İşsizliğe karşı komünal ekonomiyi geliştirmek

- Menekşe Kızıldere
9 views
Kürt toplumunun bugün acil ihtiyacı yalnızca daha fazla iş imkânı değil; kendi kaynaklarını tanıyan, kendi üretim süreçlerini örgütleyen ve kendi ekonomik geleceği hakkında özgürce söz söyleyebilen özne bir toplum haline gelmektir.

Bir toplumun geleceğini yalnızca sahip olduğu doğal kaynakların zenginliği değil, bu kaynakları kendi yaşamının ihtiyaçları doğrultusunda kullanabilme gücü belirler. Toprakları son derece verimli olduğu halde gençleri işsizlik ve geleceksizlik kıskacında kalan, suyu ve güneş enerjisi bol olduğu halde kendi temel gıdasını dışarıdan almak zorunda bırakılan, kadınları üretimin tam merkezinde yer aldığı halde ekonomik kararların bütünüyle dışında tutulan toplumların sorunu yalnızca anlık bir yoksulluk değildir. Burada çok daha derin, tarihsel ve toplumsal bir güç kaybından söz etmek gerekir.

Kürdistan’ın her coğrafyasında birbirinden farklı tarihsel, siyasal ve hukuki koşullar bulunsa da hepsinde ortaklaşan temel bir gerçeklik öne çıkmaktadır: Kürt toplumunun ekonomik kaynakları uzun süre merkezi iktidarların, ulusal pazarların veya dış dinamiklerin ihtiyaçları doğrultusunda değerlendirilmiş; yerel üretim ile yerel toplumsal ihtiyaç arasındaki doğal bağ zayıflatılmıştır. Rojava üzerine yapılan detaylı araştırmalar ve alan çalışmaları, örneğin bölgenin uzun yıllar boyunca temel tarımsal ham maddeleri devasa ölçekte üreten ancak bu ürünleri işleme kapasitesi ve sanayi tesisleri bilinçli olarak başka merkezlerde tutulan bir “ham madde deposu” olarak kurgulandığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu nedenle bugün önümüzde duran temel mesele yalnızca ne kadar üretildiği değil; üretilen değerin nerede işlendiği, katma değerinin nerede kaldığı ve en önemlisi ekonomik kararların kimin iradesiyle alındığıdır (Jongerden, 2022).

Kadın ve gençler istihdam alanlarından yoksun

Bugün Kürt gençlerinin çok büyük bir bölümü kendi doğup büyüdüğü topraklarda geleceğini inşa edebilecek ekonomik olanaklardan ve istihdam alanlarından yoksun kalmaktadır. Kadınların emeği ise hâlâ büyük ölçüde ev içi rollere, görünmeyen ve karşılığı ödenmeyen bakım işlerine sıkıştırılmaktadır. Gençler için gelecek çoğu zaman kendi toprağını terk edip metropollere ya da Avrupa ülkelerine göç etmek anlamına gelirken; kadınlar için ekonomik bağımsızlık, aile içi bağımlılık ilişkileri ile güvencesiz piyasa koşulları arasında sıkışıp kalmaktadır. Oysa Kürdistan’ın dört parçasına baktığımızda toprak, su, hayvancılık, tarım, orman varlığı, yenilenebilir enerji potansiyeli, zengin kültürel miras, ekolojik turizm ve en önemlisi devasa bir kadın emeği gibi çok güçlü ekonomik varlıkların birikmiş olduğunu görürüz.

Peki, bu kadar zengin ve güçlü varlıklar neden gençlere ve kadınlara umutlu, güvenli ve üretken bir yaşam sunacak toplumsal bir güce dönüşmüyor? Komünalite ve yerel örgütlenme modelleri bu tarihsel düğüme somut bir çıkış yolu sunabilir mi?

Ekonomik kararlar ve toplumun çıkarları

Komünal ekonomi denildiğinde çoğu zaman yalnızca dar anlamda bir kooperatif kurmak ya da küçük çaplı bir dayanışma sandığı oluşturmak anlaşılabilmektedir. Oysa mesele bundan çok daha geniş ve kapsayıcıdır. Kooperatif, komünal ekonominin yalnızca araçlarından biridir; komünal ekonominin kendisi ise bir toplumun kendi ekonomik ihtiyaçlarını kendi iradesiyle belirleme, kendi yerel kaynaklarını tanıma, üretim ve tüketim ilişkilerini demokratikleştirme ve ekonomik kararların toplumsal yaşamın genel çıkarlarından kopmasını engelleme yaklaşımıdır.

