Jineolojî’nin Hewraman, Behdînan, Silêmanî ve Şengal’de yürüttüğü çalışmalar, kadınların kökleri ve hafızalarıyla yeniden buluşmasının zeminini oluşturdu. Eğitimlerden araştırmalara uzanan bu süreç, Kürt Kadınları Kütüphanesi, Arşiv ve Araştırma Merkezi gibi kalıcı kurumların ortaya çıkmasını sağladı.
Jineolojî, Kürdistan’da farklı toplumsal koşullar içinde kadın hafızasını görünür kılıyor. Şengal’deki yeniden inşa sürecini, Başûr’da yürütülen araştırma ve hafıza çalışmalarını, karşılaşılan zorlukları ve geleceğe dair hedefleri bu bölümde konuştuk.
Başûr Kürdistanı’nda Jineolojî çalışmaları ne zaman başladı ve bugün hangi aşamada?
Jineolojî, Başûr Kürdistanı’nda kadınların arayışlarına cevap olabilecek, sorunlarının çözümüne katkı sunabilecek bir bilim olarak kadınlarla anlamlı bir bağ kurdu.
Enfallerden geçirilen, sürgünlere mahkum edilen, Birakuji‘yi yaşayan; varlık ve kimlik mücadelesinin kazanımlarının ailecilik ve particilikle gölgelenmesinden yorulan bir toplum içerisinde kadınlar, derinleşen yoksulluk, umutsuzluk ve geleceksizlikle karşı karşıya kaldılar. Jineolojî bu gerçekliğin içerisinde karşılık buldu.
Aslında ilk adım 2012 yılında Hewlêr’de gerçekleştirilen bir konferansla atıldı. Ancak bu adımın devamını örgütleme konusunda yeterli bir süreklilik sağlanamadı. 2017-2019 yılları arasında Başûr Kürdistanı’nın farklı kentlerinde verilen Jineolojî seminerleri ise bu alanda ne kadar büyük bir ihtiyacın bulunduğunu ortaya çıkardı.
Jineolojînin Hewraman, Behdînan, Silêmanî ve Şengal’deki çalışmaları, aynı zamanda köklerle yeniden buluşmanın hikayesidir.
Nagihan Akarsel’in Jineolojî çalışmalarında nasıl bir etkisi oldu?
Nagihan Akarsel, susuzluktan çatlamış bir toprağın suyla buluşmasına vesile olmak ve bu kadim topraklarda varlığını sürdüren kadın bilgeliğini görünür kılmak amacıyla büyük bir emek verdi. Kadınların birbirleriyle bağ kurması için birebir çalıştı; yüzlerce kadın ve erkekle eğitim, sohbetler ve araştırmalar yürüttü.
Bu çalışmalar karamsarlığın ve umutsuzluğun aşılmasına, özgür yaşam felsefesinin imkanlarının görülmesine, kolektif aklın ve ortak üretimin gücünün açığa çıkmasına katkı sundu. Bilim ve sanatın iyileştirici yönünü öne çıkaran bir yaklaşım geliştirdi.
Nagihan Akarsel’in katledilmesi yalnızca ona değil, aynı zamanda kadın özgürlük mücadelesine yönelik bir saldırıydı. Ancak onun yarım kalan çalışmalarını sürdürme iradesi kadınlar tarafından sahiplenildi. Bugün Başûr’daki Jineolojî çalışmaları, büyük ölçüde onun açtığı yol üzerinden ilerlemeye devam ediyor.
Onun bıraktığı miras bugün nasıl devam ediyor?
Nagihan Akarsel’in şehadetinin ardından korku iklimi oluşturulmak istendi. Bu durum bazı çalışmaların yavaşlamasına ve bazı planların ertelenmesine neden oldu. Ancak kadınların bu projelere olan inancı, sürecin tamamen durdurulmasını engelledi.
Bu dönemde en önemli adımlardan biri, 2023 yılında Kürt Kadınları Kütüphanesi, Arşiv ve Araştırma Merkezi’nin açılması oldu. Merkezin kuruluşu oldukça zorlu koşullarda gerçekleşse de, kadınların ortak emeğiyle hayata geçirildi. Bu gelişme, tehdit ve baskılara rağmen kadınların bilgi üretimi ve hafıza çalışmalarından vazgeçmeyeceğini gösterdi.
Bugün Başûr Kürdistanın da kadın çalışmaları hangi zorluklarla karşı karşıya?
Ortadoğu’daki savaşlar, siyasi krizler ve bölgesel gelişmeler, Başûr Kürdistanı’ndaki toplumsal, siyasal ve entelektüel çalışmaları doğrudan etkiliyor. Bu durum kadın kurumlarının çalışmalarına da yansıyor.
