Her kadın birer Sara’dır, Sara özgürlük meşalesidir

- Ronahi SERHAD
157 görüntüleme
Kadınların trajedisi ile mücadelesini iç içe yaşadığımız tarihsel bir dönemeçteyiz. Ne mutlu bize ki, trajedimizin izahını başkasına bırakmayacak denli güçlendik, güçleniyoruz ve mücadele ediyoruz. Kendini tanımlamak büyük bir iradedir, cesarettir. Namus cinayeti, erkek şiddeti, geri geleneğin kadın üzerindeki şiddeti tanımlamaları geride kaldı.

Cinsiyetçi erkek egemenliğinin sistemsel olarak varlığı temel olarak gündemdedir. Sorun sistemseldir. Sistemsel olduğundan küresel bir kriz yaşanmaktadır. Sistemsel sorun olarak erkek egemen paradigmayı, çeşitli iktidar biçimlerini, kültürünü her yönüyle sorunsallaştırıp değişime uğratmadıkça, erkek iktidarlar yıkılmadıkça kadınların özgürlük sorunu, tüm ezilenlerin özgürlük ve insanca yaşam sorunu çözülmeyecektir. Kapitalist sistem krizi demek, erkek uygarlık sisteminin toplumların varoluşunu yıkarak kendisine yer açması demektir. Erkek damgalı paradigma ve sistemi krizdedir. Kapitalist sistem tüm toplumu ele geçirip kendisine benzeştirirse toplum ölür, insanlık ölür. Çözülme sürecinde olan sistem, ayakta kalmak için topluma karşı yeni hamleler içersinde. Sonlu olan, zoraki baskıyla üretilen sınıflı uygarlık ve sistemidir. Sorunu kökten ele alıp sistemsel, paradigmasal iflas olarak tanımlamak, karşılığında sistemsel yeni bir çıkışı zorunlu kılar. Kapitalist sistemin tarih sahnesine çıkışını yeni çağ olarak tarih kitaplarında yazanlar, birer yalancıydı. Yeni çağ hiç yaşanmadı. Eskinin cilalanmış, teknolojik araçlarıyla donatılmış sömürge sistemi, beş bin yıllık zorbalığın ta kendisidir. Yeni çağ, kadının özgürlük doğuşuyla gerçekleşecektir. Kadın uygarlık çağı, toplumların yeniyi, özgürlüğü yaşayacağı çağ olacaktır. Kadın uygarlık paradigması kavram ve kuramıyla yola çıkmak dünyanın içinde olduğu gerçeği aydınlatan geçerli tek tarihsel-toplumsal tespittir. Artık kadınlar dünyanın her yerinde kadına yönelik saldırıların adını koymakla yetinmiyor, geleceğin umudunu temsil ediyor. Gelecek daha şimdiden kadınların görkemli ellerinde şekilleniyor.

Yeni bir manifesto arayışı

Kadının sistemsel köleleşmesinin adı olan sınıflı uygarlık diğer bir adıyla ataerkil uygarlık, yüzyılımızın dünya gerçeğinde kapitalizmin krizi olarak da kendini dışa vuruyor. Kadınlar, hastalıklı ulus-devletleri, sermayedarları, egemen zümreyi yaşatmanın sistemi olan kapitalist sistem içinde iyileştirici geçici çözümler aramıyor. Doğrudan sistemin değişimini öngören yeni bir manifesto ve mücadele arayışında olup ortak hedefte birleşmek istiyor. Dünya sistemsel krizi savaş, şiddet salınımları olarak her yeri ahtapot gibi sarmalarken ezilenlerin, en başta da kadınların nefes alabilmesi, toplumun nefes alabilmesi ancak mücadeleyle mümkündür. Artık kadınlar bunun farkındadır ve birleşmeye hazırdır. Asıl olan böyle bir birleşme arzusuna, doğru ve yetkin öncülük yapabilmektir. “Uygar”, “özgür” maskesiyle cazip kılınan kadınlık imajı, kapitalizmle birlikte şapır şapır dökülüyor. Erkek aklının ve elinin icadı olan “modern” ve geleneksel kadınlık tutunamıyor artık. Batıda kapitalizmin cinsel meta olarak yüceltip en pahalı alım-satım malzemesi haline getirdiği kadın, gelinen aşamada artık bunu taşıyamıyor ve sorguluyor. Doğuda ise, geleneğin şekillendirdiği kadınlık kimliği ve rolü radikal sorgulanmakta. Sosyal bir varoluşu ifade eden toplumun kendisi incelendiğinde tüm ilişkiler kriz ve bunalım sarmalında. Buna rağmen kapitalizm kadını pazarlamayı, kadına hitap eden devasa pazarın sürekliliği için estetik, kozmetik, moda başta olmak üzere nasıl giyinmesi, yemesi, yürümesi, konuşması, hoşlanması gerektiğini kendisi belirleyerek adeta yaratıcı rolündedir. Erkek sistem, egemen erkeklik, kadın karşısında tanrısı gibidir. Mitoloji ve dini anlatılardaki kadının, erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığı, tarla misali sürülmesinin mübah olduğu, sadece peygamberi doğurduğu için değerli görülmesi gerektiğine dair zihniyet ciddi sarsıntı içindedir. Neyle karşı karşıya olduğumuzu unutmamak ve yanılmamak için katı zihniyetin güçsüzleştiği sonucuna da varmamalıyız.