Abdullah Öcalan’ın demokratik toplum ve ekonomik özerklik anlayışında ekonomi, siyasal ve toplumsal yaşamın boyutlarından ayrı, kendi başına kâr odaklı çalışan bağımsız bir alan olarak ele alınmaz. Ekonomik özerklik; ekonominin doğrudan toplum tarafından demokratikleştirilmesi, komünler ve meclisler eliyle karar süreçlerine katılması ve ekolojik toplum ilkeleriyle tam bir uyum içinde yürütülmesiyle anlam kazanır. Bu yaklaşımda temel amaç, ne bütün ekonomik araçları devlet bürokrasisinin katı kontrolüne teslim etmek ne de toplumsal yaşamı vahşi piyasa koşullarının ve sermayenin kâr hırsına bırakmaktır. Su, toprak ve enerji gibi hayati alanlarda komünal kooperatiflerin ve üretici birliklerinin geliştirilmesi, toplumun kendi kendine yeterliliğini sağlamasının temel şartıdır.

Toplumun ekonomik gücünü inşa etmesi

Buradaki temel soru aslında oldukça nettir: Bir coğrafyada bir halk yaşıyorsa, o halkın yaşadığı yerin toprağı, suyu, üretimi ve geleceği hakkında karar verme hakkı neden olmasın? Bir köyde veya mahallede hangi ürünün üretileceğine, su kaynaklarının nasıl kullanılacağına, kadınların hangi üretim alanlarında öncü rol alacağına, gençlerin hangi nitelikli işlerde çalışacağına yalnızca piyasanın soğuk kârlılık hesapları karar vermek zorunda değildir. Yerel halk, komünler ve meclisler aracılığıyla bir araya gelerek kendi gerçek ihtiyaçlarını tespit edebilir, öz kaynaklarını çıkarabilir ve buna uygun sürdürülebilir ekonomik faaliyetler örgütleyebilir. Bu yönüyle komünal ekonomi, yoksullara muhtaçlık üzerinden yardım dağıtan bir sosyal yardım mekanizması değil; toplumun kendi öz ekonomik gücünü ve üretim kapasitesini yeniden inşa etmesinin radical yoludur.

Koşullar ve uygulamadaki esneklik

Dört parçadaki farklı gerçeklikler, tek tip bir ekonomik modelin uygulanmasını imkânsız kılar. Her parçanın coğrafi yapısı, hukuki statüsü, üretim gelenekleri ve siyasal koşulları birbirinden farklıdır. Bu nedenle komünal ekonomiyi şabloncu bir reçete olarak değil, her yerelin kendi öz varlıklarından ve potansiyelinden hareketle esnek biçimde geliştirilecek bir yaklaşım olarak ele almak gerekir.

Rojava bunun dünyadaki en dikkat çekici ve somut örneklerinden birini oluşturmaktadır. Uzun süre boyunca yalnızca buğday ve pamuk gibi ham maddeleri üreten ancak un fabrikası veya tekstil tesisi kurması engellenen bölgede, özerk yönetim süreciyle birlikte yerel topluluklar ve kooperatifler aracılığıyla üretimi çeşitlendirme, gıda işleme kapasitesini artırma ve yerel ihtiyacı yerelde karşılama adımları atılmıştır. Kadın kooperatifleri de tarımsal üretimden fırıncılığa, tekstil atölyelerinden süt ürünleri işlemeye kadar hayatın her alanında örgütlenerek kadının görünmeyen emeğini toplumsal üretimin ana unsuru haline getirmiştir (Aslan, 2024).

Buradan çıkarılacak ders oldukça açıktır: Bir bölgede buğday yetişiyorsa yalnızca ham buğday satmak zorunda değiliz; un, bulgur, ekmek ve makarna gibi katma değerli ürünleri de aynı bölgede kurulacak komünal tesislerde üretebiliriz. Süt üretiliyorsa bunu ham madde olarak dışarı göndermek yerine peynir, yoğurt ve tereyağı tesisleriyle yerel ekonomide tutabiliriz. Böylece hem üretim hem işleme hem de pazarlama halkaları yerelde çoğaltılarak elde edilen değerin doğrudan üreticinin ve toplumun elinde kalması sağlanır.

