Kendinize pislediniz ve kokuyorsunuz

- KAKTÜS
39 görüntüleme
Batmışsınız, hem de üç tel saçınıza kadar batmışsınız. Düzenbazlığınızla, üçkağıtçılığınızla, fitne, fesadınızla, bilcümle entrikalarınızla battığınız gibi başkalarını da aynı bataklığa çekiyorsunuz. Ama kimse görmüyor, yok sayıyorsunuz. “Görmezsen yoktur” diyenler gibi. Lakin işler istediğiniz gibi yürümüyor değil mi? Herkes görüyor. Şimdi bir şey diyeceğim cuk diye yerine oturacak, fakat çok zorlamak istemiyorum.

Kürtçe’de “We me hetikand!” diye bir laf vardır. Çok daha ileriye giderseniz şöyle dersiniz, “Me xweda kir!” Tercüme edersek, tek kelimeyle “Sıçtık!” “Bizi rezil ettiniz!” Uzatırsak: Utandırdınız! Kirlettiniz! İçine ettiniz! “Rezilin rezilisiniz’ vs. vs. daha da ilerletmek mümkün. Lakin burada önemli olan ne? Kirlenmiş olmanız. Hem ruhsal hem de bedensel kirlilik… Biçimi ise sizin kendi pisliğinize bezenmenizdir. Yani bir nebze pisliğinle hoşbeş olma hali de diyebiliriz. Doğrusunu söylemek gerekirse sevgili okuyucu, bu tür konuşmalar yapmak bana hiç yakışmıyor. Resmen lağım kokan cümleler bunlar, emin olun bunun farkındayım. Ama bazı şeyler nasıl anlatılır, anlatınca tüm pisliğiyle izah edebiliyor muyum, hiç bilemiyorum. Kokuşmuş dünyanın kokuşmuş sistemi, kokuşmuş yargısı ve kokuşmuş kimi erkek müsveddeleri  hakkında ne desem içim rahat etmiyor.

‘Faili kışkırtacak ne yaptın?’

Hele tipe bakın, görseniz insan sanırsınız. Ama değil. “İçime karamsarlık ve mutsuzluk çöktü” deyip Samuray kılıcıyla tanımadığı bir kadını öldürdü adam ya. Gerçi tanısa ne olur? Tanıyınca öldürmeyecek miydi? Yok. Zaten “Bir kadını öldürmek daha kolay olduğu için kadın öldürmeyi tercih ettim” demiş.  Dikkat edin tercih etmiş. Kadın ya, öldürmek kolay. Sık boğazını, çek tabancayı, olmadı, bıçak, kılıç vs. öldür gitsin, zaten bir sıkımlık can. Sen kudretli erkeksin, zor mu ki senin için? Gerekçe de hemen hazır, ‘karamsarlık ve mutsuzluk’. Sonrası, “Psikolojim bozuktu.” Ne kadar kolay değil mi? Mahkemeye çıkınca da kokuşmuş yargı, kendisine kıyafetinden ve mahkemedeki uslu duruşundan “iyi hal”den bir güzellik yapsın, salsın. Düşünün katledilen kadın mezarından kalkıp o mahkemeye gidip “şikayetçiyim” dese, mahkeme heyetinin yanıtı muhtemelen şöyle olurdu; “Oradan niye geçiyordun? Üstüne ne giymiştin? Saat kaçtı? Faili kışkırtacak ne yaptın?” Yani mahkeme adamın bir kadını öldürmesi için otomatikman bir dünya dolusu bahaneyi bir tepside erkeğe sunuyor. Adam da gelip üstüne oturuyor. “He hakim bey, çok tahrik oldum. Üstüne giydiği kıyafet çok kışkırtıcıydı. Beni tahrik etti. Öldürdüm” diyor. Sonra mahkeme “haksız tahrik”ten cezayı indiriyor. Sonra da “ilk kez olmuş, cezaevinde kalmasına gerek yok” deyip dosyayı rafa kaldırıyor.

‘Adamın psikolojisi bozukmuş!’