Federal Kürdistan yönetiminin Kadınlara yönelik resmi yaklaşımları çoğu zaman bağımsız örgütlenmeleri teşvik etmekten çok denetim altında tutmayı hedefliyor. Gerçek anlamda kadınlar için çalışan ve etkili politikalar geliştiren kurumlar çeşitli bürokratik engellerle karşılaşabiliyor. Kadınları belli alanlara sıkıştırıp, enerjilerini tüketmeyi amaçlayan bir yaklaşım var. Bu durum kimi zaman kurumları çalışmalarını sınırlandırmaya, kapatmaya ya da resmi politikalar doğrultusunda hareket etmeye zorlayabiliyor.
Öte yandan kadınlar arasında da ciddi toplumsal sorunlar yaşanıyor. Kendini aydın gören bir kesim kadın, kendini farklı görüyor. Diğer yandan; yoksulluk, işsizlik, aile içi krizler, boşanmalar, kadın cinayetleri ve intihar vakaları giderek artıyor. Birçok kadın gündelik yaşamın ağır sorunlarıyla mücadele etmekten daha geniş toplumsal meseleler üzerine düşünme imkanı bulamıyor. Bu tabloyu egemen zihniyetin kadınlar ve toplum üzerinde yürüttüğü politikalardan bağımsız değerlendirmek mümkün değil.
Bahsettiğiniz Kürt Kadınları Kütüphanesi, Arşiv ve Araştırma Merkezi somut olarak ne yapıyor?
Üçüncü yılına giren Kürt Kadınları Kütüphanesi, Arşiv ve Araştırma Merkezi önemli bir boşluğu doldurmakta. Merkezin açılmasının ardından Kürdistan’ın dört parçasından ve farklı dillerden kadınlara ait eserlerin toplanmasına başlandı. Toplanan kitapların tasnif ve arşivleme çalışmaları sürdürülmekte.
Ancak merkez yalnızca bir arşiv kurumu değil. Kitap tanıtımları, seminerler, kültürel etkinlikler ve araştırma faaliyetleri de yürütülmekte. Özellikle kadın kurumları, öğrenciler ve araştırmacılar açısından önemli bir başvuru merkezi haline gelmiştir.
8 Mart ve 25 Kasım gibi özel günlerde çeşitli etkinlikler düzenlenmekte; genç kadınlar ve üniversite öğrencileri için seminerler gerçekleştirilmekte. Kitap okumaya teşvik edilmekte ve kadınların entelektüel üretim süreçlerine katılımı desteklenmekte.
Dijital çalışmalar ve uluslararası dayanışma açısından ne tür adımlar atılıyor?
Merkezin internet sitesi ve sosyal medya hesapları aktif olarak kullanılmaktadır. Facebook, Instagram ve Telegram gibi dijital platformlar aracılığıyla her gün kadınlara ait eserler ve kitaplar tanıtılmakta, böylece dijital bir kadın hafızası oluşturulmakta.
Bunun yanı sıra kadın emeğini yansıtan el sanatları ve kültürel üretimler de korunmak üzere arşivlenmekte. Ayıca merkez, kadın yazarların eserlerinin yayımlanmasına ve dağıtımına da destek vermekte.
Kürdistan’ın farklı bölgelerinde ve yurtdışında bulunan kütüphaneler, arşiv merkezleri ve kadın kurumlarıyla ilişkiler geliştirilmekte. Yapılan ziyaretler ve dayanışma çalışmaları sayesinde kütüphane etrafında giderek büyüyen bir destek ağı oluşmuştur.
Son olarak geleceğe dönük çalışmalarınızda ne tür hedefleriniz var?
Önümüzde hala uzun bir yol bulunuyor. Temel hedeflerden biri, genç kuşakları kadim kadın hafızası ve kadın bilgeliğinin kaynaklarıyla buluşturmaktır.
Bir diğer hedef, Kürt kadınlarının entelektüel ve kültürel üretimlerini ortak bir zeminde bir araya getirerek güçlü bir kadın ağı oluşturmaktır. Aynı zamanda kütüphaneyi yalnızca bir arşiv mekanı değil; düşüncenin, hayal gücünün ve yaratımın örgütlendiği canlı bir merkez haline getirmeyi amaçlıyoruz.
Bu nedenle kütüphane çalışmaları yalnızca geçmişi korumaya değil, aynı zamanda geleceğin kadın bilgi ve kültür dünyasını inşa etmeye yönelmektedir.
