Öncülükte özgürlükçü cinsiyet felsefesi

- Pelşin TOLHILDAN
32 views
21. Yüzyılda kapitalist ideolojinin değmediği, etkilemediği tek bir birey bile yoktur.  Bu genel bir inançtır ve hakikattir. Buna göre ele alırsak kimliğimize, kişiliğimize, dilimize, eylemimize, bir bütün varlığımıza ve yaşamımıza etki eden cinsiyetçi ideolojiyi fark etmek, onunla mücadele etmek, kendini özgürlükçü cinsiyet felsefesine göre oluşturmak, kadın öncülüğünün olmazsa olmaz şartıdır.

Rêber Apo’nun ‘‘Günümüz, 21. yüzyıl kadın devrimine öncelik vermeyi şart kılıyor. “Ya yaşam ya barbarlık” sloganı bu devrimi dayatıyor’’ tespitinin can alıcılığını 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde iliklerimize kadar yaşadık. Barbar güçler karşısında yaşamı savunmaktan vazgeçmedik, bunun için ağır bedeller ödedik.
Hiçbir devrim kolay olmamıştır, olmaz. Kadın devrimi ise devrimlerin en zorudur. Ölüme karşı yaşamı, savaşa karşı barışı, tekliğe karşı çoğulluğu/çeşitliliği, faşizme karşı özgürlüğü ve demokrasiyi savunmanın bedeli ağırdır. Kadın öncülüğünde bu temelde direnmenin yaşamlarımıza mal olduğu 20. Yüzyılda gelişen devrimlerde ortaya çıkmıştır. Bugünlerde 14. Yıldönümünü yaşadığımız Rojava Kadın Devrimi de bu hakikati en çarpıcı şekilde göstermiştir, göstermeye devam ediyor.

Barbarlığın en somut-güncel örnekleri

Bu anlamda ‘‘ya yaşam ya barbarlık’’ bir slogan değildir, kuru bir tespit değildir. Yakıcı, can alıcı bir hakikattir. Kadın devrimini başarmak yaşamaktır, başaramamak barbarlığa mahkûm olmaktır. İran’da ve Rojhilat’ta Jin Jiyan Azadî serhildanına karşı İran devletinin yaşattığı vahşet, barbarlık bunun somut güncel ifadelerinden biridir. ABD’nin İran’a ve genel Ortadoğu’ya saldırılarındaki barbarlık, Afrika’nın birçok ülkesinde DAİŞ türevi çetelerin kadınlara, kız ve erkek çocuklarına yönelik sistematik saldırıları, Latin Amerika’da devlet ve mafya şiddeti, İsrail’in Gazze’ye yaşattığı, HTŞ’nin Suriye’de Alevi, Kürt ve Dürzi’lere yönelik saldırıları barbarlığın en somut-güncel örnekleri. Hâlâ yaşanıyor ve hâlâ ‘‘kadın devrimini dayatıyor.’’ Barbarlığın hakikiliği; kadın devriminin kararlılığını, ciddiyetini ve en önemlisi de örgütlülüğünü acil ve yaşamsal kılıyor.

‘‘Cinsiyet felsefesine ihtiyaç var’’

Kadın devriminin öncülüğü, demokratik ve barışçıl toplumun inşa gücü olabilmekle ete kemiğe bürünüyor, bürünecek. Bu konuda başarının süreklileşmesi; her şeyden önce kadınların ve gençlerin Rêber Apo’nun ‘‘cinsiyet felsefesine ihtiyaç var’’ tespitindeki felsefeyi; cins çelişkisini diyalektik okuyup geliştirmesiyle mümkün olabilir. 21. Yüzyılda en fazla oynanan, insanlığa saldırının ve anlamı katletmenin aracına dönüştürülen temel çelişki cins çelişkisi olmaktadır. Bu hakikati anlamlandırmak ve yaşamdaki etkisini, gücünü doğru analiz etmek; kadın öncülüğünün temel görevidir. Cinsiyet ve cins çelişkisi etrafında geliştirilen teorileri, yaşam modellerini, kimlikleri ve bunların toplumun ve cinslerin özgürlüğünde ya da köleliğindeki etkilerini her yönüyle anlamlandırmak durumundayız. Bu konudaki kafa karışıklığını ve ölçü karmaşasını doğru temelde aşamazsak; bırakalım kadın öncülüğünü geliştirmeyi, kadın olarak normal ölçülerde bir yaşamı bile güvenli ve onurlu yaşayamayız. Çünkü bu alan en derin ideolojik tahakkümü, saldırıyı, kimliksizleştirmeyi, onursuzlaştırmayı özgürlük adına kadınlara sunuyor ve etkili olduğu için de hayati riskleri barındırıyor. Günümüzde milyonlarca kadın aşk, sevgi, evlilik adı altında; görünen görünmeyen halleriyle bu saldırıya maruz kalıyor. Bu nedenle cinsiyet felsefesine olan ihtiyacı; derinden hissetmeden, bu konuda yaşanan anlamsal kırımın ve varoluşumuza saldırıların farkına varmadan; kadın devriminde ve onun somutlaşma alanı olarak toplumun demokratikleşmesinde öncülüğü geliştiremeyiz.

