Bu ara “barış”, “demokrasi”, “özgürlükler” ve “adalet” dilimizden düşmüyor. Nazar değsin inşallah, memleketin her yanından barış, demokrasi, özgürlükler ve adalet yoksunluğu akıyor, toplumca krizdeyiz.
Adeta “Mesih eliyle dokunsa da tüm dertlerimizden arınsak” poziyonundayız. Eee ama harekete geçmeyen toplum için “Mesih” ne yapsın? Allah bile demiş; “Senden hareket benden bereket.” , “Armut piş ağzıma düş” beklentisiyle yaşamak olmuyor. Ne armut pişiyor, ne ağızlar kapanıyor.
Birileri “SÜRECİ” lastik gibi geriyor
Sevgili Okuyucu, benim bu hayatta rastladığım en kötü hal, bekleme hali (!!!) Neyi bekliyorsun, niye bekliyorsun? Zaten birileri “SÜRECİ” lastik gibi geriyor. Gerdikçe de geriliyoruz, asabiyet diplerde. Bazıları da başka yerlerini gerdiriyor, tüm kadınlar ve erkekler birbirine benzemiş. Sanal medyada, orada burada rastladığımız üçgen bedenli erkekler, dudakları patlamış kadınları gördükçe çeşitliliği savunmada ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha anlıyorum, şükrediyorum.
Germeyin arkadaşım, germeyin! “SÜREÇ” uzadıkça demokrasi, özgürlükler çoğalmıyor. Adaletinize bir şey eklemiyorsunuz, aksine çirkefliğiniz, devlet görmemişliğiniz, kaosunuz artıyor. Bizim de sabrımız ne zaman taşacak bilmiyorum (?!?) Bilsem size ömür biçerdim.
“Hadi adım at” beklentisi!
Peki şu an hangi haldeyiz? Bekleme hali…! Yuvasında yemek bekleyin kuşlar gibi avazımızı sonuna kadar açmışız “hadi adım at” diyoruz. Atmıyor bênamûs! Bu bildiğimiz “namuslu” namusuz değil, düz olanından. Adım atmıyor değil ya da atamıyor da değil. Adım atmak istemiyor. Herkesi kendi fikriyatının kıvamına getirip, doyasıya siyasal olarak dövdükten sonra, hatta düpedüz eşşek sudan gelene dövüp, işi yokuş yola vurmak istiyor. “Tek dil, tek millet, tek bayrak” ardından “Türk halkının hassasiyeti, onuru, bekaası” … ıvırı, zıvırı diyerek, sorunun hem sahibi, hem muhatabı, hem çözeni konumunu istiyor. Hem Kürt’ün yerine düşünüp, Türk olarak cevap vermek istiyor. Hem Kürt’ün yerine taleplerde bulunup, sonra bir Türk olarak; “O talep olmaz, çünkü şöyle… bu olmaz, o da böyle…” deyip, satranç tahtasının her iki yanında fırıldak gibi oynamak istiyor. “Ben bahan hayran, hepiniz bana kurban” diyor. Yani laylaylomlarda…
Son siyasi darbeyle güven kalmadı
Peki dünya yanıyorken bu rahatlık niye, hiç düşündünüz mü? Baktı karşıda bir hareket yok, herkes olduğu yerde donmuş, kalmış. O da durumdan vazife çıkırıp, “SÜRECİ” ağırdan alıp, yeni şartlar öne koşup, “Ne koparırsam kar” mantığıyla milleti gerdikçe geriyor. Kendilerinde sözün bir önemi olmadığı için bol keseden savuyor. “Ben bu laf salatasıyla peynir gemisini yürütürüm” diyor. İki adım ileri, üç adım geri atıyor. Mükemmel bir illüzyonist. Herkes ilerlediğini sanırken, mevcut haklar her gün eksiliyor. Demem o ki, “ayağı” var, isterse “adım” atabilir. Ama işte gözü iktidarda, eli milletin hakkında, hukukunda, cebinde. Bir de herkesi itibarsızlaştırıp, itibarlı iş istiyor, irtifası düşük!
Demokrasi anlayışı; “Ya benim dediğim olur, ya hapishaneninsin!” Dolayısıyla devlete iki kırtık olmayan güven son siyasi darbeyle birlikte artık bir bile değil.
