Bizi teslim almak isteyen her türlü özgürlük düşmanlarına karşı durduğumuzda ve bizi özgürlüğe çağıran sesi dinlediğimizde Beritan’ın uçurumlarda yankılanan sesini duyuyoruz demektir. Demek ki içimizdeki savaşta Beritan’ın yanında saf tutmuşuz, ihaneti, teslimiyeti ve sistemin çirkinliklerini yıkmaya başlamışız, Beritan’ın coşku dolu yolundayız demektir…
İsimler kutsaldır. İnsanlığın varlıkları adlandırmaya başlamaları ile toplumsal hayatın ve ortak aklın gücü açığa çıktı. Ortak akıl tek tek akılların toplamı değildir, onların hepsinin etkileşiminden ve birleşmesinden oluşmuş başka, üst bir akıldır. Bu akıl yaşamdan, duygudan ve manadan kopuk değildir. Ve mana yaratmak o şeyin adlandırılmasıyla bağlantılıdır. Bir şeye ad koymak, onu anlamlandırmak yani kutsamak anlamına gelir. Kutsal olan şey toplumsal bir anlamı olan ve o toplum yaşamı için bir değeri ifade eden şeydir. Değerli olan, kutsal olan şey; yaşamın en temel gücünü yaratan, varoluşu mümkün kılan toplumsallığa hizmetle ölçülmektedir. Onun özünde yer alan ya da temsil ettiği değerler ile ilgili bir kutsallıktır bu ve yaşamın özünden süzülerek gelen bir bilgeliğe dayanır bu düşünce.
Nesilden nesile aktarılan bir hafıza
Hayat olgunlaşma ve mükemmele doğru ilerleme yolunda en çok insana şans tanıdı ve bu ilerleme sırasında kendisindeki potansiyeli fark edip geliştirmeye çalışan, evrensel varoluştaki yerini sorgulayarak kendine ve yaşamına anlam biçmeye çalışan insan oldu. Bir tohumun özündeki ağacı, bir insanın içindeki evreni, toplumsallıktaki gücü görebilmek insanı bilge yapıyordu.
Bu bilgeliğini yarattığı her şeye yansıttı insan ve özellikle de oluşturduğu kavramlara ve isimlere akıttı içindekileri… Böylece yıllar boyu kaybolmayıp nesilden nesile aktarılan bir bilinç, bir hafıza yaratmayı başardı. Bu toplumun ortak ruhunu oluşturur ve her bireyinde kendini sürdüren ve yaşatan bir güce sahiptir. Kendi varoluşunu böyle yaratır toplum ve insan ruhu olarak tanımladığımız da, bu yaratılmış ve aktarılmış kültürün insanda içselleşen yönüdür. İnsanın tanrısallığı buradan gelir. O ruhu içinde yaşatabilir ve o ruha her yaratım ve oluşum anında bir şeyler katabilir. Ve böylece insanlık sürekli oluşum halindedir.
Direnmek ve direnerek yaşamak
Kürt toplumu insanlığın başlangıcından beri bu coğrafyada her türlü toplumsal gelişmeye ve kutsallığa olduğu kadar, uygarlığa ve egemenlik tarihine de şahitlik yaptı. Görkemli kadın tanrıçalığı ve adaleti, özgürlüğü, eşitliği olduğu kadar haksızlıkları, adaletsizlikleri, sapmış analitik aklın yarattığı zulmü, katliamları da gördü.
Kürt diyarında binlerce yıl insanlık için sürekli yaratım halinde olan özgür toplumsallık ve onun değerleri egemenler için tehdit oluşturdukça saldırılardan, işgallerden kendini kurtaramadı. İnsanlık hafızasına özgürlüğü, eşitliği, insanca olan her şeyi yerleştiren bu toprakların özgür insanları değil miydi? İyilik ve kötülüğü, güzellik ve çirkinliği, doğru ile yanlışı sınaya sınaya anlamış, görmüş ve yaşanılması gerekeni mücadeleyle yaratan insanlar hepsine isim de koydu.
Yürüttüğü mücadele ve kendini koruma gücü bir direniş kültürü yarattı ve direniş ile Kürt insanının yaşamı neredeyse özdeşleşti. Bundandır ki hala başka toplumlar için en doğal olan şey Kürtler için bir direnme konusudur. Direnmek ve direnerek yaşamak Kürt insanının yaşamının ayrılmaz bir parçası, türkülerinin, hikayelerinin, kültürünün temel teması oldu.
