Kalıcı dostluk ve demokratik ittifak alanını salt pratik politik çalışmalar doğrultusunda değil, komünal değerlerin inşası için de değerlendirirdi.
9 Ocak 2013 günü, Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi açısından aynı zamanda yeni bir gerçekle karşı karşıya kaldığımız bir tarihtir. Paris Katliamı ile birlikte, Rojava devriminin yükselmeye başladığı o dönemde giderek daha fazla somutluk, görünürlük ve etki kazanan kadın devrimine yönelik bir karşı-devrim saldırı dalgasının startı verilmiş oldu.
Kadın devriminin öncülerine dönük suikastlar
Kadın devrim mücadelesinin öncü militanlarına yönelik suikastlar, 21. yüzyılın kadın özgürlük çağına dönüşmesini önlemenin bir aracı olarak devreye konuldu. 9 Ocak 2013’te Sakine Cansız (Sara), Fidan Doğan (Rojbîn) ve Leyla Şaylemez (Ronahî) arkadaşların katledilmesinden üç yıl sonra, 4 Ocak 2016’da Sîlopiya’da yine Kürdistan Kadın Özgürlük Mücadelesi’nin üç öncüsü olan Sêvê Demir, Pakize Nayır ve Fatma Uyar katledildi. Ardından, özellikle Rojava ve Başûrê Kurdistan’da Leyla’lardan Pelin’lere, Jiyan’lardan Zeynep’lere onlarca öncü kadın militan suikastlarla hedef alındı. Her birini sonsuz sevgi, özlem ve minnetle anıyor; anılarına bağlılığın gereği olarak kadın devrim mücadelesini yükseltme sözümüzü yineliyoruz.
Suikast politikasının tikel-evrensel diyalektiği
Kürt kadın öncülerine yönelik suikast stratejisi, bir yanıyla Kürdistan özgürlük mücadelesini tasfiye etme politikalarının bir parçasıyken, diğer yandan küresel bir gerçeğin Kürdistan somutundaki uygulaması oldu. Zira aynı dönemde Honduras’tan Hindistan’a, Afganistan’dan Rusya’ya kadar toplumsal ve siyasal mücadelelere öncülük eden kadınlara yönelik suikast haberleri çoğalmaya başladı. Dolayısıyla evrensel düzlemde bakıldığında, egemen erkek-devlet sisteminin yükselen kadın özgürlük mücadelesi, bilinci ve iradesi karşısına siyasi kadın kırımını koyduğu görülüyor. Çok bilinçli bir şekilde, yükselen kadın özgürlük mücadelesinin öncülerini tasfiye etmeye yoğunlaştığı anlaşılıyor. Yani, kadın devrim çağına dönüştürmeyi hedeflediğimiz 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, kadın öncülerine yönelik siyasi suikast politikasının bir tikel-evrensel diyalektiğe sahip olduğu tespitini yapabiliyoruz. Bu yüzden bu siyasi kadın kırımına karşı mücadeleyi de tikel-evrensel bağını güçlü kuran bir perspektif ve pratikle geliştirmemiz gerekiyor.
Rojbîn inşacı ve kalıcılığı esas alırdı
Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin diplomasi alanında yetiştirdiği öncü bir kadın militan olan Fidan Doğan – Rojbîn’i şehadetinin 13. yıldönümünde anarken, onun kişiliğini, tarzını, geriye bıraktığı mirası ve bir bütün olarak anısını bu temelde ele almamız gerektiğine inanıyorum. Yani yüreğinde, aklında ve pratiğinde güçlü ve somut kurduğu tikel-evrensel bağlar üzerinden. Çünkü belki de onu diplomasi çalışmalarında bu denli başarılı kılan, temas ettiği her insanda kalıcı etkiler bırakan anlayışı ve tarzı buydu. Salt Kürdistan gerçeğini, mücadelesini, ideolojisini ve politikasını anlatmakla ve tanıtmakla sınırlı kalmayıp, bunu yaparken karşısındaki insanlardaki ortak paydayı yakalama hassasiyetini göstererek doğrudan temas edebilmesiydi. İlgi uyandırabilme, dokunabilme, bağ kurabilme ve bunu ilmek ilmek örüp biçimlendirme, kanalize etme, kalıcılaştırma, ortaklaştırma… Yani sadece kendindekine değil, ortak olana odaklanıp bunun üzerine yürüme ve yürütme. Bu özellik, dış ilişkiler gibi bir çalışmada büyük bir meziyettir. Çünkü oluşturucudur, kurucudur, inşacıdır. Anlık olmayıp kalıcılığı esas alır.
