Avrupa’da on yılı aşkın jineolojî deneyimi

Kadın hakikatinden toplumsallaşmaya uzanan bir arayışın izleri

- Berfin Güneş
23 views
On yılı aşkın bu deneyim neye dönüştü? Jineolojî Avrupa’da ne öğrendi, kadınlarla kurduğu ilişkiler içinde nasıl gelişti ve bu birikim bugün hangi yeni sorumlulukları beraberinde getiriyor?

Bir süredir Avrupa’da on yılı aşkın zamandır yürütülen Jineolojî çalışmalarını farklı boyutlarıyla değerlendiriyor ve tartışıyoruz. Yakın zamanda Marsilya’da gerçekleştirilen Avrupa Jineolojî çalışmalarının değerlendirildiği çalıştay, yerel Jineolojî komiteleri ve kadın meclislerinde yürütülen tartışmalar, Jineolojî yaz kamplarında yapılan değerlendirmeler ve önümüzdeki dönemde yapılacak Avrupa Jineolojî Konferansı, yıllar içerisinde oluşan birikimi ortak bir hafızayla yeniden ele almak açısından önemli bir zemin oluşturuyor. Bu süreç, nereden başladığımızı, hangi yöntemleri geliştirdiğimizi, farklı coğrafyalardaki kadınlarla nasıl ilişkiler kurduğumuzu, çalışmaların kadınların yaşamında ve örgütlenmesinde nasıl karşılık bulduğunu ve bugün hangi yeni ihtiyaçların açığa çıktığını birlikte düşünme imkânı veriyor.

Köln’de yapılan ilk konferans

On yılı aşkın süre, Jineolojî’nin Avrupa’da kendine özgü bir deneyim oluşturması açısından önemli bir zaman dilimi. Köln’de başlayan ilk konferansları Paris ve Stockholm buluşmaları izledi; eğitimler ve kamplarla çalışmalar farklı biçimler kazandı. 2019’dan itibaren birçok ülkede komitelerin ve araştırma gruplarının gelişmesiyle daha yerel ve süreklilik taşıyan bir çalışma zemini oluştu. Kadın tarihi, cadı avları, sömürgecilik ve neosömürgecilik, göç, mitoloji, kadın arkeolojisi, kadın-doğa ilişkisi, aile, kimlik, aidiyet ve demokratik tarih gibi farklı alanlarda araştırmalar yürütüldü. Kadın hareketleri, feminist hareketler, farklı halklardan kadınlar ve akademik çevrelerle kurulan ilişkiler ise Jineolojî’nin Avrupa’daki enternasyonal boyutunu giderek güçlendirdi.

Her çalışma yeni adımları getirdi

Süreç ilerledikçe, her deneyim yeni soruların, yöntemlerin ve örgütlenme biçimlerinin önünü açtı. Konferansların açtığı düşünsel alan, daha katılımcı eğitim yöntemlerinin arayışını güçlendirdi. Kamplarda gelişen kolektif yaşam deneyimi, süreklilik ve yerel örgütlenme ihtiyacını daha görünür hale getirdi. Yerel araştırmalar komiteleşmeye ve kadın hafızasının daha sistematik biçimde açığa çıkarılmasına zemin sundu. Farklı yerel komitelerin gelişmesi ise yeni soruları önümüze getirdi: Farklı coğrafyalarda oluşan bu birikim, yerel özgünlüğünü kaybetmeden nasıl ortaklaştırılabilir ve nasıl daha fazla toplumsallaştırılabilir?
Avrupa’da Jineolojî çalışmalarının on yılı aşkın gelişimine bugün yeniden baktığımızda, karşımızda yalnızca bir kavramın tanıtılması ya da farklı ülkelerde bir çalışma alanının yaygınlaşması durmuyor. Bu süreç, kadın özgürlük mücadelesinin kendi bilgi ve yöntemini geliştirme arayışının Avrupa’nın farklı tarihsel, kültürel ve toplumsal gerçeklikleriyle buluştuğu çok katmanlı bir deneyim oldu. Kürdistan Özgür Kadın Hareketi’nin direniş, özörgütlenme ve düşünsel yoğunlaşma pratiği içinde gelişen Jineolojî, Avrupa’da karşılaştığı her yeni kadın hafızası, mücadele ve toplumsal gerçeklikle birlikte kendi sorularını da derinleştirdi. Avrupa deneyimini bu nedenle yalnızca Jineolojî’nin tanınması üzerinden değil; kadın hakikatini ve bilgisini görünür kılma, bilginin yaşamla bağını yeniden kurma ve bu bilgiyi toplumsal bir güce dönüştürme arayışının somut bir deneyimi olarak değerlendirmek daha anlamlıdır.
Bugün yaptığımız değerlendirme de tam olarak buradan hareket ediyor: On yılı aşkın bu deneyim neye dönüştü? Jineolojî Avrupa’da ne öğrendi, kadınlarla kurduğu ilişkiler içinde nasıl gelişti ve bu birikim bugün hangi yeni sorumlulukları beraberinde getiriyor?