Kuzey Kürdistan’da geçmişte yerel yönetimler ve belediyeler aracılığıyla geliştirilen kadın kooperatifleri de yerel ekonominin nasıl canlandırılabileceğine dair önemli tecrübeler sunmuştur. Kadın kooperatifleri tarım, gıda işleme, tekstil ve yerel pazar alanlarında üretim yaparken; belediyeler yalnızca doğrudan finansman sağlayan kurumlar değil; mekân tahsisi, teknik ekipman desteği, lojistik imkânlar, insan kaynağı eğitimi ve üretilen ürünlerin kamu alımları yoluyla desteklenmesi gibi kolaylaştırıcı roller üstlenmiştir (Türker, 2023).

Bugün bir Kürt kentinde bunun çok daha pratik adımları atılabilir. Belediyeler ve yerel kurumlar eldeki atıl binaları kadınların kuracağı gıda ve tekstil kooperatiflerine tahsis edebilir. Yerel üreticiler ile şehirdeki tüketicileri doğrudan buluşturacak aracısız ortak satış alanları ve semt pazarları oluşturulabilir. Gençler için dijital tasarım, yazılım, yerel medya, yenilenebilir enerji veya teknik üretim atölyeleri kurularak genç işsizliğine nitelikli alternatifler üretilebilir. Belediyeler kendi gıda, temizlik, giyim ve hizmet alımlarının belirli bir oranını bu yerel kooperatiflerden karşılayarak üreticilere düzenli bir pazar garantisi sunabilir. Böylece yerel yönetimler sadece rutin hizmet sunan yapılar olmaktan çıkıp, yerel ekonomik kapasitenin büyümesine doğrudan aracılık eden demokratik zeminlere dönüşür.

İran Kürdistanı için ise devasa sanayi yatırımlarını beklemek yerine, küçük üreticilerin ve köylülerin sahip olduğu kıt kaynakları ortaklaştıran köy ve mahalle ölçekli üretim kooperatifleri hedeflenebilir. Tarım, hayvancılık, arıcılık, kurutulmuş gıda üretimi, şifalı bitki toplayıcılığı ve bölgenin zengin el sanatları bu örgütlenmenin başlangıç noktaları olabilir. Tek tek üretildiğinde düşük gelir getiren veya tüccara ucuz fiyata kaptırılan ürünler; ortak satın alma, ortak işleme, hijyenik paketleme ve markalaşma yoluyla yüksek bir ekonomik değere dönüştürülebilir. Bu modelde özellikle kadınların ev içinde yürüttüğü el emeği ve gıda üretimi kooperatifler çatısı altında görünür kılınırken; gençler de bu ürünlerin e-ticaret, dijital pazarlama, görsel tasarım, lojistik ve dış satış süreçlerini üstlenerek ekonominin dinamik gücü haline gelebilir.

Irak Kürdistanı’nda ise var olan güçlü tarım ve su potansiyelini geleneksel çiftçilik düzeyinde bırakmayarak modern bir gıda ekonomisi ağına dönüştürmek mümkündür. Çiftçilerin tek tek pazardaki komisyonculara bağımlı kalması yerine köyler arası üretici birlikleri kurulabilir; soğuk hava depoları, ortak taşıma filoları ve paketleme tesisleri hayata geçirilebilir. Gençlerin buradaki rolü kritik önemdedir: Gençler topraktan ve üretimden kaçmak yerine; dijital tarım uygulamaları, sulama teknolojileri, ürün takip sistemleri, kooperatif muhasebesi ve lojistik yönetimi gibi yeni nesil alanlarda doğrudan üretimin yöneticileri ve uygulayıcıları haline gelebilirler (ILO, 2025).