Şengal’de Jineolojî ve yeniden inşa
Şengal biraz farklı olsa da, burada Jineolojî çalışmaları ve kurumsallaşmasını biraz anlatırmısınız?
Şengal’de Jineolojî çalışmalarının geçmişi, 74. Ferman (3 Ağustos 2014) sonrasındaki ilk yıllara uzanmakta. 2016-2017 yıllarında, aralarında Şehit Nagihan Akarsel’in de bulunduğu Jineolojî Akademisi’nden bir ekip, Êzidî kadınların sosyolojisi ve sözlü tarihi üzerine kapsamlı bir alan araştırması başlattık. Sonraki yıllar, fermanın yaralarının sarıldığı, göç etmek zorunda kalan Êzidî halkının yeniden topraklarına dönerek yaşamını inşa etmeye çalıştığı bir dönem oldu. Yaşamın tüm alanları yeniden örgütlenirken, Jineolojî çalışmaları da beraber gelişti. 2024 yılı itibarıyla çalışmalar daha aktif ve örgütlü bir ivme kazandı.
Şengal, Êzdalık felsefesi, tarihi ve kültürü itibarıyla Jineolojî açısından oldukça güçlü bir zemine sahip. Êzidî kadınları bu durumu, “Şengal’de hangi taşı kaldırsanız altında mutlaka kadın tarihinin izlerine rastlarsınız” sözleriyle özetliyor.
Ezdalık, kadın öncülüğünün ve anacıl dönemin kodlarıyla örülü bir felsefe ve inanç formu. Ancak günümüzde bu tarihsel miras, toplumsal cinsiyetçi kalıplar ve erkek egemen zihniyetle iç içe geçmiş durumda. Bu nedenle saklı kadın tarihini açığa çıkarmak, köklerini yeniden canlandırmak ve güncellemek temel araştırma alanlarından biridir.
Bunun yanında Êzidî kadınlarının 74. Fermanda yaşadığı kadın kırımını sosyolojik açıdan incelemek, tarih boyunca yaşanan fermanlarda kadınların deneyimlerini araştırmak, fermandan önceki ve sonraki toplumsal yaşamı analiz etmek ve güncel sorunlara Jineolojîk perspektifle çözüm önerileri geliştirmek de çalışmalarımızın önemli başlıkları arasında yer almakta.
Bu kapsamda yoğun eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri yürütülmekte. Toplumsal cinsiyetçiliğe karşı mücadele ederken, Êzdalıkta kadın öncülüğünün tarihsel rolünü yeniden görünür kılmayı hedefleyen çalışmalar sürmekte. Genç kadınlarla doğa içerisinde gerçekleştirilen Jineolojî kamplarında eğitimlerin yanı sıra sportif ve kültürel etkinlikler de düzenlenmekte.
Uzun vadeli hedefimiz ise Şengal’deki tüm köylerde ve yaşam alanlarında araştırma ve eğitim temelinde Jineolojî komünlerinin kurulması. Bu komünlerin zihniyet dönüşümünde aktif rol oynayan, toplumsal mücadeleyi örgütleyen yapılara dönüşmesi amaçlanmakta. Aynı zamanda akademileşme hedefi doğrultusunda da çalışmalar devam etmekte.
Jineolojî, Şengal’de toplumsal ve politik dönüşüm üzerinde etkili olabiliyor mu? Karşılaştığınız zorluklar nelerdir?
Şengal, bir yandan kadın özgürlüğünün tarihsel izlerini taşıyan, diğer yandan ise toplumsal cinsiyetçiliğin ve erkek egemenliğinin güçlü biçimde hissedildiği bir coğrafya. Bu durum Jineolojî açısından hem güçlü bir toplumsal zemin hem de kapsamlı bir araştırma alanı sunmakta.
Êzidîler arasında sıkça kullanılan kadınların saklı ilminin; “İlme me ser dile me ye” sözü, yani “Bizim ilmimiz kalbimizdedir” yaklaşımı, kadın bilgisinin ve sözlü kültürün önemini göstermektedir. Ancak bu bilgi büyük ölçüde kadınların özel dünyasına sıkıştırılmış ve görünmez hale getirilmiştir.
Êzidî toplumu tarih boyunca maruz kaldığı fermanlara karşı kendisini koruyabilmek için inanç formlarını sıkı biçimde muhafaza etmeye çalışmış. Fakat bu koruma refleksi zamanla kadınlara yönelik çeşitli sınırlamalarla birleşmiş. Çevredeki aşiret yapılarının etkisi, dini dogmatizm, sınıfsallaşma, kentleşme ve sistemsel dönüşümler kadınların toplumsal yaşam içerisindeki konumunu giderek geriletmiş ikinci plana itmiştir.
