Birlik ve barışta önemli fırsatlar ve büyük tehlikeler

- Raperin Munzur
304 views
 Rêber Apo’nun süreci yürütmedeki rolü ve gelecekteki statüsü netleştirilmelidir. Bir muhatap olarak kabul edilip kendisiyle açık müzakereler yürütülüp yürütülmeyeceği açıklığa kavuşturulmalıdır. Sürecin ilerlemesi buna bağlıdır.

Rêber Apo’nun 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın üzerinden bir yıl geçti. Rêber Apo, 2026 Şubat’ında yayımladığı yeni bir mesajla bu süreci yürütmedeki ısrarını bir kez daha ortaya koydu. Birçok çevre, Rojava’da yaşananların ardından Türkiye’deki sürecin de tehlikeye gireceğini ve bozulacağını öngörmesine rağmen, Rêber Apo çözüm eksenli yaklaşımını sürdürdü. Bu durum, öncelikle Rêber Apo’nun bu sürece ve çağrısının içeriğine taktiksel değil; ilkesel ve stratejik yaklaştığının göstergesidir.

Rêber Apo devreye girdi

Rojava’ya yönelik saldırılar ve yaşanan gelişmeler, aslında Kürt-Türk çatışmasına dayalı yüzyıllık inkâr ve soykırım stratejisinin sürdürülmesini hedefliyordu. Rojava’ya saldırıyı planlayan güçler, esas olarak gelişen süreci hedef alıyordu. Rojava’nın tümünü tasfiye ederek Kürtleri katliamdan geçirmek; böylece bölgeyi yeniden dizayn ederken milliyetçi ve devletçi Kürt dinamiklerini harekete geçirmek amaçlanıyordu. Bu hedef büyük ölçüde gerçekleşmek üzereyken, Rêber Apo devreye girerek bunun önüne geçti. Böylece 27 Şubat çağrısıyla ortaya koyduğu barış ve demokratik toplum döneminin inşasındaki ısrarını da bir kez daha göstermiş oldu.

Zor olan barışı inşa etmektir

Rêber Apo, başından beri asıl zor olanın barışı inşa etmek olduğunu; “öl-öldür” çizgisine karşı yaşamı savunmak ve geliştirmek gerektiğini ifade etmektedir. 1993’ten bu yana geliştirmeye çalıştığı barış ve çözüm çabalarına sürekli komplolar ve saldırılar dayatıldı; bu süreçler defalarca boşa çıkarıldı. Rêber Apo, tüm bu yılların deneyimi ve çıkardığı sonuçlarla yeni dönemi kendi iradesi ve gücüyle yürütmeye çalışmaktadır. Tüm engelleme çabalarına, dar ve taktik yaklaşımlara rağmen halkların, kadınların ve bölgenin geleceği için büyük bir çaba harcamaktadır.

Bizler de bu tür süreçlerin tehlikelerini ve tasfiye planları karşısında duyarlı olunması gerektiğini biliyorduk. Rojava’ya yönelik saldırılar, sürecin ne kadar zorlu olduğunu ve olacağını bir kez daha ortaya koydu. İran’daki gelişmeler de Kürtlerin merkezde yer alması nedeniyle birçok zorluk ve tehlike barındırmaktadır. Ortadoğu’nun yeniden dizaynında Kürtlerin nasıl bir rol oynayacağı, tercihlerini nasıl ortaya koyacağı ve buna uygun nasıl bir strateji yürüteceği gelişmelerin seyrini belirleyecektir.

Kürtler kullanılacak bir güç değildir

Bugün Suriye, İran, Irak ve genel olarak bölgede ve dünyada yaşanan gelişmeler, Rêber Apo’nun güçlü öngörüsünü ortaya koymaktadır. Bölge bir yangın yerine dönüşürken, Kürtleri kullanılacak bir güç olmaktan çıkarma ve katliamlardan kurtarma yaklaşımı ilkesel bir tutumdur. Aynı zamanda bu coğrafyanın halklarının kendi tarihlerine uygun ve onurlu bir yaşam sürmesi, ortak mücadelelerini geliştirmesi de stratejik bir yaklaşımın ürünüdür. Rêber Apo, bu kadim toprakların hayırlı bir evladı ve sosyalist kişiliğinin gereği olarak Ortadoğu’yu bu savaş ve kısır döngüden çıkaracak bir çözüm sunmaktadır.