Diaspora: komünal ekonominin bileşeni

Bu ekonomik ağ yalnızca coğrafyadaki kent ve köylerle sınırlı kalmak zorunda da değildir. Avrupa’da yaşayan milyonlarca insandan oluşan diaspora da bu komünal ekonominin hayati bir bileşeni haline getirilebilir. Örneğin Berlin, Paris veya Londra’da yaşayan Kürtler gıda ve tüketim dayanışma kooperatifleri kurarak yereldeki kadın kooperatiflerinin ve üreticilerin ürettiği doğal gıda ve el sanatları ürünlerini doğrudan Avrupa pazarındaki tüketiciyle buluşturabilir. Diasporadaki gençlerin kuracağı dijital hizmet ve yazılım kooperatifleri, Kürdistan’daki yerel kooperatiflere ücretsiz tasarım, web sitesi, pazarlama ve lojistik danışmanlığı sağlayabilir. Böylece diaspora toplumu sadece memlekete düzenli para gönderen pasif bir kitle olmaktan çıkıp; bilgi, teknoloji, pazar ve örgütlenme kapasitesini yerel ekonomiyle birleştiren stratejik bir köprüye dönüşür.

Komünal ekonomi bir ütopya değildir

Komünal ekonomi uzak bir ütopya ya da hayalperest bir proje değildir. Bütün bu dönüşümlerin başlaması için devasa kaynaklara, dev devlet bütçelerine ya da devasa fabrikalara ihtiyaç yoktur. Bir köyde on kadınla başlayan küçük bir gıda işleme atölyesi, birkaç çiftçinin ortaklaştırdığı bir traktör ve sulama pompası, bir belediyenin yerel üreticiden yaptığı düzenli alım ya da gençlerin kurduğu ortak bir dijital hizmet ağı bile ekonomik yaşamın sermaye odaklı değil, toplum odaklı da örgütlenebileceğini somut olarak kanıtlar. Komünal ekonominin gücü tam olarak buradadır: Her şeyi bir anda yukarıdan aşağıya değiştirmeyi değil, mevcut gündelik hayatın tam da içinden yeni, eşitlikçi ve dayanışmacı ekonomik ilişkileri adım adım inşa etmeyi hedefler.

Geleceğini özgürlükçü ilkelerle kurmak

Öcalan’ın komünalite anlayışında temel mesele yalnızca anlık yoksulluğu azaltmak veya istatistiksel istihdam sayılarını artırmak değildir. Temel hedef, ekonomik gücün toplumdan koparak dar bir elit grubun, bürokratik bir yapının ya da sermaye çevrelerinin elinde toplanmasının önüne geçmek; her bir yurttaşın kendi yaşamını, toprağını ve geleceğini ilgilendiren kararlarda doğrudan söz sahibi olmasını sağlamaktır. Çünkü ekonomik karar hakkı ile siyasal karar hakkı birbirinden koparıldığında, toplum siyaseten söz sahibi olduğunu düşünse bile ekonomik olarak bağımlı kalmaya devam eder.

Kürt toplumunun bugün acil ihtiyacı yalnızca daha fazla iş imkânı değil; kendi kaynaklarını tanıyan, kendi üretim süreçlerini örgütleyen ve kendi ekonomik geleceği hakkında özgürce söz söyleyebilen özne bir toplum haline gelmektir. Gençlerin geleceğini yabancı ülkelerde aramak zorunda kalmadığı, kadınların emeğinin evlerin dört duvarı arasında yok olmadığı, toprağın ve suyun yalnızca kâr hırsıyla satılacak birer ticari mal olarak görülmediği yerel bir yaşam mümkündür. Komünalite, geçmişin ilkel şartlarına bir dönüş değil; yerelin geleceğini özgürlükçü ilkelerle yeniden kurma iddiasıdır.

Referanslar

• Aslan, A. (2024). “Kurdish Struggle and Democratic Autonomy: Cooperatives for Self-Management of Life in Rojava”, Desacatos, No. 76, ss. 54–71.
• ILO (2025). “ILO strengthens development of agricultural organizations andcooperatives in Kurdistan and Federal Iraq”, International Labour OrganizationReport.
• Jongerden, J. (2022). Tarımsal üretim, ham madde işleme kapasitesi ve yerel ekonomi üzerine inceleme.
• Türker, K. A. (2023). “Theorizing Power in Community Economies: A Women’sCooperative in Northern Kurdistan”, Development and Change, 54(2), ss. 355–377.