Yaşamımıza, toplumsallığımıza saldırı var

Kadınların mücadelesi gün geçtikçe daha da büyümekte. Buna karşılık kadınların örgütlü mücadelesine saldırı ve yine kadınların kazanılmış haklarını bile geriye çeken, demokrasi ve özgürlüğü askıya alan iktidarlar dünyanın her yerinde tırmanıştadır. Anti-demokratik, faşizan uygulama ve rejimlerle sistemsel kriz yönetilmek istenmektedir. Her kriz ve bunalım dönemi, ezilenlere tarihsel müdahale şartları sunar. Toplumsal değişimler, devrimler tam da güvenlik, barınma, sağlık, ekonomik gibi yaşamsal ihtiyaçların karşılanmadığı, özgürlük, demokrasinin askıya alındığı, şiddetin kol gezdiği aralıkta gündeme gelir. Buna bir de ekolojik kriz eklenmiştir. Dünyayı yok ediyorlar, yaşam ortamlarımızı dar çıkarlarına kurban ediyorlar. Milyonları, elit bir kesimin refahı, rahatı için feda ediyorlar. Tek başına ekonomik sorunlar bile iktidarların yıkılmasını getirebilir. Nitekim her yerde geçim sıkıntısı ve işsizlik nedeniyle intiharlar, sosyal bunalımlar, ayaklanma tarzında patlamalar sıkça yaşanmaktadır. Ortadoğu’da buna bir de işgal saldırıları ve savaş eklenince buhran derinleşmiştir. Corona gibi salgın hastalıklar sadece bir başlangıçtır, yeni hastalık türleri üreyecektir. Farkına varsak da varmasak da önlem adına başka bir dünya düzeni şekillendirilmekte. Kadın özgürlük sorunu toplumsal sorun olarak daha fazla anlaşılma evresindedir. Kadın özgürlük sorununun, ekolojik krizi sahiplenerek çözümü dayatması hayati önemdedir. Yaşamımıza, toplumsallığımıza saldırı var. Mücadeleci kadınlara, halklara sistematik terörist saldırılar geliştirilmekte. Üçüncü dünya savaşı ise bunun adıdır. Erkeğin tekelinden kadını, dolayısıyla erkeğin küçük devleti olan aileyi, büyük devleti olan ulus-devletin tekelinden toplumu çıkardıkça yeni bir toplumsal düzenin zemini güçlenmiş olacaktır. Erkek tekelciliğine, ulus-devlet tekelciliğine, sermayedarların tekelciliğine karşı toplum olmakta ısrar edeceğiz. Kadınların başkaldırısı, kadın özgürlük mücadelesinin anlamı bu oluyor. İnsan olarak yaşamakta ısrar edeceğiz. Kadınların özgürlük mücadelesi bu yüce amacı içinde barındırmaktadır. Devrim ve isyan gerektirir. Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez, Rosa Lüxemburg, Mirabel Kardeşler, Meena Keshwar Kamal, Ulrike Meinhof, Berta Câceres, Gauri Lankesh, Marielle Franco ve son olarak Kerima Lorena Tariman (Ella) özgürlük isyanının öncüleriydiler. 2021’in Ağustos ayı içersinde Filipin ordusu tarafından hedef alınarak katledilen Kerima Lorena Tariman, yine Afganistan’da Taliban’a boyun eğmeyen Frozan Safi gibi direngen kadınlar, Başta Rojava olmak üzere Kürdistan’ın her yerinde işgal, sömürge ve faşizme geçit vermeyen kadınlar ortak arzuyu paylaşmaktalar.