Ne kadar anlatılsa da hep eksik kalınır
Heval Rojbîn, birçok farklı yönden anlatılabilecek; ancak anlatımda hep eksik kalınacak çok güzel bir kadın militandı. Onun da elbette, tıpkı bütün şehitlerimiz gibi, yeri asla dolmayacaktır. Ancak Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ndeki şehitler gerçeği, şehitlerimizin anısını güncelde sürekli yeniden bağını kurarak bilince çıkarma ve yaşamsallaştırmayı öğretir. Bu yönüyle günümüzde Rojbîn arkadaşın anısından hangi sonuçları çıkarıp kendimize rehber kılmalı, hangi özelliklerini örnek almalıyız?
Yeni şeyler öğrenirken büyük heyecan yaşardı
Bu konuda çokça sonuç çıkarmak mümkündür; ancak çok temel bir konu, yukarıda geçen tikel-evrensel bağlar üzerinden mücadeleyi ortaklaştırmaktır. Yani Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nde saklı evrenselliği anlaşılır kılıp bunun üzerinden bir dayanışma ve sahiplenme geliştirerek, bunu tek yönlü bırakmayıp ortak bir mücadeleye dönüştürmek. İlişkileri derinleştirerek ittifaklaştırmak, böylece kalıcılaştırmak ve nitelikli kılmak. Bu konuda başarılı olabilmek için, kendi mücadelen üzerinde politik, ideolojik, örgütsel, teorik ve pratik derinlik ve hâkimiyet kadar; başka mücadeleler, pratikler, deneyimler ve durumlar hakkında bilgi sahibi olmak, bunları takip etmek ve ilgiyle yaklaşmak elzemdir. Ki Rojbîn arkadaş, çok ilgili; yeni şeyler öğrenirken heyecanlanan ve bu nedenle salt etkili ve çekici bir biçimde anlatan değil, aynı zamanda dinlemeyi bilen bir diplomasi militanıydı.
Pozitif enerji üretip ışıl ışıl parlardı
Üçüncü Dünya Savaşı’nın yeni bir aşamaya ulaştığı; başta kadınlar olmak üzere bütün topluma yönelik kapitalist modernite saldırılarının çok çıplak ve doğrudan bir seviyede yürütüldüğü bu dönemde, Rojbîn arkadaş bulunduğu her yerde, temas ettiği herkesle Demokratik Modernite paradigmasının inşasına büyük bir heyecanla yönelirdi. Kalıcı dostluk ve demokratik ittifak alanını, salt pratik politik çalışmalar doğrultusunda değil, komünal değerlerin inşası için de değerlendirirdi. Demokratik sosyalizm tartışmalarına canlı bir şekilde katılırdı. Bundan çok eminim. Aynı şekilde, Dünya Demokratik Kadınlar Konfederalizmi’nin örülmesine öncülük edip; hem radikal kadın örgütlenmeleriyle hem de yerli halklara mensup kadınlarla paylaşımda bulunur, Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi’nin ideolojik ve pratik deneyimlerini aktarır, aynı zamanda farklı hareketlerin tecrübelerini öğrenir ve öğrendiklerini yeniden paylaşma konusunda herkesten daha fazla pozitif enerji üretip ışıl ışıl parlardı. Tıpkı ona dair hatıralarımızda hep yaptığı gibi.
Temiz kalbi, duru aklı ile saygı uyandırırdı
Temiz kalbi, duru aklı, yoldaşlığı, yardımseverliği, sorumluluk bilinci, fedakârlığı, çalışma disiplini, titizliği, dürüstlüğü, güzel enerjisi, güler yüzü, ilkeli duruşu ve ilişki tarzı ile daima sevgi ve saygı uyandırır; bu yönüyle de Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin ve özellikle Kadın Özgürlük Hareketi’nin temsilini layıkıyla yapardı. Popülizm ya da bürokrasi hastalıklarına bulaşmayıp, büyük-küçük demeden hep emekle değer üreten; hesapsız ve kaygısız çalışıp etrafını örgütleyen, çoğalttıkça çoğalan özellikleriyle bugün de yolumuzu aydınlatıyor.