Mesela bu son kadın katilinin -demeyeceğim, çünkü hiç sonu gelmiyor- kendini savunma biçimi insan aklını zorlayacak cinsten. “Tasarlayarak öldürmedim.” Aylarca tehdit mesajları öldürmüş, öldürme biçimleri saymış dökmüş ama niyeti yokmuş. Peki ne oldu? Yan masada oturanların eski sözlüsünün arkadaşları düşünülerek, “Karşımdaki adamın bana sıkacağını düşündüm. Elimi belime attım, havaya 2 el ateş etmeyi düşünüyordum. O anda D. panikledi. Ben cinnet geçirdim ve ne olduğunu anlayamadım.” Peki anlayamadığı durum neymiş? Bir zamanlar çok sevdiği kadının üzerine 5 kurşun sıkmış. Karşıdaki adamdan korktun korktun, kadına neden sıktın? Hadi kadına sıktın, 5 kurşun peş peşe sıkmışsın, bunun neyini anlayamamışsın. Adamın psikolojisi bozukmuş, 3 aydır psikiyatrik tedavi görüyormuş, algılama yetenekleri zayıflamışmış… Şimdi ben kalkıp o algıları tel tel yapıp kafana eksem kim bana ne diyebilir, algısız. Hele şu kendini savunma biçimine bakın ya Star!..  Bu katilin kendini savunma biçimi aklıma hayvanat bahçesindeki ayı karikatürünü getirdi. Karikatürün girişinde “Üzücü kaza” diye yazar. Ayı durumu yazılı olarak bildirir. “Hayvanat bahçesi müdürlüğüne: Bu sabah karnım tamamen tok iken adam kafese çok yaklaştı. Tabelada yazıyo, kafese yaklaşmak yasak diyo. Ben tabelayı göstermek için pençemi uzatınca adam dengesini kaybetti, elbisesi yırtılarak ayağı da kaydı ve kafası dişlerimin arasına girdi. Kurtarmak için çok uğraşmama rağmen bu üzücü kazanın şokuyla parçalanan kafası…“

Öldürülen kadın ama beyanı esas alınan katil

Yani olay tamam bu. Kara mizahtan beter hallerdeyiz. En kötüsü de bu “psikolojim bozuktu, ilaç tedavisi görüyorum” diyen tipler.  Bir de “Kasıt yok” diyor. Kasıt olsa 5 yerine 10 mu sıkacaktın? Geçireceğim şimdi ağzının üstüne görecek dünyanın kaç bucak olduğunu ama hüdük adama ne anlatabilirsin ki? Asıl sorun davanın taşındığı mahkemeler. Şiddete uğrayan kadın, taciz edilen kadın, tecavüze uğrayan kadın, öldürülen kadın ama beyanı esas alınan katil, tecavüzcü, tacizci erkek. Yasaya göre kadının beyanı esas olmalı. Fakat kim takar yasayı. Her gün adaletin tecavüze uğradığı bir ülkede kadınları katledip, kendini, ‘psikolojim bozuktu, ilaç tedavisi görüyorum’  diyerek deliliğe vurup, “akıl sağlığı yerinde değildir” raporu alıp elini kolunu sallaya sallaya dışarıda gezmeyi planlıyor. İşin enteresan yani plan tutuyor. Yani demem o ki, bu akıl sağlığı, ruh sağlığı bozuk adamları dışarıya salan mahkeme ne yaptığını bilmiyor mu? Gayet iyi biliyor. O zeki, akıllı, duygulu kadınları bu psikopat adamlara bilerek mahkum ediyor. Kadını psikopat, dengesiz, ruh sağlığı bozuk adamların eline verip cenderede tutuyor ve çıkmaz yola sokuyor. Yani kadını karanlığa mahkum etmek istiyor. Ama tadı alınan özgürlükten vazgeçilmesi mümkün değil. O yüzden deli rolü yapmaktan vazgeçin. Kendinize pislediniz. Kokuyorsunuz artık. Rezilsiniz hem de çok rezil. Bilmem anlatabiliyor muyum?