Çağrı, devlete ve sorumluluk alması gerekenleredir

Bu nedenle, Rêber Apo’nun 27 Şubat’ın yıldönümünde yaptığı açıklama bir yol haritası niteliğindedir. Devlete ve sorumluluk alması gereken tüm kesimlere, sürecin doğru ve sonuç alıcı şekilde ilerlemesi için yapılması gerekenleri ortaya koyan bir siyasi programdır. Rêber Apo, 27 Şubat çağrısıyla silahlı mücadele stratejisinden ve devletçi hedeflerden vazgeçilmesi gerektiğini ifade ederken daha çok hareketimize dönük bir çağrıda bulunmuştu. Yeni mesajında ise esas çağrı devlete ve sorumluluk alması gereken kesimleredir. Bu mesaj, çağrıda ifade edilen hususların hayata geçirilmesi ve çözümün gelişmesi için gerekli yol ve yöntemleri ortaya koymaktadır.

Demokratik hukukun geliştirilmesi, anayasal vatandaşlık temelinde Kürtlerin varlığının tanınması ve haklarının güvence altına alınması, kadın özgürlüğünün esas alınması ve sürece uygun bir dil ile üslubun geliştirilmesi, demokratikleşmenin temel koşullarıdır.

Çağrının gereklerini kimler yerine getirdi

Rêber Apo’nun, 27 Şubat çağrısının gerekleri hareketimiz tarafından yerine getirilmiştir. Bunlar son derece önemli ve stratejik adımlardır. Bu durum, devletçi ve silahlı mücadeleye dayalı stratejinin aşıldığını açıkça göstermektedir. Ancak bu ciddiyetle geçen bir yıla rağmen Türkiye cephesinde aynı düzeyde bir ciddiyet ve sorumluluk hâlâ ortaya konmamıştır. Ne dilde ve üslupta, ne Kürt sorununa yaklaşımda, ne de Rêber Apo’ya yönelik tutumda kayda değer bir gelişme vardır. Bu durum, süreci tıkayan, niyeti sorgulatan ve güvensizliği derinleştiren bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Esasen bu, sürece stratejik değil; taktik ve çıkar odaklı yaklaşıldığını göstermektedir.

Buna rağmen Kürt halkının tercihi; Rêber Apo’nun paradigması temelinde, demokratik bir toplum olarak Demokratik Cumhuriyet çerçevesinde, demokratikleşmiş devletler içinde yaşamaktır. Rêber Apo bu yaklaşımı “demokratik entegrasyon” olarak tanımlamaktadır. Demokratik entegrasyon; devlete tümüyle bağlanmak ya da asimilasyonu kabul etmek değildir. Teslimiyet hiç değildir. Devlet ve şiddet eksenli mücadeleyi gönüllü olarak bırakma iradesi gösterilmiş olsa da bu, varlığımızdan, özgür toplum iddiamızdan vazgeçmek anlamına gelmez. Aksine, kendi varlığımızı, örgütlülüğümüzü ve demokratik haklarımızı kolektif olarak yaşama ve inşa etme iradesidir.

Siyaset tarihsel perspektifle yaklaşmalı

Bu koşullar sağlanmaz, demokratik siyaset, özgür yurttaşlık ve yerel yönetim hakları hukuki güvenceye alınmazsa çatışma ve çözümsüzlük kaçınılmaz olacaktır. Yüzyıldır sürdürülen inkâr ve imha politikaları aşılmaz, tarihsel Kürt-Türk ittifakı güncellenmezse Türkiye’nin ciddi bir beka sorunu ile karşı karşıya kalacağı açıktır. Bu nedenle siyasetin bu sürece dar ve güncel çıkarlarla değil, tarihsel bir perspektifle yaklaşması gerekmektedir.

Komisyon raporunun değerlendirileceği ve Kürt sorununun çözümüne yönelik yasaların çıkarılmasının beklendiği bu süreçte hatalı adımlar atılmamalıdır. Sorun; yalnızca silah bıraktırmaya, hareketi tasfiye etmeye ya da bireyleri tek tek devlete entegre etmeye indirgenirse sonuç alınamaz. Bizler, özgür bir topluluk olarak onurlu yaşamın ve halkımızın demokratik, kolektif haklarının güvence altına alınması için mücadele ettik ve bu mücadeleyi sürdürme kararlılığındayız.

