Rêber Apo’nun koşulları ve statüsünde bir değişim olmaz, umut hakkı devreye girmezse bu sürecin yürümeyeceği açıktır. Çünkü bizim için bu sürecin ilerlemesinin şartı Rêber Apo’ nun özgür çalışma ve yaşam koşullarına kavuşmasıdır.
Kadınlar kendi özgürlüklerini elde etmek amacıyla harekete geçtiklerinde bir dünyayı harekete geçirirler. Çünkü yaşam, kadın etrafında dönen bir döngüdür. Çünkü kadın özgürlüğü yaşamın her alanını ilgilendirir. Kadın özgür oldukça yaşam özgür olur, toplum özgür olur. Mücadeleye böyle bir sözle başlandı: Kadının özgür olmadığı bir toplum özgür olamaz… Ve 50 yıl boyunca bu tespitin sorumluluğuyla, bu sosyolojik gerçeğin gereklerini yerine getirmek için kadın özgürlük mücadelemiz büyütüldü.
8 Mart’ ın komünal özü
8 Mart, Kürt kadınları için dünyadaki kadın özgürlük mücadelelerinin mirasına sahip çıkmakla birlikte, mücadelenin daha da kitleselleşmesi, içerik kazanması ve derinleşmesi anlamına geldi. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün, sistemin ilan ettiği biçimiyle “Kadınlar Günü”nün, kendi komünal ve özgürlükçü özüyle buluşması bu topraklarda gerçekleşti. Bu topraklarda kadın özgürlüğü ve onun mücadelesi; tarihle, toplumla, teori ve pratikle buluşarak derinleşti ve yaşamsallaştı.
8 Mart 1998: Kadın kurtuluş ideolojisi
Rêber Apo, 8 Mart 1998 günü Kadın Kurtuluş İdeolojisini kadınlara armağan etti. Büyüyen kadın mücadelesini, dağlardan şehirlere doğru gelişen kadın öncülüğünü ve bunun pratik gelişimini teorik bir çerçeveye kavuşturdu. Yeni yüzyılın kadın özgürlüğüne dayalı ve kadın özgürlük ideolojisi ekseninde gelişeceğini müjdeledi. Bu nedenle bizler açısından 8 Mart; ideoloji sahibi olduğumuz, pratikte yürüttüğümüz özgürlük savaşımının anlam ve tanıma kavuşarak yeni bir aşamaya geçişinin yıldönümünü ifade eder. Kendi öz bilincinden, ideolojik-politik mücadele hattından ve hatta yaşamdan koparılan kadının; mücadeleye yeniden teorik ve politik dönüşüm gücü olarak girişini gösterir.
Toplumla yeniden sözleşmek
Bu, en temelde “Nasıl yaşamalı?” sorusu ve bu soruya geliştirilmeye çalışılan bir cevap ekseninde şekillenir. Sanırım sosyalizm de zaten bu sorunun cevabıdır: Nasıl doğru, özgür ve hakikatli yaşayacağımızı bulmak ve bunun mücadelesini süreklileştirmek. Kadınlar olarak nasıl yaşayacağımızı; toplumla, erkekle ve sistemle nasıl ilişkileneceğimizi kendimiz belirlemek ve bunu bir felsefeye, bir mücadele hattına dayalı olarak pratikleştirmek aynı zamanda toplumla yeniden sözleşmek anlamına gelir. Erkek egemen gelenek ve yasaların dönüştürülmesi ve özgür iradeyle toplumla yeniden buluşma da bunun bir parçasıdır.
Politik mücadeleye giriş
Bu aynı zamanda kadınların politik mücadeleye girişi ve sosyalist ideolojiyi yaşamsallaştırma çabasıdır. Bir ayağı dağlarda somutlaşan özgür yaşam modeli olurken, diğer yanı topluma yayılan özgürlük bilinci, özgür yaşam ilkeleri ve ölçüleri olmaktadır. Önderliğimiz sonrasında bu yaklaşım “kopuş teorisi–sonsuz boşanma” ile; sistemden, egemen erkeklikten ve onun düşünsel, ideolojik hegemonyasından, yaşam ölçülerinden ve kadına dayattıklarından kopuş olarak sistemleştirildi. Bunun örgütlülüğü ordulaşmadan partileşmeye, kadın konfederal sistemine kadar gelişti. Eşit temsiliyet, eşbaşkanlık, Jineoloji bilimi, erkeği öldürme teorisi ve bunların politik mücadelesiyle birlikte; Önderlik, kadının özgür ve iradeli biçimde katılarak öncülük yapacağı yeni bir yaşam sistemini örmeye başladı.
Devrim programı
Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma ile kadın özgürlüğü toplumsal özgürlüğün merkezine yerleştirildi. Doğal olarak Kürt toplumunda bunca yıl içinde kadın özgürlüğüne ve öncülüğüne dayalı ciddi bir bilinç, yaşam sistemi ve bunun politik mücadelesi ortaya çıktı. Bugün yaşadığımız ideolojik, teorik ve pratik gelişmeyi dünyayla paylaşma; tüm kadın hareketleriyle ortaklaştırma ve toplumsal devrime öncülük etme görevimiz bulunmaktadır.