YJA STARlı kadın gerillalar damga vurdu

Yeni yıla (2022) mücadelemizde büyük ivme katederek girdik. 2021 mücadele yılına, tarihte Altın Hilal olarak geçen Zağros dağ silsilelerinde yürek ve iradeleri dışında başka bir şeyi olmayan YJA STARlı kadın gerillaların direnişi damga vurdu. Kürdistan özgürlük gerillalarına karşı faşist Erdoğan rejiminin emriyle kimyasal silah kullanıldı. Kimyasal silah soykırımdır ve ilgili uluslararası ceza hukuklarında suç olarak tanımlanmakta. İran’ın nükleer santral yapımını insanlık karşısında tehdit görenler, faşist Erdoğan’ın kimyasal silah kullanmasına sessiz kalamaz. Bir devlet alenen insanlık suçu işlemektedir. Erdoğan, ikinci bir Saddam’dır, Miloseviç’tir, Hitler’dir, Mussolini’dir. Erdoğan bu suçunu gizlemek için yoğun çaba sarf etse de başarılı olamamıştır. Bu gerçeklerin karanlıkta kalması için tüm Kürtler’i terörist, muhalifleri Fetö’cü kafa kimliği vererek ‘vatan-millet savunması’ adına askeri imha ve işgal saldırılarını islamcı politika olarak yürütmektedir. Dijital medya platformlarının kapatılmasından tutalım halkın her türlü haber alma hakkını, siyasetini elinden almak için her türlü zorbalığa başvurmaktadır. Kadınlara dönük şiddeti önlemeyi öngören İstanbul Sözleşmesi bile fazla görülerek fesih edildi. Çocuklara yönelik cinsel suçların, kadınlara yönelik her türlü suçun önü sonuna kadar açıldı. Cinsiyetçilik-milliyetçilik ve dinciliğin özel savaş stratejisi en kuvvetli biçimde AKP iktidarı döneminde uygulandı. Buna karşı büyük bir direniş sergilendi. Gerilla direnişi öncülüğünde kadınlar, toplum, muhalefet mücadele etti. Faşist AKP diktatörlüğü, toplumu teslim alamadı.

Şengaldeki ölümlerden KDP sorumludur

Kürdistan dağlarında işgalcilere karşı direnen Kürdistan gerillaları yıla damgasını vurdu. Onlar onur savaşçılarıdır, özgürlük savaşçılarıdır. Kitle imha silahlarıyla, sayısız bombardıman uçaklarıyla Kürdistan gerillasına saldıran faşist Erdoğan, gerillanın azmi karşısında yenilmiştir.  Dolayısıyla Erdoğan iktidarıyla işbirliği içinde olan KDP politikası da iflas etmiştir. KDP, yıl boyunca Başûrê Kürdistan’ı hem askeri hem de politik bakımdan daha fazla faşist Türk devletinin kontrolüne açarak, savaş politikalarının üs sahası yaptı. Ve böylelikle Başûrê Kürdistan’ı büyük bir tehlikenin eşiğine getirdi. Durum böyle iken 4-5 Aralık’ta Hewlêr’de ‘Kürt Diaspora’ adı altında kongre düzenleyecek kadar politik saptırma peşindedir. Bu girişim yeni bir siyasi çıkış adına bir batıştır, utançtır. Kürt halkının dört parçada en öncelikli yeminli düşmanı faşist AKP rejimidir. Kürt halkına karşı yeni soykırım-imha planları yapıp uygulayan bu rejimdir. Buna karşı duruş belirlemeyen, ulusal birliğe ihanet tutumunda olan, Başûr sahasını, Şengali faşist Türk ordusuna ve istihbaratına peşkeş çekiş ölümlere neden olan KDP sorumlularıdır. Kürtler, kendi topraklarında ne zamandan beridir diaspora statüsündedir. Bakûr’u, Başûr’u, Rojhilat ve Rojavası ile Kürdistan tüm Kürtler’in ve birlikte yaşadıkları halkların yurdudur. Başûr’a gelen Kürtler’i ne yerleşkesinden saymakta ne de siyasi mülteci pozisyonunda görmekte. AKP iktidarının emriyle Başûr’daki Kürtler ya sınır dışı edilmekte ya da bizzat terörize edilerek tutuklanıp Türk devletine teslim edilmektedir. İçte Başûr halkına baskı uygulamakta. KDP, Türk devletinin kararlarını uygulayarak bir karakol işlevini yüklenmiştir. Irak ve Türk devletini Şengal’e saldırtan da KDP’dir. Şengalli sivillerin, savunma güçlerinin, siyasi iradelerinin Türk savaş uçakları tarafından hedeflenmesinden ve ölümlerinden KDP sorumludur.   