Soykırım ve direnişin yurdu dersim
Dersim, uygarlığın fiziki ve ideolojik saldırılarına karşı dağlara dayanmış ve özgür toplum kültüründen vazgeçmeden yaşamayı her şeyden çok önemsemiş bir Kürt diyarıydı. O nedenle özgürlüğün ve direnişin sembolüydü ve o nedenle Dersim’de katliam uygulandıktan sonra Kürdistan hayalinin ve varlığının tümüyle yok edildiğine inanıldı. Kadınlar ele geçmemek için uçurumlardan bıraktılar kendilerini. Bir soykırım ve vahşet yaşandı uygarlık adına ve henüz ne olduğunu anlamadan darağaçları dizildi insanların boynuna.
İnsan unutmamasıyla insandır ki, işte bu hafızadır sürekli tarih yaratan… Ve insanlık acılarından ancak özgür bir yaşam yaratma gücüyle ve özgürlüğe dair daha fazla anı biriktirerek kurtulabilir. Yoksa acıların izlerini silmek mümkün olabilir mi? Dersim’de insanların bildikleri en kutsal gerçek direnmekti ve esir düşmemek adına, onur adına, özgürlük adına teslim olmadılar onlar… Onlar, özgür yaşamaya alışmış, uygarlıkla tanışmamış kara gözlü esmer insanlar, savaştılar ve öldüler belki ama yok olmadılar.
Önce kendine isim koydu; BERİTAN
Beselerin, Zarifelerin, Seyit Rızaların hikayeleriyle dağlarda büyüdü bir özgürlük türküsü ve Gülnaz Karataş’ın kulaklarından hiç gitmedi bu türkünün ezgisi. Onu direnmeye ve savaşmaya çağıran, uçurumlara tutkun kılan bu türküyü hep duydu içinde.
Gülnaz Karataş bu türküleri ve ağıtları ruhuna sinmiş bir ezgi gibi taşıyordu. Ağıtların Kürdistan dağlarında özgürlük ve direniş marşlarına dönüşmesini görmüştü. Rêber Apo’nun yarattığı özgürlük mücadelesinde yaşamı, onuru, insanlığı kazanmanın imkanlarını görmüştü. Beselerin, Zarifelerin teslim olmayan sesi ve özgürlük çağrılarının bir devamı olarak devraldı geleneği…
Önce kendine isim koydu; BERİTAN…
Gülnaz’dan Bêrîtan’a bir dönüşüm yarattı.
İsimler kutsaldı…Ve temsil ettikleri anlama, anlattığı değerlere layık olmayı bilmek gerekirdi.
Kelimelerin, adların büyülü dünyasından ve taşıdığı anlamlardan kopartılmamız uygarlığın her gerçeği tersyüz etmek amacıyla anlamlarla ve onların taşıyıcısı olan adlarla yürüttüğü savaşımdan geldi. Beritan da kendi adını seçerken bilinçliydi ve bir savaş başlatıyordu kadına seçme şansı vermeyen bu sisteme…
Bêrîtan’ın kutsal olan her şeyin farkında olan bir kalbi ve ne yaptığını çok iyi bilen bir aklı vardı. O, aydınlanan yüreğinin ardından dağlara yürüdü. Onu çağıran uçurumların büyülü sesinde ne aradığını biliyordu. O yüceliklerde hangi insan ve uygarlık eli değmemiş saf insanlığı ve tarihi bulacağını anlamıştı bir kere…
Kavgada aşkı aşkta kavgayı gördü
O, kavgada aşkı aşkta kavgayı görmüş ve ardından yürüdüğü bu özgür yaşam aşkının onu kendi geçmişiyle yüzleştireceğini, yeni bir yaşamı doğuracağını anlamıştı. Yüreğindeki o bilgelik dolu ses ta geçmişten gelmiş ve ruhuna sinerek onu yaratmıştı. Beritan’ı yaratan bu miras ve onun ardılı olan direniş kavgasında edindiği bilinç oldukça hangi teslimiyet ve ihanet durabilirdi karşısında. Özgür ruhlu bir kadını hiçbir şey kandıramaz ve yürüdüğü yoldan hiçbir şey alıkoyamazdı. Beritan başkaldırının, kabul etmemenin, asiliğin sembolü… Kürt kadının bitmeyen, unutturulamayan hafızası… Yaşam ve ölümü anlamına göre ele almayı bilen ve seçebilen temiz ve özgür ruhun ifadesi…
