Kadın aileye feda ediliyor

- Nazan ÜSTÜNDAĞ
9 görüntüleme
Geçen ayın Türkiye’li kadınlar açısından en önemli gündemlerinden biri kuşkusuz ki İstanbul Sözleşmesi’nin iptali idi. İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesi zaten sürekli olarak hükümetin ve Cumhurbaşkanı’nın gündemindeydi. Bu sözleşmeyi aileye bir hakaret olarak algılıyor ve kadının aile karşısında güçlendirilmesi konusuna her zaman itiraz ediyorlardı. Ancak sözleşme kadınların yaptıkları geniş kapsamlı kampanyalar ve toplumda sözleşme hakkındaki bilincin gelişmesine katkıda bulunan feminist eylemler sayesinde yürürlükte kalmaya devam etmişti.

Ancak nasıl ki Boğaziçi Üniversitesi direnişinde Cumhurbaşkanı üniversiteye iki yeni fakülte açılacağını ilan etmiş ve böylelikle direnişin geçici de olsa telaşa kapılmasına ve moralinin bozulmasına sebep olmuşsa, benzer bir şeyi bu meselede de yaptı. Anlaşma uluslararası bir anlaşma olduğu için yasal olarak iptalinin meclise getirilmesi gerekirken, Cumhurbaşkanı bir kararname ile yasayı iptal etti.

“Ailenin devamı kadının hayatından daha değerlidir”

Açıkçası bu beklemediğimiz bir şey değildi. Polonya’da kadınların eşsiz ve görkemli muhalefetine rağmen kürtajı neredeyse imkansızlaştıran yasanın geçmesinin üzerinden henüz fazla bir zaman geçmedi. Otoriter hükümetlerin tamamı kadınlara karşı bir savaş açmış durumda. Türkiye bu savaşın en ileri cephelerinden biri. Gültan Kışanak ve Sebahat Tuncel’in davalarında kadınlar gününe katılmaları “terör suçu” olarak yargılanıyor. “Olağanüstü Hal”de önce kadın dernekleri kapatılıyor. HDP’ye karşı saldırının mazeretlerinden biri eş başkanlık sistemi. Hal böyleyken İstanbul sözleşmesi gibi kadının bireyliğini ve aile karşısındaki ihtiyaçlarını önceleyen bir sözleşmeye eninde sonunda tahammül edilemeyeceğinin sinyalleri çoktan gelmişti. Sözleşmenin kaldırılması çok açık olarak şu anlama geliyor: Ailenin devamı kadının hayatından daha değerlidir. Türkiye’deki feminist mücadele ve Kürdistan’daki kadın hareketi ise bunun tam tersini söylüyor. Aile kadının özgürleşmesini engelleyen bir kurumdur ve devrimsel bir değişikliğe uğramadıkça kadını ezmektedir.

İptalin maliyeti en fazla AKP’ye çıkacak

İstanbul Sözleşmesinin mahkemelerde geçerli olmadığı bu ortamda yeniden kadın cinayetlerinin namus saikı ile, bir anlık öfke ile vs. işlenmesinin cezai indirime uğramasının kanıksanacağı bir döneme mi gireceğiz. Buna cevabım ise hayır. Bugün eğer kadınların özgürleşmesi ile ilgili herhangi bir gelişme olduysa bu sadece ve sadece kadınların mücadelesi ile oldu. Bu mücadelenin artarak çoğaldığını geçen 8 Mart’ta bir daha gördük. İstanbul Sözleşmesinin iptali kadınların mücadelesini geriye götürmez. Türkiye devletini geriye götürür. Bu anlamda bir devlet sorunudur kadın hareketi sorunu değil. İstanbul Sözleşmesinin iptalinin maliyetinin bu anlamda en fazla AKP’ye çıkacağını düşünüyorum. İster AKP tabanından olsun ister olmasın, tehdit altında hisseden kadınların güvence olarak gördükleri bir şeydi İstanbul Sözleşmesi. Bu güvencenin bizzat AKP tarafından kaldırılması gerçeğinin buralardaki yankılarını da yakın gelecekte göreceğiz.