Ferman sonrasında Rêber Apo’nun paradigmasının Şengal’de tartışılmaya başlanması ve kadın özgürlük çalışmalarının gelişmesiyle birlikte önemli değişimler yaşandı. Jineolojî bu süreçte ufuk açıcı bir rol oynadı. Örneğin bugün unutulmaya yüz tutmuş birçok tarihi alan, kadınlara ait mağaralar, köyler, tarihi kalıntılar var. Bu tarihsel yerleşim alanları yeniden araştırılıyor. Özellikle genç kuşakların büyük bölümü bu tarihten habersiz büyümüş durumda. Bu anlamda tarihi araştırdıkça, unutulmaya yüz tutmuş hakikati aydınlattıkça toplum içerisinde ciddi bir ilgi ve heyecan oluştuğunu gördük.
Til İzer kasabasında yaşamış öncü bir kadın olan Eduşa’ya ait köy ve ziyaretgahın izlerini sürmek için tüm köy halkının seferber olması bu ilginin çarpıcı örneklerinden biridir. Bazen yalnızca kısmen bilinen bir kadın hikayesini aydınlatmak için bütün bir aşiretin araştırma sürecine katıldığına tanıklık ediyoruz. Bununla birlikte mevcut kalıpları kırmak ve zihniyet dönüşümünü geliştirmek kolay olmuyor. Erkek egemenliğinin alışkanlıkları ve yöntemleri hala güçlü biçimde varlığını sürdürüyor. Bu nedenle Jineolojî bir taraftan ilgiyle karşılanırken, diğer taraftan toplumsal cinsiyetçilikle mücadele etmek zorunda kalıyor.
Jineolojînin Şengal’de daha fazla toplumsallaşması için hangi yöntemler geliştiriliyor? Önümüzdeki dönemin temel hedefleri nelerdir?
Şengal’de Jineolojînin temel hedeflerinden biri, toplumun her kesiminden kadınlara ulaşmak ve kadın bilgisinin, kadın sözlü tarihinin ve kadın biliminin gerçek değerini görünür kılmaktır. Uzun yıllar boyunca kadınlara biçilen roller sonucunda birçok Êzidî kadın kendisini bilgi ve bilim üretiminden uzak görmeye başlamıştır. Oysa yaşamın bilgeliğini ve kadınların taşıdığı tarihsel birikimi yeniden açığa çıkarmak Jineolojînin temel amaçlarından biridir.
Adları unutulmuş binlerce şifacı, öncü, siyasetçi ve savaşçı kadın hikayelerini bugünün direnişiyle buluşturmak; kesintiye uğrayan kadın hafızasını yeniden canlandırmak hedeflenmekte. Bunun yolu ise eğitim çalışmalarını sürekli hale getirmekten ve bu faaliyetleri köy köy, sokak sokak, ev ev yaygınlaştırmaktan geçmekte.
Özellikle genç kadınlar açısından 74. Ferman sonrasında ortaya çıkan ruh halini doğru analiz etmek ve çözüm perspektifi geliştirmek en önemli çalışma alanlarındandır.
Toplumda yaygınlaşan geçicilik duygusu, geleceğe dair umutsuzluk ve günübirlik yaşam anlayışı toplumsal dokuyu zayıflatmaktadır. Genç kadınlar bu durumdan en fazla etkilenen kesimlerin başında gelmekte.
Diğer taraftan kapitalist modernitenin etkisiyle kendi kültürünü küçümseyen, dışarıdaki yaşam biçimlerini idealize eden ve köklerinden uzaklaşan eğilimler de gözlemlenmekte. Bu nedenle Jineolojî, kadın özgürlük mücadelesini toplumsal hafıza ve kültürel köklerle birlikte ele almakta.
Toplumsal cinsiyetçilikle mücadele ederken aynı zamanda modernitenin sunduğu yüzeysel özgürlük anlayışlarını da sorgulamak gerekiyor. Bu nedenle komünleşme ve akademileşme süreçleri Şengal’deki Jineolojî çalışmalarının en önemli hedefleri arasında yer alıyor.
Sözlü tarihi yazılı kaynaklara dönüştürmek, eğitim ve yaşamı bütünleştiren komünler oluşturmak ve akademik çalışmaları geliştirmek önümüzdeki dönemin temel çalışma başlıkları olacaktır. Bu adımların Şengal’de Jineolojî çalışmalarına önemli bir ivme kazandıracağına inanıyoruz.
