ve Serêkaniyê halkının geri dönüşlerinin gerçekleşmesi durumunda ise bu bölgelerin güvenliğinin nasıl sağlanacağı ayrıca ele alınmaktadır. Efrîn için özel bir tugayın oluşturulması, Serêkaniyê’de ise yerel halktan oluşan asayiş güçlerinin örgütlenmesi gündemde olan başlıklardır.
İdari entegrasyon ve kürtlerin statüsü
İdari anlamda entegrasyon sürecinin büyük ölçüde tamamlanmak üzere olduğu görülmektedir. Valilik, bölge müdürlükleri ve kurumsal müdürlükler başta olmak üzere idari yapıların iç düzenlemelerinin de tamamlanma aşamasına geldiği ifade edilmektedir.
Ancak bu süreçte kadınların idari ve kurumsal yapılarda yeterince görünür olmaması, Rojava halkı tarafından itirazlarla karşılaşmıştır. Sürecin devamı açısından gelişen bu itirazlar dayatıcı olmamıştır. Rojava’nın özerk yönetim deneyimi, kadınları toplumda ve kurumsal birçok alanda görünür kıldığı gibi onları öncü ve esas dinamik olarak görmektedir. Bununla birlikte, kadınların bu konumunun yeni Suriye yapılanması içerisinde ayrıca bir devlet onayı veya özel bir resmiyet üzerinden tanımlanması gerekmeyebilir. Esas mesele, kadınların mevcut toplumsal ve siyasal kazanımlarının yeni sistem içerisinde korunması ve kurumsal yapılara yansıtılmasıdır.
Suriye’nin demokratik entegrasyon perspektifinden Kürtleri yeniden tanımlaması dört başlıkta öne çıkmaktadır.
Birincisi, Kürtlerin varlığını ve kimliğini yok sayan siyasal yaklaşımın değiştirilmesi ve Kürtlerin Suriye’nin kurucu halklarından biri olarak siyasal, kültürel ve toplumsal statüsünün kabul edilmesidir. Bu konuda son dönemde bazı önemli adımların atıldığı görülmektedir. Bu adımları güvence altına alacak yeni bir anayasal düzenlemenin hazırlanmasına ilişkin tartışmaların ve çalışmaların da başladığı yönünde bilgiler bulunmaktadır.
İkincisi, bölgedeki gelişmeler ve Suriye’nin mevcut güvenlik koşulları dikkate alınarak Kürtlerin kendi savunma mekanizmalarına sahip olma hakkının tanınmasıdır. Bu alanda entegrasyon sürecinde sonlara gelindiği bilinmektedir.
Üçüncüsü, Kürtlerin dil ve kültürel haklarının güvence altına alınmasıdır. Bu konu, sürecin en önemli gündemlerinden biri olarak öne çıkarken, toplumsal desteğin yanı sıra yürütülen diplomatik girişimlerin de bu başlık üzerindeki tartışmaları yoğunlaştırdığı görülmektedir.
İlkokul, ortaokul ve lise düzeyinde Kürtçe eğitimin kabul edilmesine yönelik önemli bir mesafenin katedildiği, ancak üniversiteler konusunda yürütülen tartışmaların devam ettiği belirtilmektedir. Kürtçenin eğitim dili olarak kabul edilmesinin yanında, eğitim müfredatının içeriği de taraflar arasında önemli bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir.
Yeni bir müfredatın hazırlandığı, hatta bu müfredatın Kürtçeye çevrilmesi konusunda Türkiye’deki Mardin Artuklu Üniversitesi ile çeşitli anlaşmalar yapıldığı yönünde bilgiler basına yansımaktadır. Örneğin Şam, müfredatta Jineoloji’nin olmasına sıcak bakmıyor. Rojava ise Jineoloji’yi, kadın bilimini, üniversitelerde bir bölüm olarak kabul ediyor. Önümüzdeki dönemde bu farklı yaklaşımlar arasında nasıl bir ortaklaşma sağlanacağı, demokratik entegrasyonun niteliğini belirleyen önemli başlıklardan biri olacaktır.
Dördüncüsü, yerel yönetimlerin kabul edilmesidir. Bu konuda güçlendirilmiş, inisiyatif ve yetki alanları genişletilmiş bir vilayet sistemi oluşmuştur. Buna göre vali bölge halkı tarafından seçilecek, vilayete bağlı belediye ve halk meclisleri de halkın seçimi ve iradesi üzerinden oluşturulacaktır.
Buradaki yaklaşım, merkezi yapı ile yerel demokrasinin birbirini tanımasıdır. Halkın komünal örgütlenme biçimlerinin korunması, merkezin yereli tanıdığı, yerelin özgünlüğüne saygı gösterdiği ve yetki paylaşımına dayalı bir sistemin inşa edilmesi öngörülmektedir.
