Nepalli siyasetçi Durga Paudel; gerçek eşitlik, ancak tabandan örgütlenme, sosyal adalet ve güçlü bir kadın mücadelesiyle mümkün.
2008’de monarşiden cumhuriyete dönüşen Nepal, kapsamlı bir siyasi ve toplumsal değişimden geçiyor. 2015 anayasası ile birlikte ülke resmen federal demokratik cumhuriyet ilan edildi. Anayasa eşitlik ve temel hakları garanti ederken, kadın haklarına geniş yer veriyor. Ancak Nepal aynı zamanda siyasi çatışmalar, ekonomik krizler, iş göçü, yolsuzluk ve toplumsal eşitsizliklerin yoğun etkisinin altında. Kırsal bölgelerde gelenek ve din ile meşrulaştırılan ve özellikle kadınları olumsuz etkileyen pratikler sürdürülüyor. Yasal ve anayasal alandaki gelişmelerin pratik uygulaması yetersiz kalıyor. Nepalli siyasetçi ve kadın hakları savunucusu Durga Paudel ile bu bağlamda ülkedeki kadınların durumu üzerine konuştuk.
Nepal’deki kadınların mevcut durumunu nasıl tarif edersiniz?
Nepalli kadınların büyük mücadelelerden geçtiği tartışmasızdır. Tarihe bakıp güncel durumla kıyasladığımızda gelişmeleri net bir biçimde görebiliriz. Her şeyden önce kadınlar bugün daha iyi bir hukuksal ve anayasal statüye sahip. Çok sayıda yasa çıkarıldı ve anayasa kadın haklarını temel insan hakları olarak güvence altına alıyor. Fakat temel sorun uygulamada yatıyor. Yasal ve anayasal güvenceler etkili bir şekilde uygulatılmıyor. Kadınlar pratikte hala din, gelenek ve görenekler adına ayrımcılığa uğratılıyor. Yasal hak ve toplumsal realite arasında büyük bir boşluk var.
Kadınlar tarihsel olarak Nepal’in siyasal değişim ve dönüşümünde nasıl bir rol oynadı?
Nepalli kadınlar hiçbir zaman salt mağdur olmadılar, tarihte hep aktif aktör olarak yer aldılar. Otokratik Rana rejimine, kralın kontrolü altındaki Panchayat sistemine ve monarşiye karşı mücadele ettiler. Kadınlar gerek örgütleyici gerek aktivist gerekse de savaşçı olarak demokratik hareketler ve devrimci süreçlerin en ön saflarında yer aldı. Eğer Nepal bugün federal demokratik bir cumhuriyet ise kadınların bu değişimdeki katkıları sayesindedir. Ancak buna rağmen tarihsel rolleri çokça marjinalleştiriliyor ya da unutuluyor.
Emperyalist yapısallıkların Nepal üzerindeki etkileri nelerdir?
Kadınlar üzerindeki baskı sadece ataerkillikten kaynağını alan bir iç sorunu değil. Aynı zamanda küresel iktidar yapıları ile de bağlantılıdır. Emperyalizm günümüzde kendini ekonomik, siyasal ve ideolojik olarak yansıtıyor. Nepal’de çok sayıda uluslararası örgüt ve STK aktif. Resmiyette kadın haklarını savunuyorlar ancak pratikte kadınların çokça araçsallaştırıldığını görüyoruz. Sesleri kanalize ediliyor, uyarlanıyor veya yabancı ajandaları esas alan projelere dahil ediliyor. Kadın hakları finansman aracı veya siyasi strateji olarak kullanılıyor. Kapitalizm, kalkınma veya yurtseverlik adına kadınlar nesneleştiriliyor. Bu çok inceltilmiş bir denetim tarzıdır. O nedenle emperyalist ve kapitalist yapıları eleştirel bir gözle analiz edip aşmalıyız.
En büyük yapısal engelleri nerede görüyorsunuz?