Bu nedenle bu 8 Mart, Kürdistan’dan dünyaya yayılan özgürlük çizgisini ve pratiğini daha güçlü biçimde ifade etme ve kadın devrimi programımızı savunma zamanıdır. Erkek egemenliği yaşamın tüm alanlarını işgal ederken, halklara savaş ve katliam dayatılırken, alternatifi yaratma zamanıdır. Önderlik kadın devrimini “pozitif devrim” olarak tanımladı; yani inşayı ve yaşamı geliştirme mücadelesi, bunun devrimi olarak. Bizim devrimimiz, demokratik toplum programını hayata geçirecek bir devrim olacaktır. Günümüzde karşı karşıya kaldığımız tüm sorunların aşılması ancak bir kadın devrimi ile mümkün olacaktır. Kadın devrimi aynı zamanda toplumu özgürleştirme devrimi olacaktır. Bu nedenle mücadeleyi pratik olarak geliştirme, yükseltme ve inşayla somutlaştırma sorumluluğu ile karşı karşıyayız.
Yeni bir devrim dalgası
Şunu bilmeliyiz ki Ortadoğu ve Kürdistan, kadın özgürlük mücadelesinin kalbi olmaya devam ediyor. Kürt kadınları öncülüğünde gelişen yeni bir devrim dalgası dünyaya yayılıyor. “Jin, Jiyan, Azadî” sloganı bu devrimin ruhunu ve felsefesini ifade ediyor. Rojhilat’tan Rojava’ya kadar kadına ve kadın eksenli değerlere yönelik saldırılar büyük bir serhildan gerekçesi oluyor. Bunun tarihsel bir arka planı vardır. Kürdistan’da kadınların özgürlük ve yeni yaşam değerlerinin sembolü olması, öncülük rolünün öne çıkması tesadüf değildir. Bu durum tarihsel sosyoloji ile bağlantılıdır.
Yeniden canlandırıldırılan tarih
Rêber Apo, Barış ve Demokratik Toplum Bildirgesi ile 27 Şubat 2025 tarihinde yeni bir dönemin ve mücadele stratejisinin startını verdi. Bu mücadele dönemini inşa ile geliştirmemizi, kendi özgürlüğümüzü kendi emeğimiz ve örgütlülüğümüzle oluşturmamızı, toplumun değişiminde ve özgürleşmesinde rolümüzü oynamamızı istedi. Bu konuda kadınlara öncü bir rol biçti. Çünkü demokratik mücadele stratejisinin temel gücü kadınlardır. Komün ve devlet olarak binlerce yıldır devam eden toplumsal mücadelelerin demokratik kanadını en başta kadınlar temsil etmektedir. Görünmez kılınsa da tarih, kadın emeği, kültürü ve değerleri üzerinden gelişmiştir. Komün, kadın eksenli bir yaşam formudur. Günümüzde ise bu durum çok daha somut hale gelmiş, mücadelemizde tarih yeniden canlandırılmıştır. Kadının görünmeyen gücü, emeği ve varlığı açığa çıkmıştır.
Toplumkırım ve kadınkırımı
Kadın mücadelesi evrensel bir mücadeledir. Bu nedenle sorumluluğumuz Ortadoğu ve Kürdistan sınırlarını aşmaktadır. 21. yüzyılda insanlığa dayatılan savaşları, çıkar ve paylaşım mücadelelerini, kastçı zihniyetin kadına dönük saldırılarını boşa çıkarmak; kadınların öncülük edeceği komünal ve demokratik örgütlülükle, öz güce ve öz savunmaya dayalı mücadeleyle mümkün olacaktır. Kapitalist kâr savaşlarının ve kadına yönelik katliam, şiddet ve saldırıların paralel ilerlemesi tesadüf değildir. Erkek egemenliği ve devlet faşizmi el ele vermiştir. Yükselen kadın mücadelesine, onun paradigmasına, temsil ettiği hakikate ve değerlere yönelik bir saldırı söz konusudur. Bu, kadının alternatif oluşturma potansiyeline yönelik bir saldırıdır. Bu nedenle mücadelemiz çok yönlüdür. Kadına yönelik saldırı ve şiddeti mücadelenin merkezine alacağız. Bu saldırıların kaynağı olan sisteme karşı mücadeleyi de en güçlü biçimde geliştireceğiz. Kapitalist sistemin yeniden dizayn savaşına, Ortadoğu’ya ve tüm insanlığa karşı uyguladığı toplumkırım ve kadınkırım politikalarına karşı da duracağız. Yeni bir devrime ve yeni bir devrim anlayışına ihtiyacımız vardır. Bu devrimin tarifi ve özü de Rêber Apo’ nun manifestosunda yer almaktadır.
