“Cumhuriyet tarihinin en kadın düşmanı ittifakı” deniliyor, Cumhur İttifakı’nın Hüdapar ve Yeniden Refah Partisi ile buluşmasına. AKP’nin “ölüm-kalım” meselesi haline getirdiği 14 Mayıs Seçiminde mutlak kazanım elde edebilmesinin tek yolunun kendi köktendinci tabanını kadın hakları ve LGBTİ bireyler üzerinden konsolide etmesi 21 yıllık diktatörlüğünün de hazin tablosu.
Ancak bu tabloda Erdoğan’dan çok daha çirkin bir unsur var: Hüdapar! Hüdapar, nam-ı diğer Türkiye Hizbullahı, adını ’90’lı yıllarda özellikle Kürdistan’da Kürt gazeteciler, siyasetçiler ve aydınlarına dönük ölümcül saldırıları ile duyurdu. Hemen sonrasında kan donduran dehşet görüntüleri İstanbul ve Mersin’de ortaya çıktı: Domuz bağıyla bağlanmış onlarca insan cesedi bulundu. Ve onlardan biri kadındı: Konca Kuriş. Hizbullah’ın feci şekilde katlettiği Konca, Kur’an’ı sorguluyor, kadın-erkek eşitliğinden söz ediyor ve baş örtüsünün İslami bir zorunluluk olmadığını anlatıyordu yüksek sesle. Konca’nın cesedi bir evin bodrumunda bulunduğunda sadece Müslüman kadınlara değil, kadın hakları alanında mücadele eden tüm kadınlara gözdağı verilmek istenmişti.

Yobaz ve kadın karşıtı buluşma
EŞİK Platformu, bu yobaz ve kadın karşıtı buluşmayı “Ülkenin içine sürüklendiği rejim değişikliği hevesinin ilk hedefinin, kadın haklarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini yok etmek olduğu bir kez daha ortaya döküldü” ifadeleri ile yorumluyor. Diktatörün “varlık-yokluk savaşı”na indirgediği bu seçim, karşımızda artık güçlü bir siyasi iktidarın değil gitmekte olan, gücünü ve siyasi etkisini kaybeden bir siyasi iktidarın olduğunu söylüyor. Birkaç oy uğruna tarikatlarla, gerici yapılarla demokrasi kanalı sandığı kadın kazanımları üzerinden zorlamasının altında yatan neden de bu: Gideceklerini biliyorlar… Onlar gitmeden biz bir secere dökümü yapalım. 2002’den bu yana bavullarını nasıl doldurduklarını anlatalım.
AKP, kadın haklarını bir bir tırpanladı
Özgürlükçü bir toplum ve sivil bir Anayasa vaadiyle 3 Kasım 2002 tarihinde iktidara gelen AKP, iktidardaki 21’inci yılına girerken, bu vaatlerin tam tersi bir pratik sergiledi. İktidarının ilk yıllarından itibaren kadınların “evin süsü” olduğu anlayışı ve söylemleriyle hareket eden bu iktidar, kadın haklarını bir bir tırpanladı. Medeni Kanun’da yapılan değişikliklerle özellikle çocuk istismarının önünü açan yönetmelikler yasalaşırken, kadınların nafaka hakları da tartışma konusu haline getirildi. Erdoğan’ın “Kadın ve erkek eşit olamaz, bu fıtrata aykırıdır” söylemi resmi bir telaffuz halini aldı ve yargı kararlarına yansıdı: AKP döneminde en az 16 bin 496 kadın öldürülürken, yapılan yargılamalarda erkeklere haksız tahrik indirimleri uygulandı. “O saatte orada ne işi varmış” diyen bir yargı aklı, erkek-devletin kadına hükmetmesinin “normal” sayılması gerektiğinin kararlarını veriyordu hızlıca. Liberal kesimin bir mesih edasıyla süsleyip sunduğu Erdoğan’ın kadın düşmanı ilk çıkışlarından biriydi Mersinli çiftçiye verdiği cevap: Ananı da al git! Çiftçi ekonomik koşulların zorluğundan söz ederken anamız ağladı” diyordu. Ananı da al git o zaman! Kendi seçmen tabanında bir “ohh beee”ye neden olan bu sözün yarattığı etki çok çabuk büyüyecek, sadece Erdoğan değil, AKP’li kadın ve erkeklerin, Diyanet’in, yargının, polisin sürekli kullanımına girecekti.
‘Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum’
Dönemin Başbakanı Erdoğan, 2009 yılında işlenen Münevver Karabulut cinayeti hakkında “Çocuğumuz öyle nereye giderse gitsin olmaz. Yalnız bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya.” sözlerini sarf edecekti. Hemen ardından İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah olayı çözmek yerine “Kızlarına sahip çıksalarmış” dedi. Bir yıl sonra Erdoğan’ın kadın kurumlarıyla yaptığı Dolmabahçe toplantısında “Ben kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum.” demesi takip edilecek politikalara dair ciddi bir ipucuydu. Hemen ardından, AKP hükümetinin 2011 sonrası cinsiyet politikasını en net şekilde özetleyen olay Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’ndan kadın sözcüğü çıkartıldı ve bakanlık Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na dönüştürüldü. 2011 İstanbul Sözleşmesi olarak anılan “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Sözleşmesi” imzalandı ve bu sözleşme 2014 yılında yürürlüğe girdi. Hükümetin aynı dönemde ve sonrasında izlediği cinsiyet politikalarını en iyi özetleyen olay ise Hopa’da yaşandı. “Bir polis panzerine tırmanan bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem. Neymiş Hopa’nın hesabını sormaya geliyorlarmış. Bu ülkenin meydanları boş değil!” Ankara’daki Hopa eyleminde panzere çıkan Dilşat Aktaş için diktatörün sarf ettiği bu sözleri duymayan kalmadı.
