Kadın devrimi ‘nasıl yaşamalı’ ya cevaptır

- Abdullah Öcalan
184 views
Sadece mevcut gerçekliklerin ortaya çıkarılması değil, en önemlisi “nasıl yaşamalı?” sorusuna cevap da sağlam bir biçimde geniş tartışmalarla, oldukça da özgür düzeydeki tartışmaların düzeyiyle verilmeye çalışılmıştır, tartışmaların özgür gelişmesine büyük özen gösterilmiştir.

Şimdi her zamankinden daha fazla açığa çıktı ki, geliştirilen çözümlemeler ve bu temelde atılan adımlar, pratikleşmeler belki de günümüz dünyasında kimsenin beklemediği, inanamadığı devrimsel bir gelişmeyi başarıyla sağladığı kadar, zafere her yönüyle ulaşabilme umudunu ve olanaklarını ortaya çıkarmıştır. Bununla da kalınmıyor, düşmanın çaresizliği veya dünyanın belki de en kapsamlı bütün uluslararası gericilik tarafından desteklenen özel savaşı işlemez duruma getirirken, gittikçe derinleşen bir devrimin sadece bölgesel değil, uluslararası alanı da etkileyeceğini, dikkatleri üzerinde toplayacak bir devrim durumuna geleceğini ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Bu nasıl böyle oldu?

Bir başarının tutarlığı nasıl ölçülür?

İşte, çözümlemelerin derinleştirilmesi ve özgürlük sorununun, partileşme sorununun, gerillanın, yüksek bir düzey arz eden kadın katılımının sağlıklı ele alınmasıyla bu başarıldı. Şimdi de yoğunca yaşanılan doğru partileşme, ordulaşma sorunları kadar, “nasıl yaşamalı?” sorusuna cevap verirken, şüphesiz görünüşte sosyal bir ilişkiden söz ediyorsak da aslında çok temelli bir siyasal, askeri savaş bağlantısıyla irtibatlı bir sosyalleşmeden bahsediyoruz. Ve bazıları sosyal ilişki, yaşam, sorunlar diye ele aldıklarını, işte kadın-erkek, sanat, din, aile sorunu biçiminde koymak isterlerse de, aslında bunun tümüyle özgürleşme olayı olduğu, toplumsal devrim olduğu ve devrimin esasının da bu olduğu; yani askeri, siyasi yan aslında toplumsal özgürlüğü gerçekleştirmenin araçlarıdır, kendi başlarına amaç olamazlar. Askeri-siyasi zafer, gelişmenin her düzeyi kendi başına bırakıldığında hiçbir şeyi ifade etmezler. Toplumsal ilişkilere ne getirip ne götürdükleriyle anlam bulabilirler. Bir askeri başarı, bir siyasi gelişme eğer toplumsal düzeye bir çözümleyiş getirmemişse, bir özgürleşme imkânı, bir sosyal yaşam imkânı getirmemişse, o askeri başarının, o siyasi başarının tutarlılığından bahsedemeyiz. Dolayısıyla sağlanan her askeri-siyasi gelişme bizde “Parti içi yaşamı ne kadar geliştirdi, toplumdaki yaşamı ne kadar çözümledi?” sorularına verecek cevapla orantılıdır ve nitekim gelişmelerin de çarpıcı olduğu anlaşılıyor.

Eleştiri kadar nasılının da araştırılması

İşte kadın-erkek ilişkileri üzerine bu anlamda getirilen çözümlemeler mevcut askeri-siyasi gelişmelerin de doğal bir sonucudur ve yine bir bütün olarak sanata, dine ve bunun gibi birçok etkinliğe gösterilen ilginin anlamlı olduğu ve devrimin de bu yönlü çözümlemelerle kendini toplumsallaştırabileceği her zamankinden daha iyi anlaşılıyor. Kürt toplumu gibi ailede oldukça çarpıtılmış, kadın-erkek ilişkilerinin eleştirisi kadar nasılının da araştırılmaya başlanması, devrimin doğal, vazgeçilmez bir gereğidir. Ve hatta şu kanıtlandı ki, bu tartışmalarda Kürt aile gerçeği, toplumsal yaşantının tükendiği bir gerçekliktir. Her ne kadar “namus” deyince akla aile gelirse ve aile için her şey, özellikle erkek tarafından konulursa ve kadın da en kötü kadınlığı bu mevcut aile tipinde yaşarsa da, bunun aslında bir bitiş olduğu, sömürgeciliğin, her türlü kaba baskının bu aile tipini esas aldığı, buna dayanarak kendisini sürdürdüğü, 12 Eylül faşizmiyle bu aileyi esas alarak, daha da güçlendirerek kendisini yürüttüğü tartışılmaz bir biçimde bu çözümlemelerde ortaya konuldu. Ve en önemlisi de Parti içi yaşamın tıkanıklığının aşılmasının da genel sosyal düzeyin özgürleştirilmesi kadar, onun en çarpıcı alanı olarak bu düzeyin -kadın düzeyinin- özgürleştirilmesi, erkek düzeyinin özgürleştirilmesinin çok önemli olduğu anlaşıldı.