Cinsiyet etrafında örülen politikalar

Bunun için ilk adım, cinsiyet etrafında örülen ve yaygınlaştırılan tarihi ve güncel tüm politikaları araştırmak, anlaşılır kılmak ve amaçlarını deşifre etmektir. Bu alanda liberalizmin binbir maskeye bürünen gerçekliğini sürekli aklımızda tutmak gerekir. En özgürlük karşıtı düşünceyi ve eylemi kendi çıkarları temelinde özgürlük olarak empoze etmede ustalaşan liberalizmin ve kapitalist modernitenin yanıltan, sahte vaatlerine karşı öz savunmalı kolektif kadın aklımızın sürekli geliştirilmesi son derece önemlidir. Cinslere özgürlük adına vaat edilen anlamsızlık, şekilsizlik, kendi olmaktan çıkıp ‘‘varlık yasasını kaybetme, fahişeleşme’’ ve daha pek çok politika ve ideolojik saldırı kadın öncülüğünün gelişiminde özel olarak odaklanılması, anlaşılması gereken konular oluyor. Çünkü bu cinsiyet ideolojisi, bu ideoloji etrafında örülen politikalar, felsefe ya da felsefesizlik; kadın kırımının ana kaynağıdır. Dünya çapında etkilidir, güncel yaşamda kadını katleden, değersizleştirendir. Kadın öncülüğü bu politikaları; alternatif/özgürlükçü cinsiyet felsefesi geliştirerek cevaplamakla sorumludur. Cevaplayabilmek ise bu politikaları tarihselliği, evrenselliği içinde derinliğine anlamak, araştırmak; alternatiflerini ve çözüm perspektifini geliştirip aşmaktır.

İlişkilerin cinsiyet felsefesi ile düzenlenmesi

Kadın öncülüğünün bu alandaki diğer bir sorumluluğu, kadınların kadınlarla ve kadınların erkeklerle ilişkisini cinsiyet felsefesi temelinde değerlendirmesi, düzenlemesidir. İlişkiler; toplumsal yaşamın tüm alanlarında, ailede, demokratik mücadelenin tüm kurumlarında, öncülük iddiasında olan her örgütlenmede yapısal derin bir kriz yaşıyor. Bu kriz kadınların birbirleri ile ilişkilerinde, erkeklerle ilişkilerinde, toplumsallıkla ilişkilerinde yaşanmaktadır. Kriz derindir ve felsefidir. Varoluşsaldır. Kendini, kimliğini, varoluşunu tanımada, tanımlamada ve örgütlemede yaşanan çok yönlü ideolojik ve kültürel bir krizdir. Bu kriz, yukarıda belirttiğim dünya çapında yürütülen cinsiyet politikaları ile ilişkilidir. Bu politikalar tarafından sürekli üretilir ve derinleştirilir. Özünde son derece cinsiyetçi olan bu politikalar ve kendi zeminimizde yaşadığımız cinsiyet etrafındaki krizin etkileşimini, ilişkiselliğini anlamak, değerlendirip aşacak alternatif politikalar üretmek; kendimize doğru yaklaşmakla ilgilidir. Kendimizdeki cinsiyetçiliği bireysel, alternatif olma adına geliştirdiğimiz kurumsal ve kuramsal bazda çözümlemeliyiz. 21. Yüzyılda kapitalist ideolojinin değmediği, etkilemediği tek bir birey bile yoktur.  Bu genel bir inançtır ve hakikattir. Buna göre ele alırsak kimliğimize, kişiliğimize, dilimize, eylemimize, bir bütün varlığımıza ve yaşamımıza etki eden cinsiyetçi ideolojiyi fark etmek, onunla mücadele etmek, kendini özgürlükçü cinsiyet felsefesine göre oluşturmak, kadın öncülüğünün olmazsa olmaz şartıdır. Egemen erkek aklı ve sistemi ile kadın öncülüğü bağdaşmaz, çelişiktir ve varoluşsal olarak zıttır. Bu akılla, bu yaklaşım ve davranışla ne kadınları anlayabiliriz ne kadınları etkileyebiliriz ne de kadınları örgütleyip kadın devrimine çekebiliriz. İktidarın kök hücresi olan cinsiyetçiliğin; kişiliklerimize, kurumlarımıza sirayet eden her yönünü çözümlemek, aşmak ve yeni, özgürlükçü cinsiyet felsefesi ile kendimizi yeniden oluşturmak öncülüğün görevlerindendir.

