Biz birer kardeleniz

- editor
248 views
Artık susmak yok. Her kadın, kendi içinde bir Rengin, bir Zeynep, bir Beritan olabilir. Her kadın, direnişin, eşitliğin ve özgürlüğün taşıyıcısıdır. Bu manifestoyu yazıyoruz; her nefesimizle, her adımımızla, her kurşunumuzla

Şehit Rengîn Jînda (Saadet Zeyrek) Kaleminden

Karlar eriyor; dağlara, ardından yamaçlara bakakalıyorum. Kar suları bembeyaz görünüyor; hiç bitmeyecekmiş gibi akıyor, kardelenlerden ilham almışçasına erimemek için direniyor. Biz de birer kardeleniz. Direniyoruz, inadına çağlıyoruz.
Karşımda yemyeşil bir doğa duruyor; el değmemiş, kirlenmemiş, bütün güzelliğiyle. Ruhumu da bu güzellik gibi arındırmalı, içimdeki karalığı kuşatmalı; arkadaşlığın, doğallığın ve çıkarsızlığın tohumlarını ekmeliyim. Zilan, Beritan, Dicle gibi isyan kokmalıyım.
Ben bir Kürt kadınıyım. Değerleri çalınmış, sürgün edilmiş; bizden zorla alınmış bütün haklarımız için korkusuzca savaşmalıyım. Pimi çekilmiş, patlamaya hazır; gözünü bile kırpmadan şehitlerime sahip çıkan bir gerilla olmalıyım. Çünkü ben bir Kürt kadınıyım.

Ronahi Tepesi: Ş. Helgurt anısına

Kandil Dağları’nda bir zaman diliminde, kimi zaman yakıcı sıcağında, kimi zaman da soğuğunda; yaklaşık 70–80 kişiyi aşan bir grupla, zozanlıların kucağında günler geçirdik. Savaş durumu, kışın kendini göstermesiyle birlikte biraz sakinleşti; bu nedenle gruplar azaltıldı, sayılar düşürüldü. En sonunda dört kişilik bir kadın arkadaş grubu kaldık: H. Doza, Beritan, Wiyan ve ben. Dört renk, dört can ve dört umut… Ronahi’nin bağrında, kucağına bıraktık kendimizi.
Bir sabah uyandığımda havanın soğukluğunu iliklerimde hissettim ve dışarı çıkmak istemedim. H. Doza’nın o güzel sesi, beni dışarı çıkarmaya yetti; benim kar görgüsüzü olduğumu biliyordu. Ş. Ronahi Tepesi, bembeyaz gelinliğini giymeye hazırlanıyordu; yavaş yavaş karla bürünüyordu. Ben ise hiç kar görmemiştim; içimi bambaşka bir duygu kapladı. İçimden çığlık atmak geldi ama yapamadım. Aklıma birden cephane geldi; çünkü o cephaneyi oradan çıkarmak zorundaydık. Çarşımağa firar ettiği için bizim taşımamız gerekiyordu.
Çarşımağa, bölüğümüzün çok saygıdeğer eşeğidir; keyfiyetçi olduğu için arkadaşlar bu ismi vermişlerdi. Ben ismine “Yorgun”u katmıştım, fakat arkadaşlar Çarşımağa’yı daha uygun buldular. İşin aslı, Çarşımağa bana da daha cazip geldi ve ben de beğendim. Çarşıma, kar yağmadan bir gece önce firar etti; arkadaşlar boşuna keyfiyetçi dememişlerdi.
Öğlene kadar kar yağdı. O gün Manga, bembeyaz örtüsünü artık üstüne sermişti. Zozanlar, bir çocuk yüreği gibi tertemiz görünüyordu.
Ama zor şartlar bizi bekliyordu. Henüz kış kampımız bitmemişti ve biz hâlâ mevzilerdeydik. O gün cephaneyi ve diğer eşyalarımızı bir araya getirip Şikeft’in içine aldık. Ş. Helgurt’un yapımında payı olan ve bitirmek istemesine rağmen yarım kalan, ondan sonraki arkadaşların devam ettiği Şikeft’in içine girince farklı duygular hissettim. Ş. Helgurt’suz ilk kışımızı geçirmeye başlamıştık.
Belki aramızda olsaydı bir avuç kar alıp ağzına atacaktı; belki de bir kartopu yapıp bana fırlatacaktı. Sonra gülecekti; gülerken ben de gülücük saçan suratına bir kar yumağı fırlatacaktım. Birden irkildim ve bir kar yumağı yapıp boşluğa fırlattım.
Ş. Helgurt’un yerine, 2–3 gün sonra arkadaşların yanına indik. Kış kampı yarılanmıştı. Ş. Ronahi Tepesi’ne bir süreliğine veda ettik. Ağaçların arasında, çokça şirin yer altı mangasının içinde, bir kış eğitimine hazırlanmaya koyulduk.
“Ş. Helgurt, gidişin seni yok etmedi; gidişinle tanıdım seni.”