Beritan kadın ve Kürt onurunun uygarlık canavarına ve onun işbirlikçilerine teslim edilemeyeceğinin, insanlık adına vazgeçilmez değerler olduğunun ve bunların yaşam pahasına savunulması gerektiğinin anlatıcısı… Karşısında ihanetin ve teslimiyetin diz çöktüğü gerçek…
Ve duruşuyla, kavgasıyla kadın ordulaşmasının komutanı, yaratıcısı… Kürt kadınının gücünün ve yenilmezliğinin ifadesi…
Uygarlığın kanlı hikayesi
Binyıllardır insanların aradığı hakikat, toplum yaşamının özgürlük ve adalete dayalı varlığının anlatmak istediği bilgelik yüklü anlamdır. Bu nedenle hakikate ulaşanlar o gerçeğe kendilerini adayarak bunu insanlığa açıklamak istediklerinde çarmıhlarda, uçurumlarda, darağaçlarında, ateşlerin içlerinde ve derileri yüzülerek bedel ödediler. Uygarlığın kanlı hikayesi bu…
Beritan ismine kazınmış anlamla varolmuş bir yaşam
Kürdistan dağlarında uygarlığa inat özgür yaşamın tohumu atıldı. Kadın gerillaların elleriyle yaratılan bir yaşam. Bu yaşam Beritan ismine kazınmış anlamla varolmuş bir yaşam.
O nedenle bu yaşam kutsaldır. Anlamı derin ve toplum adına herkesin fedakarlıkla ve kendinden feragatle yarattığı bir gerçek olmasındandır bu. Hayatta hiçbir şey görünenle yetinilecek kadar yüzeyde değildir. Onun ifadesi daha derinlerde ve ancak aşkla yanan yüreklerin içindeki ışıkta anlaşılabilir. O ışığı görmek, onu anlamak; onda erimek, onunla bir olmaktır ve buna ulaşan insanlar Beritan gerçeğinde temsilini bulan hayata ait değerleri tanır.
Beritan’da sadece bir düşmana karşı direniş ve uçurumlarda haykıran özgür bir Kürt kızını değil özgürlüğün, insani erdemlerin, sevginin ve insan olmanın anlatılamaz öyküsünü görebiliriz.
O hayattır ve damarlarımıza akar aldığımız her solukla.
O aramızdadır ve gericiliğe, egemenliğe, köleliğe hayır dediğimizde Beritan’ın huzurunda selam duruyoruzdur. Elimiz onun yüreğinin üzerindedir ve O’nu hissediyoruz demektir.
Beritan’ın özgürlük şiirine bir dize eklemek!
Bizi teslim almak isteyen her türlü özgürlük düşmanlarına karşı durduğumuzda ve bizi özgürlüğe çağıran sesi dinlediğimizde Beritan’ın uçurumlarda yankılanan sesini duyuyoruz demektir. Demek ki içimizdeki savaşta Beritan’ın yanında saf tutmuşuz, ihaneti, teslimiyeti ve sistemin çirkinliklerini yıkmaya başlamışız, Beritan’ın coşku dolu yolundayız demektir…
Kendimizi özgürlüğe adamanın inancı ve heyecanıyla yaşıyor, yaşama bu anlam gücüyle yaklaşıyor ve hayatın bize fısıldadığı sözcükleri, şiir dizeleri gibi işleyerek hayatımızı kavga tadında yaşıyorsak Beritan’ın özgürlük şiirine bir dize de biz ekliyoruz demektir.
Tıpkı; Zeynep (Gurbetelli Ersöz), Sarya (Nursen İnce), Ekin (İnci Çelik), Meryem (Meryem Hazar Çolak), Canda (Sanem Sertap Gölge) Helin Çerkez (Nermin Akkuş), Ronahi (Andrea Wolf), Bermal (Güler Otaç), Rewşen (Leyla Kaplan), Selamet Menteş, Aynur Artan, Ruken Bingöl, Rojin Gevda, Arin Mirkan gibi…