Öncülüğün farkı, zihniyet ve duyguda başlar

Kadın öncülüğünün farkı, zihniyette ve duyguda başlar. Zihniyet ve duygu gerçek anlamda kadın özünü, bakışını, duruşunu taşıdığında, hissettirdiğinde ve yaşattığında dokunduğu her insanı, her çalışma alanını yeşertir, canlandırır ve değişime uğratır. Kadınlık üzerine edebiyat, literatür geliştirip cinsiyetçi, kölelik felsefesini aşmamış, erkeğin kötü bir kopyası olmaktan çıkmamış ve bu anlamda kadına sirayet eden cinsiyetçiliğe kör kalan hiçbir birey, kurum ya da örgütlenme kadın devriminin ve demokratik inşanın öncüsü olamaz. Bu yüzden kadınlar olarak, zihinsel yapılanmamızda cinsiyetçi etkileri; özlü, gerçekçi analiz ederek aşmayı başarırsak kadın öncülüğünü güçlü ve etkili geliştirebiliriz. Kadın sezgiselliğini, esnekliğini, yaratıcılığını, barışçıl ve demokratik özünü taşıyan kadın öncülüğü kadın ve çocuk kırımını derinden hissedip durdurabilir. Kadın ve çocuk kırımının zirvede yaşandığı dünyamızda, bilincimizin, gücümüzün ve örgütlülüğümüzün etkili, caydırıcı olabilmesi bu anlamda cinsiyet felsefesini doğru geliştirmeye bağlı. Bu da kadınlardan başlamak zorunda. Bu işin diyalektiği, doğası böyle.

Cinsiyet olgusunu bilimsel ele almayan duruşlar

Cinsiyet felsefesini doğru geliştirmede aşmakta zorlandığımız önemli bir handikabımız, kaba retçi duruştur. Bu duruş miadını çoktan doldurmasına rağmen, hâlâ en yaygın duruştur. Doğru, etkili ve yaratıcı kadın öncülüğünün gelişmemesindeki temel bir içsel nedendir. Çünkü özgürlükçü cinsiyet felsefesi, cinsleri, cinsiyeti bilimsel kavrar. Tarihselliği ve güncelliği içerisinde, kadını ve erkeği, farklı cinsiyet kimliklerini bilimsel kavrar. Cins ve cinsiyet olgusu bilimsel kavrandığında, ideolojik-örgütsel politikalar doğru tespit edilir. Kadınların ve erkeklerin, farklı cinsiyet kimliklerinin doğa, toplumsal doğadaki anlamı, işlevi ve misyonu bilimsel değerlendirilir. Ancak bilimsel düşünce ile tanışmayan, el yordamı ve yılların basit alışkanlıkları ile, ideolojisiz, felsefesiz ve politikasız kalan birey, kurum ya da gruplar ise cins çelişkisini kaba retçi sınırlarda yaşatarak, istismara, tasarrufa ve işin özünü tahrip etmeye açık kapılar yaratırlar.  Bu durum ise kadın öncülüğüne zarar veriyor. Erkeğin özgürlükçü temelde değişim-dönüşüm ve demokratik toplumsal inşada doğru temelde özneleşmesine zarar veriyor. Bu anlamda kadın öncülüğünü yaratma misyonu olan tüm kadınların, kadın kurumları ve örgütlerinin temel bir sorumluluğu da kaba retçilik ve bunun gibi cinsiyet olgusunu bilimsel ele almayan duruşlarla içsel, ideolojik, örgütlü mücadele etmektir.

Felsefe komünü esprisi ile yaşamak

Bu anlamda kadın öncülüğünü geliştirmede somut bir adım, yaşadığımız her alanda birlikte yaşadığımız, çalıştığımız, mücadele yürüttüğümüz kadınlarla felsefe komünü esprisi ile çalışmak, yaşamak ve mücadele etmektir. Rêber Apo’nun İmralı felsefe komünü, Hypthia’nın felsefe komünü, Sokrates’in öğretmeni Aspasia’nın felsefe komünü diyebileceğimiz düşünsel paylaşım zeminleri ve örnek alacağımız pek çok felsefe komünü var. Bizim felsefe komünlerimiz aslında toplumsal yaşamın her alanında doğal olarak zaten var. Basın, ekonomi, kadın dernekleri, belediye, meclisler, diplomasi, kültür-sanat, çocuk çalışmalarında yer alan, bir üniversitede okuyan, çalışan, bir dergide-gazetede birlikte olan ve sayamayacağımız kadar çok geniş toplumsal alanda mücadele eden tüm kadın ekipleri, kurumları birer felsefe komünü gibidir, sadece örgütlemek, disiplinli ve hedefli hale gelmek ve doğru gündemlere odaklanarak düşünsel fırtınalar yaratma sorunu var. Bu komünler en can alıcı sorun/kriz olan cinsiyet konusu başta olmak üzere kadınların-çocukların yaşamını etkileyen her olguyu felsefi ve bilimsel bakış açısı ile ele alabilir; yaşamı örgütleyip, özgürlükçü temelde güzelleştirebilir. Bu düşünsel gücümüz, tarihi deneyimimiz ve ruhumuzu aydınlatan on binlerce ışıklı değerimiz var.