AKP’nin dışa vuran cinsiyetçi kafası
2011’de Tayyip Erdoğan, 16. Kadın Kurultayı’nda “Kadına şiddet abartılıyor” dedi.
2012 yılında ise kürtaj karşıtlığını Roboski Katliamı üzerinden sürdüren Erdoğan, “Her kürtaj bir Roboski’dir” dedi.
2012 yılında, AKP öncesi dönemde kurulan Kadın-Erkek Eşitliği Komisyonu’nun adı, “Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu” olarak değiştirildi. Sağlık Bakanı Recep Akdağ: “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar” dedi.
2013 yılına gelindiğinde “kızlı-erkekli” evlere düzenlenen baskın haberleri artıyordu. AKP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek Samanyolu Tv’de “Kadın ahlaklı olsun kürtaj yapmak zorunda kalmasın. Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün” diyecekti. Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise Kürt kadın vekilleri hedef göstererek “BDP’lileri nasıl kadın sayıyorsunuz? Her biri polis iteliyor, tokat atıyor, her biri otobüs üzerine çıkıp acayip şeyler söylüyor” dedi. Yıl 2014. Kadın ve Adalet Zirvesi”nde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir. Tabiatları bünyeleri fıtratları farklıdır. İş hayatında hamile bir kadını erkekle aynı şartlara tabii tutamazsınız” dedi. Mayıs 2014 yılında kadınların miras haklarına doğrudan müdahale edilerek, tarım arazilerinin “ehil çocuğa” bırakılmasına yönelik yasa çıkartıldı. Takvimler, Özgecan Aslan’ın vahşice katledildiği 2015’i gösterdiğinde kadın cinayeti sayısı Bianet”in verilerine göre 284, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu”nun verilerine göre 303”tü.
2014’te Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Kadın iffetli olacak. Mahrem namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak” dedi. Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nureddin Yıldız, “Bir kadın, çalışmayı tercih ederek fuhuşa hazırlık yapmış oluyor” dedi. Anneliğe övgünün zirve yaptığı dönem başlıyordu artık. Bir kuluçka makinesi gibi görülen kadından 3 hatta yetmez 5 çocuk isteniyordu meydanlarda. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, 2015 yılının ilk bebeğini ziyaret ettiği sırada “Annelerin, annelik kariyerinin dışında bir başka kariyeri merkeze almamaları gerekir” dedi.
2015 yılında resmi nikah olmaksızın dini nikah yapılması suç olmaktan çıkartıldı.
‘Bir kadın olarak’ susamadık
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TBMM Genel Kurulu’nda HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’a “Hanımefendi sus, bir kadın olarak sus…” dedi. Erdoğan, kendisini sırtlarını dönerek protesto eden Iğdırlı kadınlar için “Şimdi geliyorum çok enteresan şurada bir grup, affedersiniz edebim müsaade etmiyor tabii de, sırtlarını dönerek işaret yapıyorlar. Şimdi ne anlama geldiği belli de, tabii edebimiz müsaade etmez” diyerek kadınları hedef gösterdi. Kasım ve Temmuz 2016’da verilen iki ayrı Anayasa Mahkemesi kararı ile çocuk cinsel istismarına 12 yaş kademesi getirildi. 20 Temmuz 2016 ve 2017 Temmuz arası istatistiklerine göre OHAL ile kadın katliamlarında yaşanan artışla ortalama günde öldürülen kadın sayısı üçten beşe çıktı. HDP’nin, Eylül 2017’de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne sunduğu “Olağanüstü Hal Dönemi Kadın Hakları” adlı rapora göre, KHK’lerle kamudan ihraç edilenlerin 25 bin 523’ü kadındı. Aynı dönem Kürdistan’da halkın iradesinin gasp edilmesiyle tepeden atanan kayyumlar eliyle kadın kurumları ve kadın kazanımları yok edilmesi gereken öncelikli hedefler olarak görüldü. 2016’da Erdoğan, “Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun eksiktir, yarımdır” dedi. Diyanet İşleri Başkanlığı 2018 senesinin başında, resmi internet sitesinde yayınladığı fetvalarda çocukların evlendirilmesinin uygun olduğunu buyurdu. Gelen tepkiler üzerine bu fetva Diyanet’in web sitesinden kaldırıldı. Uygulamada ise sürüyor… 1 Ağustos 2014”te yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi 20 Mart 2021 tarihli Erdoğan’ın kararı ile feshedildi.
Kadın odaklı bir ülke düş değil
Modern görünümlü Taliban zihniyetinin 21 yılda kadın karşıtı söylem ve uygulamaları için sayfalar yetmez. Ama 14 Mayıs’tan sonra artık kadın kazanımlarının yeniden arttığı, kadının sözü ve varlığının daha görünür olduğu bir ülke düş değil. Emek ve Özgürlük İttifakı kadınlarının “değiştireceğiz” dediği “düzen”i yeni baştan anımsatmak lazım. Değişim arzumuzun kolektif bir akla ve hafızaya sahip olması için bu şart. Sırtımızı yine kadınların sözleri ve vaatlerine dayayacağız: Bu diktatörlük devrilecek, nokta!