Kadın devrimi ve entegrasyon
Rojava’da gelişen kadın devrimi, kadın meclisleri, eşbaşkanlık sistemi, kadın savunma birlikleri, Jineoloji çalışmaları ve kadın ekonomisine yönelik girişimler; devletçi ve erkek egemen anlayışın karşısında alternatif bir toplumsal örgütlenme modeli ortaya çıkarmıştır. Bu yönüyle Rojava deneyimi, kadınların toplumsal ve siyasal yaşamın kurucu öznesi haline gelmesi ve demokratik kültürün geliştirilmesi açısından Ortadoğu’daki en önemli kadın deneyimlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
Kadınlar, toplumsal inşanın ve demokratik sistemin ortakları olmanın ötesinde, sistemin parçalanamaz ve ötekileştirilemez temel güçlerinden biri olarak görülmektedir. Bu nedenle kadın hareketinin mevcut entegrasyon sürecine yaklaşımı, devlet kurumlarına doğrudan dahil olma anlayışından farklı bir zeminde gelişmektedir.
Kadın hareketi entegrasyonu reddetmemekte; aksine sürecin gelişmesine kendi deneyimi, birikimi ve mücadelesiyle katkı sunmaktadır. Ancak kadın örgütlenmesinin devletin mevcut kurumsal mekanizmaları içerisinde erimesini veya kendi özgün yapısını kaybetmesini de kabul etmemektedir.
Entegrasyon sürecinde bazı kadın kurumlarının ruhsatlandırılması ve idari yapılarda yer almasına yönelik gelişmeler yaşanmıştır. Buna karşın kadın hareketi kendisini toplumun kök yapısı olarak ele alıp esas olarak toplumsal örgütlenmeye, kadınların ortak iradesine ve kadın hareketinin kolektif gücüne dayandırmakta; devlet sınırlarına ve kanunlarına girmeyi kabul etmemektedir.
Rojava’daki kadın hareketlerinin yaklaşımı bu konuda daha dengeli ve sağduyuludur. Kadın sorununun çözümünün entegrasyon alanında ve aynı zamanda toplumsal zeminde ele alınması gerektiğini savunan hareket, bu alandaki çalışmalarını hızlandırmıştır. Bunun yanı sıra toplumsal sorunların komünler ve yerel örgütlenmeler üzerinden ele alınması, kadın adaleti, kadınların toplumsal vicdanı ve özgürlük bilincinin geliştirilmesi de kadınların gündemindedir. Bu yaklaşım, toplumsal dönüşümü de geliştirmektedir.
Kadın hareketi, devletin kadın alanlarını parçalamasına ve entegrasyon sürecinin kadınların örgütlü gücünü dağıtan, onları farklı kurumlar üzerinden birbirinden koparan bir mekanizmaya dönüşmesine izin vermemiştir. Tarihî deneyimlerden yola çıkarak tarihin tekerrür etmemesi açısından kadınların uyanık, mevzilerini bırakmayan ve kadın iradesine karşı her tür müdahaleyi var gücüyle reddeden pozisyonlarını koruması elzemdir.
Yeni suriye yapılanması ve rojava’nın kazanımları
Gelinen aşamada Rojava, yeniden yapılanma sürecinin kritik bir eşiğine gelmiş durumdadır. Bundan sonraki süreçte Rojava’nın mevcut kazanımlarının yeni Suriye yapılanması içerisinde nasıl korunacağına odaklanmak gerekmektedir.
Türkiye destekli silahlı grupların Serêkaniyê’ye dönen halka yönelik saldırıları ve Qamişlo Tugayı’na yönelik saldırıda iki savaşçının şehit edilmesi, Rojava açısından entegrasyon sürecine yönelik müdahaleler ve Barış ve Demokratik Toplum sürecinde gelinen aşamayı provoke etme girişimleri olarak okunabilir.
Bölgedeki genel siyasi ve askeri dengeler dikkate alındığında, benzer provokasyonların yeniden yaşanabileceği ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Rojava her konuda sağduyulu ve kontrollü bir tutum sergilemeye özen göstermektedir.
Ancak asıl kritik mesele Rojava’dan çok Suriye’nin önünde durmaktadır. Suriye’nin İran, İsrail ve ABD arasındaki bölgesel güç savaşının içine çekilmesi, ülkeyi yeni çatışma ihtimalleriyle karşı karşıya bırakmaktadır. Özellikle HTŞ’nin Hizbullah veya Haşdi Şabi güçleriyle doğrudan bir çatışmaya sürüklenmesi, Suriye’nin yalnızca iç dengelerini değil, bölgesel güç ilişkilerini de yeniden şekillendirebilecek sonuçlar doğurabilir.
Böyle bir gelişme, Suriye’de Kürtlerin, kadınların ve diğer halkların siyasal, toplumsal ve hukuki haklarına ilişkin tartışmaların da yeniden ele alınmasına neden olabilir.
Bugün gelinen noktayı ne sürecin başlangıcı ne de son aşaması olarak görmek mümkündür.
