Kilitlenen kapıları açacak anahtar: Başarıya kilitlenen kadın öncülüğü 

- Koordînasyona KJK
255 views
 Bu süreçte de Rêber APO’nun fiziki özgürlüğünü, O’nun siyasi statü kazanarak icracı bir rol oynamasını sağlayan bir mücadele yürütmek, bunu başarmak, esas bir görev olmaktadır. Özellikle de kadınların bu konudaki rolü belirleyicidir. Başarıya kilitlenen kadın öncülüğü, kilitlenen tüm kapıları açacak anahtar rolündedir.

Kapitalist modernite, geliştirmiş olduğu vahşi sistemin sonuçları ile ölümcül veya yaşamsal bir şekilde karşı karşıyadır. Yaşanan kriz en ağır düzeye gelirken, bu krizi tekrar bir kapitalist hamleye, yaşam öpücüğüne dönüştürmenin büyük arayışları söz konusudur kapitalist-emperyalist cephede. Sermayenin küreselleşme dürtüsü ile ulus-devletlerin daha kapalı yapısı büyük bir çelişki-çatışma içindedir. Kapitalist sistem, reel sosyalist sistemin var olduğu süreçlerdeki gibi farklı ideolojilerle cepheleşerek bir çelişki-çatışma içinde değildir. Çelişki ve çatışma içinde olduğu tüm güçler (devlet güçleri anlamında) kapitalist sistemin temsilcileri konumundadır. Bu nedenle dünya ve Ortadoğu çapında yaşanan tüm kısa veya uzun süreli çatışmalar, savaşlar, çelişkiler, gerginlikler, kapitalist sistemin havuzunda gelişmektedir. Aynı havuzda daha büyük bir yer kapmak isteyen güçlerin birbirleriyle rekabeti kapsamında birincilik, ikincilik çelişki ve çatışması olmaktadır.

Hamle ile saldırıların önü alınmıştır

Ortadoğu’da 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e saldırısıyla başlayan süreç bu çelişki ve çatışma niteliğine göre başlayıp ilerlemektedir. 7 Ekim sonrası Gazze yerle bir olurken, Hamas, Hizbullah büyük darbeler yemiş, İran’ın Ortadoğu’ya yayılan direniş ekseni zayıflamış, Suriye’de Esadçı Baas rejimi çökmüş, sakallı Baas olarak Colani iktidara getirtilmiştir. Ortadoğu’da yaşanan bu gelişmeleri, tehlikeleri öngören Rêbe APO, 2024 ekiminden itibaren sürece müdahil olmuş, Kürtler ve Ortadoğu halkları açısından yaşanabilecek daha ağır soykırım saldırılarının önünü almak için “Barış ve Demokratik Toplum” hamlesini geliştirmiştir. Ortadoğu’da İsrail öncülüğünde kapitalist sisteme yeniden hayat verme amaçlı başlatılan hamleye karşılık, Rêber APO da halkların ve kadınların temsilcisi olarak karşı hamle başlatmıştır. Somut olarak da PKK’nin feshi, silahlı mücadele stratejisine son verme kararı, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu, görüşmelerde geliştirilen perspektifler, salt güncel duruma değil beş yüz yıllık kapitalist sisteme ve yine bin yıllık Kürt-Türk ilişkilerine-çelişkilerine alternatif çözümler geliştirme anlamında bir müdahale olmuştur. Demokratik Modernite ve Demokratik Ulus perspektifinin, Demokratik Toplum, Demokratik Entegrasyon stratejisi doğrultusunda ele alınması, çok önemli bir çıkış ve alternatif yol anlamına gelmiştir.

Halkların ve kadınların çözüm alternatifi

Demokratik Toplum, Demokratik Entegrasyon, Demokratik Siyaset, Demokratik Hukuk ve Öz Savunma, Barış gibi kavramsallıklar, Kapitalist sistemin Ortadoğu’ya dönük yeni hamlesine karşı, yine Bölgesel sömürgeciliğe karşı halkların, kadınların çözüm alternatifidir. Ortadoğu’ya barış ancak bu strateji doğrultusunda halkların ve kadınların mücadelesiyle gelecektir ki özgürlük mücadelesi de mevcut durumda bunun emeğini vermektedir. Rêber APO, en zor koşullarda bunun amansız mücadelesini vermektedir. Özgürlük hareketimiz, Rêber APO’nun perspektifleri doğrultusunda Kürt-Türk ilişkilerinin barış içerikli gelişmesi açısından çok tarihi adımlar atmış iken, nisan ayından beri bu çabaların karşılıksız bırakılıp sürüncemeye, oyalamaya bırakıldığını, bu biçimiyle iktidar ve norm dışı güçler tarafından tıkatıldığını görmekteyiz. Süreç artık yasaların çıkarılması ve netleştirilmesi aşamasına gelmiş iken böyle bir oyalama ve sürüncemede bırakma durumu yaşanmaktadır. Elbette ki bu bir tesadüf değildir.