10 Kasım 2011, saat 20.45

Kadın Direniş Manifestosu: Kardelenin Sesi

Her nefesimiz, her adımımız, her kurşunumuz bir manifesto… Bu manifesto, sekiz kadının; tüm dağ kadınlarının sesi olarak yankılanıyor. Erkek egemenliğine, zulme ve patriyarkaya karşı duruyoruz. Dağlar, karlar, fırtınalar ve çığlar bizim sahnemiz; bedenimiz bu sahnede yanıyor ama alevimiz hiç sönmüyor.

Biz, Kürt kadınları olarak, özgürlüğümüzü yalnızca kendi yaşamımız için istemiyoruz; tüm halkımız, tüm kadınlar, tüm ezilenler için istiyoruz. Direnişimiz ideolojik, politik ve kültürel bir manifestodur. Şehadetimiz kayıp değildir; her kayıp bir filizdir, her şehit bir kardelenin açmasıdır.

Artık susmak yok. Her kadın, kendi içinde bir Rengin, bir Zeynep, bir Beritan olabilir. Her kadın, direnişin, eşitliğin ve özgürlüğün taşıyıcısıdır. Bu manifestoyu yazıyoruz; her nefesimizle, her adımımızla, her kurşunumuzla:

“Diren! Susma! Yeniden yeşer! Kadın özgürleşmeden hiçbir dağ barış bulamaz; hiçbir toprak gerçek anlamda özgürleşemez. Biz varız, direniyoruz ve her zaman var olacağız!”

Rêber APO’ya

Bir sıcak selamına muhtacım; bir bakışına, bir seslenişine… Senin için bakıyorum dağlara, adımlarımın birini senin için atıyorum. Zordur dağlarsız bir yaşama alışmak, zordur kör kuyuya konulmak. O yüzden adımlarımda sen, bakışımda sen, seslenişimde yine sen.

Belki kör kuyuya konulmadım; bedenim dışarıda belki, ama sen esaret altında oldukça benim de ruhum seninle. Sen dağlara dönmedikçe; Kürdistan ve kadın özgür olmadıkça, uğruna canlar verilmiş olsa da ana dil özgür olmadıkça, nefes almayı bile kendime hak saymayacağım. Bıraktığın dağlar, kurduğun özgürlük mücadelesi ve en önemlisi: sen özgür olmadan kendimi özgür saymayacağım.

Zeynep Kınacı; Ş. Zilan’a

Seni görmek isterdim.
Bakışındaki manayı anlamak, mimiklerinde arkadaşlığın sıcak yüzünü hissetmek isterdim… İçtiğim suyun yarısını sana vermek, soluduğum havayı seninle paylaşabilmek isterdim. Onurluca çekip gittin; yolunda binlerce Zilan bırakarak. Ne kadar da şanslıydı Dersim… Seni son kez kucakladı. Attığım ilk kurşunda seni gördüm. Tetiği çekerken seni tattım. Zilan; halkımın kavgası, sonsuzluğun simgesi.

28.04.2011

Küçük kız kardeşi Dilan’a

“Dilan’ım; küçüğüm… Bir bebek gülüşüne, bir bakışına hasretim. Hasret bir bakış… Sımsıcak gülüşünün derinliklerinde, görebildiklerimi hissetmek; parlatıp kucaklamak istedim. Karanlığı inatla bembeyaz bezedim.
Ey benim küçüğüm… Hasret kokan Dilan’ım… Umutlarımda diyar diyar Kürdistan’ın küçük kızı; annesinin tek gülüşü, yeşil, sarı, kırmızı renklerle donattığı umut ağacı. Büyü benim küçüğüm; büyü de senin için ektiğim özgürlük tohumlarını sula. Bir gün Kürdistan’da özgür yaşayacaksın.”
4 Mart 2012’de, Kandil’in Dola Koke bölgesindeki Medya Savunma Alanı’nda çığ altında kalarak şehit düşen sekiz YJA-STAR militanı kadın gerilla anısına…

Zeynep Ulaş (Amed Serdoz), Hülya Gök (Beritan Şafak), Rozarin Bilci (Doza Welat), Someyi Sofızade (Meysa Sipidar), Sümeye Polat (Nuda Dilan), Saadet Zeyrek (Rengîn Jînda), Nuran Bellier (Ruken Çayan), Fatma Çete (Zemyan Gilidağ)