Bilgiden hakikate, hakikatten yaşama

Jineolojî Avrupa’da ilk kez tartışılmaya başlandığında ilgi uyandıran temel meselelerden biri bilgiye yaklaşımıydı. Kadınların tarihi, deneyimi ve toplumsal bilgisi neden bilimlerin kıyısında kalmıştı? Kadınların binlerce yıl boyunca yaşamın üretiminde oynadığı rol neden aynı ölçüde bilgi tarihinin içinde görünmüyordu? Ve kadın kendi tarihini, toplumunu ve kendisini hangi yöntemlerle yeniden araştırabilirdi?
Bu sorular Jineolojî’nin Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi içinde gelişen hakikat arayışının da temelini oluşturuyordu. Bu hakikat arayışı Avrupa’ya taşındığında modern bilgi dünyasıyla güçlü bir karşılaşma yaşadı. Üniversitelerin, araştırma merkezlerinin ve uzmanlaşmış disiplinlerin güçlü olduğu; bilginin büyük ölçüde kurumsal yöntemler, akademik ölçütler ve profesyonel alanlar içinde üretildiği bir coğrafyaydı burası. Dolayısıyla Jineolojî’nin Avrupa deneyimi daha başlangıcından itibaren birbiriyle bağlantılı bazı temel soruları gündeme getirdi: Bilgi nasıl ve nerede üretiliyor? Kim tarafından ve kim için üretiliyor? Üretilen bilgi yaşamla ve toplumla nasıl bir ilişki kuruyor?
Jineolojî’nin modern bilgi anlayışına yönelttiği eleştiri de burada anlam kazanıyor. Bu eleştiri, bilginin nasıl ve hangi toplumsal ilişkiler içinde üretildiğini sorgulamaktan hareket eder. Pozitivist düşüncenin bilen özne ile bilinen nesne arasında kurduğu ayrım; doğayı, toplumu ve insanı birbirinden kopuk araştırma alanlarına dönüştüren disipliner parçalanma; bilginin iktidar ilişkilerinden bağımsız ve nötr olduğu varsayımı; bilginin deneyimden, duygudan ve yaşamdan koparılması Jineolojî açısından yeniden düşünülmesi gereken temel meselelerdir.
Çünkü hangi bilginin değerli kabul edildiği, kimlerin bilgi üretme yetkisine sahip olduğu ve hangi tarihlerin kayda geçirildiği toplumsal ilişkilerden bağımsız değildir. Kadınların tarihi, emeği, toplumsal deneyimleri, doğayla ilişkileri ve kuşaklar boyunca taşıdıkları hafıza görünmezleştiğinde yalnızca kadın hakkında eksik bir bilgi ortaya çıkmaz; toplumsal hakikatin kendisi de eksik ve parçalı kavranır ve çarpıtılır.
Jineolojî’nin kadın bilgisini görünür kılma arayışı, kadının bastırılmış ve görünmez kılınmış tarihini araştırırken aynı zamanda bilgiyi yeniden toplumsal yaşamın parçası haline getirmeyi amaçlar. Kadın burada yalnızca hakkında bilgi üretilen bir araştırma nesnesi değil; kendi yaşamını, tarihini ve toplumsal gerçekliğini araştıran ve bilgisini üreten özne haline gelir.
Avrupa’daki ilk çalışmaların güçlü bir ilgi yaratmasının nedenlerinden biri de buydu. Jineolojî kadınlara hazır cevaplardan çok, kendi yaşamlarına yeniden soru sormanın yollarını açıyordu. Tarihe nasıl baktığımızdan bedenle kurduğumuz ilişkiye, aileden aşka, emekten doğaya, göçten kimliğe kadar yaşamın birbirinden ayrılmış görünen alanlarını yeniden ilişkilendirmeye çalışıyordu. Bilgi böylece yalnızca zihinsel bir uğraş olmaktan çıkarak insanın kendisini, ilişkilerini ve toplumsal varoluşunu anlamlandırmasının bir parçasına dönüşüyordu.