Barış ve demokrasinin olmadığı yerde çatışma vardır

27 Mart tarihinden bu yana Rêber APO ile bir görüşme yapılmamıştır. 27 Mart görüşmesinde Rêber Apo ile devlet yetkilileri tartışmış ve hukuki-yasal sürecin nasıl yürütüleceğine dair bir ortaklaşma açığa çıkmıştı. Bu ortaklaşılan yaklaşım doğrultusunda adım adım gelişmelerin ortaya çıkması beklenirken, bilakis Rêber Apo APO ile hiçbir görüşme yaptırılmamış, hiçbir bilgi, haber alamadığımız bir durum gelişmiştir. Bu arada Rêber APO etrafında bir statü tartışması alabildiğine geliştirilir iken, Rêber APO tekrar ağır tecrit koşullarına mahkum edilmiştir. Bu statü tartışmalarının samimiyeti tartışma konusudur. Örgütünün başmüzakereci olarak tanımladığı, Onsuz hiçbir biçimde adım atmayacağını defalarca söylediği ve ispatladığı bir Önderlik gerçeğini, tekrardan ağır tecrit koşullarına maruz bırakmak, barış ve demokrasi karşıtlığından başka bir şey değildir. Barışın ve demokrasinin olmadığı yerde de çatışmanın, çelişkinin, savaşın önü açılır. İktidar ve norm dışı güçler, ne bitirme ne de çözme yaklaşımıyla oyalayarak süreci boşa çıkarmaya çalışmaktadırlar.

Ortadoğu’yu şekillendirme çabaları

Emperyalizmin Ortadoğu’ya yeni hamlesi elbette sadece Gazze’ye saldırı, Suriye’de bazı değişimler, İran direniş eksenini zayıflatma ile sınırlı değildir. Suriye, Lübnan, Irak üzerinden geliştirilen hamleler, 28 Şubat’ta İran’a karşı başlatılan savaş, bu sürecin çok yakıcı olarak devam ettiğinin göstergeleridir. Dış güçlerin, bölgesel güçlerin hepsi kendi çıkarlarına göre bir Ortadoğu şekillendirmenin yoğun çabası içindedir. TC devleti ve iktidarı da tüm bu konjonktür içinde, bu konjonktürün her karışının mayınlarla dolu olduğunu bilerek, bölgesel emperyal bir güç olma hedefiyle kendine bir yol çizmeye çalışıyor. Ancak bunu yaparken ne yüz yıllık anti demokratik, inkârcı ve imhacı çizgisini bırakmak istiyor ve ne de bu tehlikeli koşullarda özgürlük hareketiyle savaşın devamını istiyor. TC devlet ve iktidar güçleri, Kürtler olmadan bu mayınlı konjonktürel süreci aşamayacaklarını çok iyi görüyorlar. Bu nedenle oradan vazgeçmek istemedikleri gibi, Kürtlerle eşit, adil, özgürlükçü karakterde bir hukuki ilişki de kurmak istemiyorlar. Tıpkı eskisi gibi Kürtlerin statüsüz, toplumsal kimliksiz bir pozisyonda kalmayı kabul etmesini; siyasi, hukuki, örgütlü bir kimlik sahibi olmamasını; ittifaksız, ilişkisiz kalmasını, sürekli kendisine mahkûm ve mecbur kalmasını arzuluyorlar. Yüzyıllık cumhuriyet tarihi, Türk kimliğini, siyasetini, bakış açısını tamamen buna göre şekillendirmiştir. Yeni bir konjonktüre girdiğimiz bu süreçte de bu devam ettirilmek istenmektedir.