Kürtlerin direnişi çok şey öğretti
Peki, bu yeni siyasi darbenin mesajı kime? Her ne kadar CHP’ye mutlak butlan uygulansa da, saldırıya uğrayan CHP olsa da bana göre asıl mesaj Kürtlere. “SÜREÇ” konusunda CHP kesin ve net tavır takınmadı. Eveledi, geveledi, yok “Anayasa’nın ilk üç maddesi değişmez” dedi. “Yok şu, yok bu…” Kürtlerle ortak hareket etmedi. Şimdi iktidar, Kürtlere, “Bakın Türkiye’de bizden başka sizinle yürüyecek kimse yok” mesajı veriyor. Millete, yetim-öksüz muamelesi yapıyor. Tırnak içerisinde söylüyorum, “kimsesiz” görüyorlar halkı. O yüzden herkese paspas muamelesi yapıyorlar. Lakin yakın tarihimiz Kürtlerin direnişiyle dolu, bunu akılda tutmakta fayda var. Altını kalın altın çizgilerle çizerek söylüyorum, o herkesin Kürtleri dıştaladığı Gezi bile, Kürtlerin sayesinde gelişti. En önemlisi Türk toplumu Gezi’de, Kürtlerden direnişi öğrendi. Sürdüremediler, o başka bir konu.
Demem o ki, bu iktidarın planları var. Ama nasıl planlar? Bölünmüş parçalanmış bir partiyle, muhaleftele seçime gitmek mi, “SÜRECİ” uzatarak Kürtleri, kendilerine oy vermeye mecbur kılmak mı? Yoksam herkesi bertaraf edip sultanlık ilan etmek mi? Hepsi de olabilir. Peki muhalefet olmayan muhalefet ve bizler ne yapacağız? Var mı bir plan?
Biz kadınların planı ne?
Peki ya kadınlar?!? Evet biz kadınların planı ne? “Hepimizin barışa ihtiyacı var” sözüne kesinlikle katılıyorum. Fakat nasıl istiyoruz? Mesela barış için ne yapıyoruz? Hani diyorlar ya, “Bugün Allah için ne yaptın?” Ben de soruyorum; biz bu “SÜRECİN” neresindeyiz? Çok içten söylüyorum, “kadın bu barışın neresinde” soru düşüncelerimi kemiyor. “Düşünüyorum öyleyse varım”a bir somutluk arıyorum. Elle tutulur, gözler görülür, düşüncede ağır, yükte hafif bir şeyler olmalı. “Adalet, barış, özgürlük, demokrasi” sıralamasında hangisi önce gelirse diğerleri bir çorap söküğü gibi gelir mesela? “Adım atsınlar” demekle adım atmadıklarını gördüğümüze göre, o adım atmayan “ayağı”, münasip bir yere savurmak, barış adına hayırlı bir tepik olmaz mı? Malum tepmek, tepiklemek ileriye fırlatmak açısından önemli bir mekanizmadır. Bu konuda atlar oldukça iyidir. Örnek alınabilir. Bir diğer husus ise örgütlenme. Bunun içinde en iyi örnek ahtapotlar. Dikkat edin ahtapotun bir kafası var gibi gözüküyor. Oysa asıl kafa kollardır. Hatta kafalar demek lazım. Her kafa bir kol ve her kafa kendine has bir düşünceye, eyleme, yapıya sahiptir ama aynı zamanda bir bütündür. Doğa bu konularda oldukça öğreticidir. Fakat insanda merak olmalı, “ben ne yapacağım, nasıl yapacağım” konusunda kafa yormalı. Öğrendiği ile harekete geçmeli. “Çok istiyorum ama olmuyor” değil. Gerçekten istemiyorsun o yüzden olmuyor. Buyrun, sizi barış adına, barış için bir tepik atmaya çağrıyorum. Tepelim şu iktadarı, “dürtükleyelim” bakalım oluyor mu, olmuyor mu? Gel bacım, barış için sen de bir tepik at. Tepiğin barış tepiği olsun. Ama “Yok, ben bu işi tava ve oklavayla çözerim” diyorsan, ben ona da varım. Maksat hareket görelim…