Bilgiyi yaşamla bütünleştirmek

2014 yılında Köln’de gerçekleştirilen ilk Avrupa Jineolojî Konferansı bu arayışın önemli eşiklerinden biri oldu. Ardından Paris ve Stockholm’de yapılan konferanslar Jineolojî’nin Avrupa’da daha geniş kadın çevreleriyle buluşmasını sağladı. Bilimin anlamından kadın kimliğine, özsavunmadan mitolojiye, ana tanrıça kültürlerinden cadı avlarına, sömürgecilikten göçe, faşizm döneminde kadın direnişinden dil ve kolektif hafızaya kadar birçok konu bu buluşmalarda tartışıldı.
Konferansların etkisi yalnızca katılımcı sayısıyla ölçülemezdi. Farklı toplumsal ve politik geleneklerden kadınların aynı sorular etrafında bir araya gelmesi yeni ilişkiler oluşturuyor; konferanslardan sonra eğitim, seminer ve araştırma talepleri gelişiyordu. Jineolojî’ye duyulan ilginin süreklilik kazanması, Avrupa’da bu çalışmaların daha örgütlü yürütülmesi ihtiyacını da giderek belirginleştirdi.
Fakat bu deneyim aynı zamanda önemli bir yöntem tartışmasını beraberinde getirdi. Konferanslarda güçlü tartışmalar yürütülebiliyor, yeni kavramlarla tanışılıyor, kadınlar arasında bağlar kuruluyordu. Ancak birkaç günlük bir buluşmada açığa çıkan düşünsel yoğunluk gündelik yaşama nasıl taşınacaktı? Zamanla “Ne anlatıyoruz?” sorusuna “Nasıl öğreniyoruz, nasıl paylaşıyoruz ve nasıl süreklileşiyoruz?” soruları da eklendi.
Kampların gelişmesi bu arayışın içinden doğdu. Almanya’da başlayan kamp çalışmaları zamanla Bask Ülkesi, Katalonya, İngiltere, İskoçya, Fransa, İtalya, İrlanda ve diğer alanlara yayıldı. Kampların Jineolojî deneyimi açısından önemi yalnızca eğitim süresinin uzamasında değil; eğitim ile gündelik yaşam arasındaki mesafeyi azaltma ve bilgiyi doğrudan yaşamın içinde ele alma çabasında yatıyordu.
Birlikte yemek yapmak, temizlik yapmak, zamanı örgütlemek, ortak karar almak, sorumlulukları paylaşmak, ortaya çıkan sorunları konuşmak, duyguları ifade etmek, eleştiri ve özeleştiri geliştirmek öğrenme sürecinin parçası haline geldi. Böylece kamplar Jineolojî’nin temel sorularından birini daha da derinleştirdi: Bilgi bizi ve yaşamı değiştirmiyorsa, ne ölçüde hakikatle buluşabilir?
Kolektif yaşamı düşünmek ile kolektif yaşamak arasındaki mesafe burada görünür hale geliyordu. Dayanışmayı anlatmakla gündelik emeği paylaşmak, ortak karar almayı savunmakla kendi tercihi kabul edilmediğinde kolektif karara bağlı kalmak, eleştiriyi değerli bulmakla kendisine yöneltilen eleştiriyi duyabilmek arasında önemli bir mesafe vardı. Kamp deneyimi, bu tartışmaların gündelik ilişkiler içinde nasıl pratikleşebileceğini görünür hale getirdi.

Dönüşümün sürekliliği

Xwebûn, özsavunma, komünal yaşam ve kadın özgürlüğü gibi kavramlar bu deneyim içinde yalnızca teorik tartışmalar olmaktan çıktı. Tartışmalar giderek insanın kendi yaşamına, ilişkilerine ve alışkanlıklarına yöneldi. “Sistem” yalnızca dışımızda duran kurumlar bütünü değildi; liberalizmin, bireyciliğin, rekabetin, hiyerarşinin, zaman anlayışının ve ilişki biçimlerinin içimizde bıraktığı izlerde de kendisini gösteriyordu.
Kampların birçok kadın üzerinde güçlü iz bırakmasının nedenlerinden biri belki de buydu. Jineolojî yalnızca dünyaya başka türlü bakmayı değil, insanın kendisine başka türlü bakmasını da öneriyordu.
Fakat kampların gücü aynı zamanda yeni ihtiyaçları görünür kıldı. Birkaç gün ya da birkaç hafta boyunca oluşturulan kolektif yaşam, kamp sona erdiğinde nasıl devam edecekti? Kadınlar yeniden çalışma yaşamına, bakım sorumluluklarına, ekonomik sıkıntılara, göçmenliğin yarattığı baskılara ve Avrupa kentlerinin parçalanmış gündelik zamanına dönüyordu. Kamp sırasında kurulan güçlü bağlar ve ortaya çıkan dönüşüm, bunları taşıyacak sürekli toplumsal ilişkiler olmadığında zayıflayabiliyordu.
Böylece Avrupa Jineolojî çalışmalarının önünde yeni bir soru belirdi: Bu yoğunlaşmaları kalıcı örgütlenmelere nasıl dönüştürebiliriz?
2019 sonrasında farklı ülkelerde gelişen komiteler ve araştırma grupları biraz da bu ihtiyacın içinden doğdu. Avrupa Jineolojî çalışmalarının ağırlık merkezi yavaş yavaş değişmeye başladı. Başlangıçta Jineolojî’yi tanımak ve tartışmak öne çıkarken, şimdi onunla araştırmak, üretmek, örgütlenmek ve yerel yaşamla bağ kurmak daha fazla önem kazanıyordu.
Bilginin yaşamla buluşması sorusu böylece doğrudan örgütlenme sorusuna bağlandı. Bu arayış, yerel kadın hafızalarının araştırılması, farklı kadın mücadeleleriyle kurulan ilişkiler, enternasyonal buluşmalar ve yeni örgütlenme deneyimleriyle daha geniş bir toplumsal zemin kazandı.

Gelecek sayıda, Avrupa’daki Jineolojî çalışmalarının bu karşılaşmalar içinde nasıl geliştiğini ve on yılı aşkın birikimin bugün hangi yeni sorumlulukları açığa çıkardığını ele almaya devam edeceğiz.