Kadınlar tarihte aşağılanmış ve mülk, baskı ya da iktidar aracı olarak ele alınmıştır. Belki kadınlar bugün düne göre daha ileri bir statüye sahip ancak gerçek toplumsal eşitlik ve adalete giden yol hala uzun. Kadınlar aynı zamanda günümüzde çok defa STK’lar veya uluslararası örgütler tarafından ‘kadın hakları’ kılıfı altında araçsallaştırılıyor. Yeni bağımlılıklar oluşturuluyor. Uluslararası dayanışma bundan dolayı önemlidir ancak eşitlik ve özgürlüğe dayalı bir temelde.
Sosyalist bir hareket ve uluslararası dayanışmanın anlamını neden vurguluyorsunuz?
Çünkü cinsler arası eşitlik sosyal ve ekonomik adaletle bağlantılıdır. Sınıf egemenliği, ekonomik sömürü ve küresel bağımlılıklar var olduğu müddetçe kadınlar haklarını tümüyle gerçekleştiremez. Nepalli kadınlar dünya çapında kadınlarla birleşmeli.
Kast sistemi günümüzde kadınlar açısından nasıl bir rol oynuyor?
Nepal çeşitli ancak oldukça hiyerarşik bir toplumdur. Kast ve sınıf ayrımcılığı yasaklara rağmen hala varlığını sürdürüyor. Özellikle düşük kastlardan ve yoksul kırsal bölgelerden kadınlar bundan etkileniyor. Çünkü hem kadın, hem marjinal kast mensubu hem de yoksul olarak çoklu bir ayrımcılığa uğruyorlar. Ayrımcılık çokça din, kültür veya gelenek adına meşrulaştırılıyor. Hala dokunulmazlık var. Bundan dolayı kadın hakları için verilen mücadele aynı zamanda sınıf ve kast sistemine karşı bir mücadele olmalı.
Özellikle Chhaupadi geleneği çok eleştiriliyor. Bu konuda mevcut durum nasıl?
Özellikle Nepal’in batısında yaygın olan Chhaupadi geleneğinde kadınlar adet dönemlerinde toplumdan tecrit edilmiş bir biçimde kulübe veya ahırlarda yaşamak zorunda bırakılıyor. Bu uygulama insanlık dışı ve tehlikelidir. Çünkü kadınlar sağlık riski, şiddet, tecavüz, yılan ısırığı veya aşırı hava koşullarına maruz kalabiliyor. Chhaupadi kanunen yasaklı olmasına rağmen bu konuda kanun tutarlı bir şekilde uygulanmıyor. Sorun sadece yasa çıkarmak değil. Aynı zamanda siyasal eğitim, toplumsal örgütleme ve bilinç oluşturma çalışmaları gerekiyor.
Gerçek eşitliğin sağlanması için neler yapılmalı?
Bütün alanlarda, özellikle de tabanda siyasal ve toplumsal bilinç oluşturmaya ihtiyacımız var. Kadınlar örgütlenmeli, bilgilendirilmeli ve siyasi olarak güçlendirilmeli. Sadece tabandan başlayan örgütlemeyle ayrımcı uygulamalar tamamen aşılabilir. Ayrıca sömürücü ve emperyalist yapıların aşılması için sosyalist hareket güçlü ve net bir pozisyona sahip olmalı. Cins eşitliği sosyal adaletten ayrı ele alınamaz.
Nepal’deki güncel siyasal gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Siyasi iktidarsızlık devam ediyor. Koalisyonlar sıkça değişiyor. Aynı zamanda yolsuzlukla mücadele, ekonomik kalkınma ve sosyal reformlara ilişkin önemli tartışmalar var. Mühim olan, demokratik kurumların güçlendirilmesi ve aynı zamanda toplumsal adaletin uygulanması. Bu süreçte kadınların temsiliyeti sembolik olamaz. Gerçek anlamda karar ve etki sahibi olmalılar.
***
İnşa ve direniş arasında Sahravi kadınlar
Sahralı kadınlar on yıllardır özerklik, siyasi temsiliyet ve toplumsal eşitlik için mücadele ediyor. Fas devletinin işgali altındaki Batı Sahra’nın özgürlüğü için Polisario Cephesi öncülüğündeki direnişin ön saflarında kadınlar yer alıyor. Bundan dolayı işgal altındaki bölgelerde yoğun devlet baskısı ve şiddeti ile karşı karşıya kalıyorlar. Aynı zamanda komşu ülke Cezayir’deki mülteci kamplarında hem okul, hastane gibi sosyal yapılar hem de siyasal yapıların inşasında temel rol oynuyorlar. Sahravi Kadınlar Örgütü’nden Shaya Beiruk ile Sahra’daki kadınların cesareti, karşılaştıkları zorluklar ve elde ettikleri kazanımlar üzerine konuştuk.