Ancak Kürtlerin özgür ve onurlu yaşamı temelinde doğru bir ittifak anlayışı geliştiren her kesimle ittifak kurma seçeneğine de sahibiz. Elli yıllık mücadelemiz bu gücü ve konumu ortaya çıkarmıştır. Günümüzdeki gelişmeler, büyük tehlikeler kadar önemli fırsatlar da barındırmaktadır. Bu nedenle bundan sonraki süreçte asıl sorumluluk Türkiye devleti ve siyasetindedir.

 

Demokratik siyaset, özgür yurttaşlık ve yerel yönetim hakları hukuki güvenceye alınmazsa çatışma ve çözümsüzlük kaçınılmaz olacaktır. Yüzyıldır sürdürülen inkâr ve imha politikaları aşılmaz, tarihsel Kürt-Türk ittifakı güncellenmezse Türkiye’nin ciddi bir beka sorunu ile karşı karşıya kalacağı açıktır.

 

Rêber Apo’nun rolü ve statüsü 

Bu durumun en somut ifadesi Rêber Apo’nun koşullarında görülmektedir. Rêber Apo, yapılan kongrelerde baş müzakereci ve süreci yürütecek temel irade olarak belirlenmiştir. Bu gerçeklik ortadayken, süreci başlatan ve Kürt toplumu ile özgürlük hareketi üzerindeki belirleyici etkisi bilinen bir önderin süreçte aktif rol almasının engellenmesi büyük bir hatadır. Rêber Apo’nun bu süreci yürütecek ve tamamlayacak koşullara sahip olması, bunun için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
Rêber Apo’nun süreci yürütmedeki rolü ve gelecekteki statüsü netleştirilmelidir. Bir muhatap olarak kabul edilip kendisiyle açık müzakereler yürütülüp yürütülmeyeceği açıklığa kavuşturulmalıdır. Sürecin ilerlemesi buna bağlıdır. 8 Mart ve Newroz alanlarında milyonların ortaya koyduğu tutum da bu yöndedir. Artık açık ve demokratik bir müzakere sürecinin yürütülmesi gerekmektedir.
Türk milliyetçisi bir partinin genel başkanı ve devlet temsilcisi olarak Bahçeli’nin ilk çağrısı, Rêber Apo’nun Meclis’e gelmesi yönünde olmuştu. Ancak aradan bir yıl geçmesine rağmen Rêber Apo’nun statüsünün hâlâ netleşmemiş olması ve baş müzakereci olarak gerekli koşulların sağlanmaması kabul edilemez bir durumdur.
“Türkiye modeli” adı altında ortaya konulan ve mevcut gelişmeleri tek taraflı biçimde yorumlayan yaklaşımlar da doğru değildir. Dünyanın hiçbir yerinde bu şekilde kalıcı bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Bu noktaya gelinmiş olması, tamamen Rêber Apo’nun kararlı ve ısrarlı tutumunun sonucudur. Bu gerçekliğin görülmesi ve gereğinin yerine getirilmesi gerekmektedir.

Newroz mesajı ve yapılması gerekenler

Kadınlar ve Kürt halkı Önderliğin yanında durmakta ve ona güvenmektedir. Rêber Apo’nun ortaya koyduğu perspektifler bizler için esastır. Bu çerçevede, önümüzdeki dönemin inşasında ve mücadelesinde sorumluluklarımızın bilincindeyiz. Olağanüstü bir tarihsel süreçten geçiyoruz. Tarih, adeta kadınlara ve Kürtlere yeniden tarihsel rollerini oynama çağrısı yapmaktadır. Çağdaş Dehaklara karşı komünal ve demokratik yaşamı kurma sorumluluğuyla karşı karşıyayız.
Rêber Apo, son Newroz mesajında da yeni dönemdeki sorumluluklarımızı hatırlatmış ve demokratik toplum olarak görevlerimizin çerçevesini çizmiştir. Kürt halkı ve demokratik toplumun öncü gücü olan kadınlar olarak, yaşamı özgür temelde geliştirme mücadelesini her zamankinden daha kararlı ve örgütlü biçimde sürdüreceğiz. Newroz mesajında ifade edilen doğru yaşamı ve doğru ilişkileri, “jin, jiyan, azadî” felsefesi temelinde hayata geçireceğiz. Özgür yaşamı kendi emeğimiz, çabamız ve mücadelemizle inşa edeceğiz.
Şimdiden, kadın özgürlüğünün mimarı ve “jin, jiyan, azadî” felsefesinin yaratıcısı olan Rêber Apo’nun 4 Nisan doğum gününü kutluyor; özgür koşullarda buluşma inancımızı bir kez daha ifade ediyoruz.