Rêber APO’nun statüsü

Bu nedenle Rêber APO ile sürekli görüşmelerine rağmen bunun ismini koymak, yürütülen bu tartışmaları belgeleştirmek, imzalamak, resmileştirmek istememektedirler. Bu tartışma ve diyalog sürecinin resmileşerek bir statüye doğru gitmesinin önünde duvar gibi durmaktadırlar. Bu nedenle Rêber APO kendi statüsünün ne olduğunu ısrarla sormaktadır. Bu bireysel bir arayış veya soru değildir. Rêber APO’nun statüsünün belirlenmesi demek, Kürt halk kimliğinin de tanınması, statüye kavuşması anlamına gelir. Bunu en iyi bilen devlet ve iktidar olmaktadır. İşte bu nedenle de sorun tam da yasaların oluşturularak önemli bir çözüm aşamasına geleceği süreçte, dondurulmakta, oyalama ve kandırma taktikleriyle sürüncemede bırakılmaktadır. İçeride Kürtleri oyalarak Bölgede de gelişmeleri izleyerek, nasıl yüz yıllık inkârcı ve imhacı statüyü devam ettirebilirler, bunun politikalarını geliştirmeyi esas almaktadırlar.

İlişki ve ittifak iki taraflı adımlarla gelişir

Elbette ki Kürt sorunu, yakıcı bir sorundur. Öyle oyalamayla, kandırmayla, sürece bırakmayla kendi yerinde duracak bir konu değildir. Türk devleti ve iktidarı ne kadar Bölgesel gelişmeleri okuyup kendine göre politikalar, ittifaklar oluşturmaya çalışıyorsa, Kürt özgürlük mücadelesinin de gelişmeleri okuma, buna göre alternatiflerini geliştirip çözüm geliştirme gücü ve potansiyeli vardır. Burada Rêber APO’nun da temel yaklaşımı, Kürt-Türk ilişkilerini yeni ve demokratik bir düzeye taşımak, bunun çözümünü yaratarak ortak bir bölgesel güç düzeyine ulaşmaktır. Ancak ilişki ve ittifaklar herkesin bildiği gibi karşılıklı gelişir, tek taraflı olmaz. Kürt-Türk stratejik ittifakının gelişmesi için de sadece Kürt tarafının adım atması, sürekli bu yönlü niyetini, eğilimini ortaya koyması yeterli olmuyor. Ortadoğu yangın yerine dönmüşken Kürtlerin de kendilerini bu yangından kurtarması, kendi varlığını koruyup yaşatması elzemdir. Kürtlerin Türklerle ittifak arayış ve çabası pratikte somut olarak karşılık ve anlam bulmazsa, farklı seçenekleri tartışmak ve buna yönelmek de Kürtlerin hakkıdır. Kimse bunun için Kürtleri suçlayamaz.

Tarihi yanlış yapılmamalıdır

Türk devleti ve iktidarı, sözde sürecin başarıyla yürüdüğünü ifade ederken, pratikte tersini yapmaktadır. Rêber APO ile görüşmelerin kesilmesi, bu oyalama ve ikiyüzlülüğün esas göstergesidir. Biz Rêber APO’ya yaklaşımı, temel kıstas olarak ele alır ve ona göre yaklaşırız. Demokratik Kürt-Türk stratejik ittifakının tek mimarı Rêber APO’dur, O’nun dışında hiçbir güç bunu başaramaz. Bu çözümü geliştirecek önderliksel iradenin de ağır tecritte tutulmasının siyasi bir anlamı vardır. O zaman birileri bu çözümü istemiyor, bu stratejik ittifakı istemiyor. Bu yaklaşımın esas eğilim ve karar haline gelmesi tarihi bir yanlış olur iken, bu tarihi yanlışı devam ettirmek de büyük gaflet olur. Ortadoğu konjonktüründe seçeneklerin çokluğu içerisinde Türk devletinin ve iktidarının Kürt sorunu konusunda akılcı ve yapıcı adımlar atması, oyalama değil de netleştirici tutumlar içine girmesi kendileri açısından da en sağlıklısı olacaktır.

Mücadele her zaman esastır

Süreç, birçok yönüyle belirsizliğini koruyor. Bu belirsizlik içinde Rêber APO’nun stratejik ve taktik perspektiflerini esas alarak, O’nun mücadele rotasını her daim izleyerek yol yürümek, Kürtler, kadınlar ve Ortadoğu hakları açısından en doğru çözümü geliştirecektir. Bu yol yürüyüşü, her koşulda mücadele etmeyi şart kılmaktadır. Müzakere de olsa, çatışma da olsa mücadele her zaman esastır. Bu süreçte de Rêber APO’nun fiziki özgürlüğünü, O’nun siyasi statü kazanarak icracı bir rol oynamasını sağlayan bir mücadele yürütmek, bunu başarmak, esas bir görev olmaktadır. Özellikle de kadınların bu konudaki rolü belirleyicidir. Başarıya kilitlenen kadın öncülüğü, kilitlenen tüm kapıları açacak anahtar rolündedir.