İmralı’da tecrit devam ediyor
Bu 8 Mart’ın en temel özelliklerinden biri de bir yılı aşkın süredir yeni bir döneme girmiş olmamız ve Rêber Apo’nun çağrısıyla başlayan sürecin yeni bir aşamaya geçmiş olmasıdır. Bu sürecin, Bahçeli’nin Rêber Apo’nun umut hakkından faydalanması çağrısıyla başladığını unutmamak gerekir. Bir yılı aşkın süre önce dile getirilen bu çağrıya ve atılan birçok adıma rağmen hâlâ Rêber Apo’nun durumunda bir değişiklik olmaması ve tecrit koşullarında yaşamaya devam etmesi kabul edilemez. Tarihi bir sorunu çözmeye, Kürt ve Türk halkları arasındaki savaşı bitirmeye çalışan Rêber Apo’nun baş müzakereci olarak rolünü oynayabilmesi için gerekli imkânların oluşturulması zorunludur. Ayda bir yapılan görüşmelerle bu rolü oynamasını beklemek büyük bir gaflettir.
Rêber Apo’nun koşulları ve statüsünde bir değişim olmaz, umut hakkı devreye girmezse bu sürecin yürümeyeceği açıktır. Çünkü bizim için bu sürecin ilerlemesinin şartı Rêber Apo’ nun özgür çalışma ve yaşam koşullarına kavuşmasıdır. Bunun dışında atılan ya da atılıyor gibi görünen adımların fazla bir anlamı yoktur. Eğer bu durum devam ederse, bundan çıkarılması gereken sonuç; esasta bir tasfiye politikasının yürütülmeye çalışıldığı ve Kürt sorununun çözümü konusunda gerçek bir iradenin ortaya konulmadığıdır. Çünkü Kürt sorununu ve demokratikleşme sorununu çözecek olan; Kürt halkının ve kadınların iradesini temsil eden Rêber Apo’ dur. Eğer Rêber Apo özgürce çalışamayacaksa, sınırsız görüşmelerle Türkiye kamuoyuna hitap edemeyecekse, akademisyenlerle, basın mensuplarıyla, siyasetçilerle ve toplumun farklı kesimleriyle görüşemeyecekse süreç nasıl ilerleyecektir?
Muhataba muhatap denmezse?
Sürecin temel muhatabına muhatap denmezse bu süreç nasıl geliştirilecektir? Bu konuda siyasetin ve Türkiye basınının dilinde, politikalarında ve sorunu ele alış biçimlerinde ciddi problemler ve düşmanlık vardır. Esasta zihniyet ve politikada bir değişim yansımamaktadır. Bu durum Kürt toplumunu ve kadınları, devletin sürece yaklaşımı konusunda ciddi bir güvensizlik ve kuşkuya itmektedir. Mücadelemiz, imha ve soykırım politikalarının sonucu olarak ortaya çıkan bir özgürlük mücadelesidir. Sürekli olarak terör söylemi ve hareketimizin tasfiyesine odaklanan ifadeler ciddi tepki yaratmaktadır. Özellikle Rêber Apo’ya hitapta sergilenen saygısızlıklar ve onu bu süreci bu aşamaya kadar getiren temel güç ve muhatap olarak görmeyen yaklaşımlar hızla aşılmalıdır. Bunu kabul etmeyeceğiz. Çünkü kadınlar ve Kürt halkı, Rêber Apo’yu bu sürecin yürütücü gücü ve temel muhatabı olarak görmektedir ve bu konuda gereken saygının gösterilmesini istemektedir.
Rêber Apo’ya özgürlük
Herkes görmeli ve iyi anlamalıdır ki Kürt halkı ve kadınlar üzerinde Rêber Apo dışında kimsenin böyle bir gücü ve etkisi yoktur. Eğer bunca adım atılmışsa, Rojava’daki saldırılara rağmen hâlâ herkes Rêber Apo’ya bakıyorsa bu durum, Önderlik iradesinin ve gücünün kabulü ile ilgilidir. Bu, toplumun ve kadınların Rêber Apo’ya duyduğu bağlılık ve inançla ilgilidir. Ancak bundan sonraki süreçte Rêber Apo’nun resmi ve açık biçimde muhatap olmadığı, bizzat yürütmediği bir sürecin ilerlemesinin mümkün olmadığı bilinmelidir.
Bu nedenle 8 Mart’ın temel sloganı “Rêber Apo’ya özgürlük”tür. Kadınlar hep birlikte Rêber Apo’nun özgürlüğünü haykırmalı, tüm çalışmalarımızın merkezine Rêber Apo’nun özgürleşmesi hedefi konulmalıdır. Bu 8 Mart, Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü için bir referanduma dönüştürülmelidir. Her yerde bu talebi ve sloganı haykıralım; Rêber Apo’nun özgürlüğünün kadın özgürlüğü olduğunu ve bunun vazgeçilmez şartımız olduğunu herkese duyuralım.