Hesaplaşma zamanı

ABD, Rusya ve AB devletleri Kürt soykırımından, kadın kırımından sorumludur. Nasıl olsa ortada bir deli fişek AKP var. Irak’ı, İran’ı, Rusyası, ABD’si hepsi Kürt Özgürlük Hareketine, özgürlük bilinci ve duruşu kazanmış Kürt halkına karşı AKP tehditini istedikleri gibi kullanmaktalar. Diplomatik, siyasi baskı ve zor yoluyla Kürtler’i istedikleri noktaya getirmeyeceklerini anladıklarında, sonuna kadar faşist AKP askeri diktatörlüğünün saldırgan, soykırımcı politikalarının önü hep açık tutulmakta. Önderliğimiz üzerindeki tecrit, Kürt halkının haklarının tecritidir. Rêber Apo şahsında Kürtler, kadınlar yok sayılmakta. Nitekim tecrit ve Özgürlük Hareketimizin terör listesinde tutulması inkar-imha ve soykırım politikalarının gereğidir. Bu bilinçte olan Kürt ve bölge halkları, dostlar, büyük bir cepheyi oluşturan muhalif kesimler Rêber Apo’nun özgürlüğü için ayakta. Yine PKK’nin terör listesinden çıkartılması için başlatılan kampanya ve verilen destek oldukça anlamlıdır. 2022 yılı, mevcut kazanımları direnişle büyüterek, kadınlar, gençler açısından her yeri özgürlük isyanına çevirerek karşılayacağımız bir yıl olacaktır. Yılın ilk ayından itibaren kesintisiz mücadeleyi esas alarak 8 Mart’ı, Newroz’u güçlü karşılayacağız. Faşizmle, erkek egemen rejimlerle, askeri zor güçleriyle hesaplaşmanın, kendi demokratik, özgürlükçü, ekolojik sistemimizi büyütmenin yılı yapacağız. Rêber Apo’nun özgürlüğü tüm eylemlerimizin merkezinde yer alacaktır. Her kadının, gencinden yaşlısına kadar her bireyin direnişi oldukça kıymetlidir. İrademizi diri, sesimizi bir, eylemimizi zengin kılarak Saralar’ın izinde olacağız. Her mücadeleci kadın birer Sakine Cansız’dır.

Katliamın örtbas edilmesine müsade etmeyeceğiz

Nasıl ki Sara yoldaş 35 yıllık mücadele hayatında hiçbir zaman kolayı seçmediyse, her zaman zalime başkaldırdıysa, işkenceciye boyun eğmediyse ve her yeri devrim alanına çevirdiyse bizler de böyle olacağız. Her Kürt kadını, her Kürt genci ve bireyi 2022 yılını Saralar’ın bükülmez iradesiyle karşılayacak. Sara, Fidan ve Leyla yoldaşların (9 Ocak 2013’te) katledilmesini asla unutmayarak unutturmayacağız ve örtbas edilmesine müsade etmeyeceğiz. Katil zanlısı Ömer Güney’in şüpheli ölümü ardından kapanan soruşturma, ailelerin yaptığı suç duyurusu ardından Anti-Terör Savcılığı tarafından yeniden açılmasına rağmen davada şimdiye kadar ciddi bir ilerleme olmadı. Türk İstihbarat teşkilatı MİT’in katliamdaki rolüne ilişkin soruşturma başlatıldı ancak şimdiye kadar Fransa yargısı sessizliğini bozmadı. Tüm suç delillerine rağmen uluslararası hukuk mekanizmaları gereğini yapmayarak taraflı siyasi tutumunu sürdürmektedir. Saralar’ın, Sêvêler’in, Deniz Poyraz’ın ve daha nice Kürt katliamının geçiştirilmesi Kürt sorununa yaklaşım siyasetiyle ilgilidir.

Her kadın birer Sara’dır

Yine 22 Ocak 2021’de Suriye’de iki kadın siyasetçi Seda Feysel El Hermas ve Yardımcısı Hind Letif El Xidar’ın kaçırılarak katledilmesi düşman ve ona bağlı çete örgütlerinin kadının iradesini kırmaya, korkuyla teslim almaya dönük politikalarıdır. Kadınlar, katillerini de düşmanlarını da çok iyi tanımaktadır. Bunun için kadınları öz savunma örgütlenmesini büyütmekten, özerk kadın sistemini güçlendirmekten, demokratik-ekolojik-kadın özgürlükçü yeni sistemi kurmaktan hiçbir güç vazgeçirmeyecektir. Her kadın birer Sara’dır, Sara yoldaşın 1978’de Rêber Apo ile başlattığı devrim yoldaşlığı ve yaktığı özgürlük meşalesi her daim yolumuzu aydınlatacaktır.