İlişkilerde eşitlik ve özgürlük düzeyi

Şu son dönemlerde, kapsamlı olarak 1993’ün sonları ve 1994’ün başlarında, aslında birçok gelişmeyi açığa çıkarmak kadar, gerçek bir devrimsel gelişmenin ufku da ortaya çıkarılmıştır. Sadece eleştiri yapmakla da yetinilmemiştir. Hiç şüphesiz aile-kadın çözümlemesi geçmişte neyi, nasıl yaşadığı ve bunun sosyal yaşamı nasıl tıkattığı, dolayısıyla da ciddi bir askeri, siyasi gelişmeye fırsat vermediği ve hatta dinsel bağnazlığın da böylesine bir ailecilikle bağlantılı olduğu, ailecilik, kabilecilik, aşiretçiliğin birbirleriyle bağları kadar, toplumsal düzeyin çok gerilerinde nasıl bir yer ifade ettikleri, nasıl buna yol açtıkları da konulmakla kalmıyor, daha da önemlisi doğrusunun nasıl olabileceği, nasıl yeni bir yaşama yol alabileceği büyük bir özenle, yoğun tartışmalarla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Gerçekten basit ilişkilerle birbirini mahveden, ister aile içi ortamda olsun, ister ondan kaçış biçiminde olsun, ister o klasik biçimler, ister düzenin körüklediği biçimde olsun; esas alınan ilişkilerin savaşın önünde engel olduğunu, gelişmenin önünde ciddi bir engel teşkil ettiğini ortaya koymakla yetinilmemiş, bu ilişkiye getirilecek eşitlik ve özgürlük düzeyinin örgütleşmeyi, partileşmeyi çok net ve anlamlı, başarılı geliştirdiği gibi, orduya da yansımasının çarpıcı ve başarılı olabileceğini daha şimdiden ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Bu anlamda kadın örgütlülüğü ve ordulaşması tartışmaları öyle sıradan bir Parti içi tartışması olmayıp günümüzün devrimsel aşamasına denk gelmesi kadar, Kürdistan Devrimi’nin de buna iyi bir örnek teşkil etmesi ve en önemlisi de kendi iç sorunlarını, tıkanan parti-ordu gerçeğinin yüksek başarılar temelinde gelişmesinin de can alıcı tartışmaları ve çözümlenişleri olduğunu ortaya koymuştur. Sadece mevcut gerçekliklerin ortaya çıkarılması değil, en önemlisi “nasıl yaşamalı?” sorusuna cevap da sağlam bir biçimde geniş tartışmalarla, oldukça da özgür düzeydeki tartışmaların düzeyiyle verilmeye çalışılmıştır, tartışmaların özgür gelişmesine büyük özen gösterilmiştir. Gerek kadın, gerek erkek düzeyinin kendini geleneksel ahlakın etkilerinden uzak bir biçimde dile getirmeleri kadar, savaş sorunlarıyla bağlantılarından tutalım günlük yaşamın ilişkilerine, en özgür katılımına imkân verecek bir ortamda yürütülmeye çalışılmıştır.

İradeyi açığa çıkartan tartışma süreci

Yani tartıştığımız sorun evrensel olduğu kadar, özgündür. Savaşla bağlantısı olduğu kadar günlük ekmek-su kadar yaşamın ilgisi dahilinde olan bir sorun olduğu anlayışıyla yürütülmüştür. Ve herkesin partileşme, ordulaşma gerçeğine, onun disiplinine ters düşmemek kaydıyla her şeyi ortaya koyabileceği, dilediği düşünceyi öne sürebileceği kadar, bunun yaşamın nasılına da cevap verebileceği, neyi reddedebileceği kadar neyi kabul edebileceği ve bu anlamda neyin doğru, neyin yanlış, neyin güzel, neyin çirkin, neyin reddedilir, neyin kabul edilir, neyin aşılır, neyin gündemleştirilir hususlarına zengin ve ilk defa özgür iradelerini bütün yönleriyle ortaya çıkarmalarına fırsat veren devrimci bir tartışma süreci olmuştur.

Dönemsel ve devrimsel bir tartışma

PKK tarihinde kapsamlı tartışma süreçleri vardır. Grup döneminin sömürgecilik tartışmaları, yine partileşme döneminin tartışmaları vardır. Askeri dönemin ağır bastığı gerilla tartışmaları gerçekten çok ileri düzeyde olmuştur. İlkel-milliyetçilik tartışmaları, sosyal-şovenizm tartışmaları, hiçbir örgütün yapamayacağı kadar ileri düzeyde yapılmıştır. Ama günümüzün diğer tartışma sorunları kadar, kadın özgürlüğü tartışmaları, yine bunun çok kapsamlı ve devrimin bütünselliği içinde yapılması, denilebilir ki en önemli bir aşamayı teşkil etmiştir. Ve bu yönüyle “sıradan bir tartışma değil, dönemsel ve devrimsel bir tartışmadır” diyoruz. Hiç şüphesiz önemli sonuçların daha şimdiden ortaya çıktığını belirtiyoruz ve bu tartışmalarda ortaya çıkan, her şeyden önce artık eskisi gibi yaşanılamayacağı hususudur. 

“Neyle, nasıl yaşanılmaz?”

Bu denli geliştirilen tartışmalar, varılan sonuçlar o halde “nasıl yaşamalı?” sorusunu beraberinde getirdiği ve bunun öyle kolay cevaplandırılacak bir soru olmadığı, çok temel devrimsel bir soru olduğu, devrimin çok temel bir ufkunu esas alması gerektiği ve “neyle, nasıl yaşanılmaz?” sorusu kadar neyle, nasıl, kimle, ne zaman, hangi biçimlerde, hangi özde yaşanılabileceği, parti-ordu yaşamından tutalım ikili ilişkilere kadar, tercih edilebilecek olanın, özgün olabilecek olanın nasıl olması gerektiğini çok yönlü sorularla, hislerle, duygularla, umutlarla ve hatta bilimsel olasılık ifadeleriyle cevaplandırılmaya çalışıldı.

30 Ocak 1994