Batı Sahra’daki kadınların durumu ve karşılaştıkları en önemli zorlanmaları kısaca özetleyebilir misiniz?
Sahravi kadınların mücadelesi Fas işgalinin Batı Sahra’ya ulaşmasıyla başladı. Sahravi halk mülteci kamplara sığınmak zorunda kaldığında esas zorluklar baş gösterdi. Mülteci kamplarında, ekonomik zorluklardan tutalım iklim krizinin sonuçlarına kadar çok farklı sorunlar yaşanıyor. İklimsel koşullar eğitime erişimi de zorlaştırıyor. Ancak kadınlar bu engellere takılmadan kurtuluş için mücadele etmeyi sürdürüyor.
Sahravi kadınlar 1975’te de mücadele etti ve bugün de uluslararası düzeyde temsiliyetleri var. Ancak işgal altındaki bölgelerde kadınlar yoğun şiddetle karşı karşıya kalıyor. Özgürlük mücadelesinin simge isimlerinden olan Sultana Khaya ve Aminatou Haidar gibi kadınlar cezaevlerinde yoğun işkence gördüklerinden dolayı bugün ciddi sağlık sorunları yaşıyor.
Sahra’daki kadın mücadelesinin kazanımları nelerdir? Kadınlar açısından hangi gelişmeler sağlanabildi?
Ben özellikle mülteci kamplarındaki durumlardan söz ediyorum çünkü işgal bölgelerindeki insanlar şiddet göze almadan seslerini yükseltemiyor, kendilerini ifade edemiyor. Fakat mülteci kamplarında kadınlar son 15 yılda büyük adımlar atabildi. Hatta denilebilir ki kamplar ağırlıkta kadınlar tarafından örgütlendirildi. Okul, hastane ve farklı sosyal kurumlar oluşturdular. Kadınlar ülkelerinin dışında, sürgünde hayatta kalmanın yol ve yöntemlerini aradı. Mülteci kamplar insani yardım yoluyla yürütülüyordu ancak bu yardımlar yetmiyordu. Kadınlar bu yüzden kendi projelerini geliştirdi, örneğin tarım alanında ya da kadınlar için kurulan küçük işletmeler. Bu yolla yeni gelir kaynakları da oluşturuldu.
Bazı örgütler de destek sundu ancak itici güç kadınların kendisiydi. Bugün kadınlar birçok alanda aktif yer alıyor, mesela hastanelerde veya bakanlıklarda. Hala hükümette eşit temsiliyet için mücadele ediyoruz. Hala tam eşitlik sağlanmış değil. Bakanlıklardaki kadın temsili yüzde 20 ila 50 arasında değişiyor. Bu konuda çalışmaya devam ediyoruz.
Sahravi kadınların çalışmaları uluslararası temsiliyette de yansıyor. Diplomatik alanda ağırlıkta kadınlar Sahra’yı temsil ediyor. Sürgünde olmamıza rağmen çok şey başardık, özellikle de eğitim alanında. Başlarken neredeyse hiç eğitimli değildik ama bugün okuma-yazma oranı yüzde 80-89 civarındadır. Bu büyük bir başarıdır.
Başka eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Kürt kadınlarının mücadelesini destekliyorum ve kendilerini yalnız hissetmemelerini istiyorum. İnanın dünyada o kadar çok mücadele var ki, yalnız değilsiniz. Biz de sadece Sahravi kadınlar için mücadele etmeyip, bütün kurtuluş hareketleriyle dayanışma gösteriyoruz. Mücadele kolay değil, ne bizler ne de sizler için. Ama başkalarının da hakları uğruna mücadele ettiğini bilmek güç sunuyor. Kendinizi yalnız hissetmeyin, mücadele etmeye devam edin çünkü çok, çok güçlüsünüz. Mücadeleniz artık görünmez değil. Sizi temsil eden genç kadınlar var. Bunun için sizi kutluyoruz.
