Anlamlı yaşama yol aldıranlar

- Hêja ZERYA
113 görüntüleme
Zamanın durduğu an, zamanın en hızlı aktığı ve her ana nüfuz ettiği andır. Zihnimize kazınan o ‘an’ları düşünelim; yüreğimize, beynimize yüklenmiş ve her zamana, mekana taşıdığımız biz ve bizden bir parça. Paris 2013’te Sakine, Fidan ve Leyla bizi neden 220 yıl öncesi Paris’inde Olympe de Gouges’in yanına götürdü? Varlık ve özgürlük arayışının iz sürücüleri kadar, intikam, kin, komplo, katliam ve ele geçirmenin iz sürücüleri de devredeydi.

4 Ocak 2016’da Seve, Fatma ve Pakize’nin gözlerindeki ışıltı, kıvrım kıvrım saçları neden bizi bin yılların ötesinde yıldızı, ayı ve güneşi başına taç yapan, saçları altın başak başak örüklü İnanna’nın, yılan yılan kıvrılan Medusa’nın kesik başının yanına taşıdı? Taybet Ana, hangi zamanın analarının, anılarının canlandığı anın temsilcisidir? “Neler geldi tanrıçanın başına” sorusu neden bu kadar yakıcı? Önder Apo, bu soruyu sorarken ve özgürlük arayışı içinde olan bütün kadınların sorusuna dönüştürmek isterken, cevap aramanın aynı yakıcılıkta ve bedeli ağır olduğuna işaret etmektedir.

‘Mezarımın derinliklerinden duyulacak sesim’

Olympe, giyotine yürürken, “Titreyin, çağdaş Tiranlar! Mezarımın derinliklerinden duyulacak sesim. Cesaretim, sizin daha barbar davranmanıza neden oluyor” diye haykırıyordu cellatların yüzüne. Sorularının peşine düşen ve cevap aramanın bedelinin ne olduğunun bilincinde olan bir direnişçiydi. “Uyanın” diyerek, kadınları, varoluş haklarına sahip çıkmaya çağırmıştı. Doğru söylüyordu, kadınların, direnenlerin cesareti, şiddet, katliam ve kırımları çoğaltmış, daha acımasız kılmıştı. Sakineler’in, Sevêler’in son sözlerini kimse duyamadı. Tiranlar daha da barbarlaşmış, gaddarlaşmış; gaddarlaştıkça korkaklaşmış, karanlık ve görünmez kılmışlardı kendilerini. Ama kadınların mücadele ve direnişleri, zamanı ve yaşamı anlamlandırmaya devam etti. Tanrıçanın kucağında, yanıbaşında özlemle, ilgiyle, sevgiyle kucakladığı, yanı ve yandaşı kıldığı ‘oğul’, ne zaman ve nasıl bir ihanetle Marduk’laştı-Zeus’laştı? Bilgeliğin, ahlaki ve politik toplum değerlerinin, estetik tamlığın, aşkın, sağlığın tanrıçası İnanna, tüm kötülüklerine rağmen Enki’yi tedavi edip sağaltırken, Enki neden kurnazlığı, komploculuğu büyütmenin, derinleştirmenin ve erkek düşmanlığının sistematik karakterine dönüştürmenin ısrarcısı oldu? Bu nasıl bir ihanet, kin ve intikamdır ki, kadının beynini, yüreğini, bedenini bin bir parçaya ayırmaya ve her parçasını bir yana savurmaktan, inim inim inletmekten zevk almaya devam etmektedir?

Kadınlar için dur-durak yoktur

Masalların vazgeçilmezi “ayın on dördü, günün on beşi” güzeli kadın; güzelliğinin kaynağı sevgi, yaşam, üretim enerjisini kaybettikçe, nasıl bir çirkinlik kaynağına dönüştürüldü? Gerçekten “alan memnun, satan memnun” muydu? Herkesi memnun etmenin, en işe yarar aracına dönüştürülmek istenen kadınlığa karşı, isyanını her zaman ve mekanda büyüten kadınların tarihinin karanlıkta kalması, erkek egemen sistemin en istikrarlı politikasıdır. Aydınlatma yolunda atılan her adımın, her başkaldırının katliamla, şiddetle bastırılması, tecavüz kültürü ile yaşamın her anının kadına işkenceye dönüştürülmesi, en geçerli devlet politikasıdır. Beş bin yıllık mezarın derinliklerinden gelen ses, dünyanın dört bir yanından yükselerek gürleştikçe, karanlıkları aydınlatıp direniş ve özgürlük umudunu canlandırdıkça, ataerkil sistemin küresel saldırısı artmaktadır. İştar, İnanna, Kibele, Demeter’in yaşama anlam katan, insanı yücelten, özgürlük ruhunu besleyen sesi-soluğu, Olympe’nin, Sakineler’in, Sevêler’in sesinde-soluğunda yaşam buldu ve bulmaya devam ediyor.  Bu sese kulak veren kadınlar, karanlığa, tecavüze mahkum eden mekanlardan çıkmış, yola koyulmuştur. Aydınlanma, güzelleşme, sevme ve sevilmeyi anlamlı kılma peşinde seslerini yükseltmekte ısrarlıdırlar. Sesi ve soluğu kesilmek istense de her yürüyüşçünün, kendini bilmenin, bulmanın, kendi olmanın duygusunu bir kez tatmış, yakalamış, hazzına ulaşmış olması; yola çıkan engelleri, komploları aşmanın, boşa çıkarmanın manifestosu olmuştur.

Doğru yaşama yol aldırmak

Özgürlük manifestolarını yazmaya başlayan kadınlar için dur-durak yoktur. Engel tanımamak, her saldırıyı bilmek, boşa çıkarmak ve aşmak, bunun için en zorlu savaşları göze almak, dağda, zindanda, şehirde direniş kültürü ile yaşamı anlamlandırmak varlık gerekçeleridir. Ana emeğine ve anatanrıça kültürüne sadık kalan erkek, “Çocukluk hayallerime ihanet etmedim” diyen Önder Apo gerçeğinde yaşam bulmuştur. Çocukluğun güzel, doğru ve iyi hayalleri, paylaşımcı düşünce ve duyguları ile beslenen, anlamlı yaşam arayışının haritasını çizerek, yolunu aydınlatmış ve aydınlatmaya devam etmektedir. Kadını ve erkeği, sahte özgürlük ve yaşam yolundan çevirmek, doğru yaşamaya yol aldırmak, dünyanın en zor, en ağır ve bedeli tüm dünya üzerine çöken bir başkaldırı biçimidir. Bu yüzden yanlış yaşamın yoluna sahte ışıklar döşeyen kapitalizmin ve modernizmin yolundan sapmak, büyük komplolarla ‘yola getirme’nin her tür saldırısına maruz kalmayı getirmiştir. Kadın özgürlüğünde, özgür erkek, insan olmakta ısrar eden, anlamlı ve özgür yaşamın sesi ve soluğu olmak isteyen herkes büyük tehdit altındadır. Bu yüzden en kısa zaman süresi; “özgürlük anı”na bütün zamanları, oluşumları, sığdıranlar hep var olacak ve bu yol hep yürünecek. Zamanın ve mekanın ötesine geçerek, anlam zamanını yakalamak, ölümsüzlüğün adıdır. Başı ve sonu olmayan, hep olan ve olmaya-oluşmaya devam edendir. Ne mutlu, bu sırrı çözenlere ve anlamlı yaşama yol olanlara…