Rezonans

Tek ve hep, herkes ve hiç kimse…

- Haskar Kırmızıgül
584 views
 Düşünmeye, direnmeye, sorgulamaya ve inşa etmeye bir çağrıdır Rêber Apo. Rêber Apo ile Kürt kadınları arasındaki rezonans; bir saç örgüsüyle dünyayı ayağa kaldıracak, üç kelimeyle dünyayı dolaşacak kadar etkilidir.

Kürtlerin toplumsal yaşamında doğum günlerinin pek bir önemi yoktur. Eski jenerasyon, doğum tarihini öğrenmek için adeta bir dedektif titizliğiyle çalışır; örneğin ürün hasadının ne zaman yapıldığını, hayvanların ne zaman yavruladığını iyi hesaplarsa doğum gününe yakın bir tarih bulabilirdi. Toplumun ortak hafızası; hangi yıl çok kar yağdığını, hangi yıl ürünün bol olduğunu kayıt altına alamadıysa, işi zordu. Yani bir canın daha dünyaya gelmesi öyle çok büyük bir mesele değildi. Kardan kapanan köy yolları açıldığında, çocuk okula başladığında ya da şehre yolu düştüğünde “temiz bir sayfa açar” gibi, çocuğun 1 Ocak’tan itibaren doğduğu ilan edilirdi. Yılların da pek bir önemi yoktu. Hastalıktan ölen kardeşinin yerine yazılsa ne olurdu ki? Zamanın anlamını sorgulatacak kadar radikal bir meydan okumaydı, anlayacağınız, Kürtlerinki.

Birinci doğuş: 4 Nisan

Modernitenin etkisi ve çekirdek aile yapısının yaygınlaşmasıyla birlikte doğum günlerinin artık Kürtlerde de bir karşılığı var. Bir de kitlesel olarak kutlanan ve Rêber Apo’nun “birinci doğuş” olarak tanımladığı 4 Nisan var. Açıkçası, doğum günü geleneğinden uzak olduğum için başlangıçta anlam vermekte zorlandığım bir gündü.
Artık öyle değil. Bunu, Rêber Apo’nun kavramları yapıbozuma uğratıp yeniden anlamlandırmasına, benliğini toplumsallığıyla bütünleştirmesine borçluyuz. Rêber Apo, “anlam, toplumsallaşmanın kurucu unsurudur” derken tam da bunu kastediyor. Böylece bir kez daha direnişin, anlamın ve toplumsallığın birleştirici öznesi hâline geliyor. Onu itibarsızlaştırmaya, Kürtlerin hafızasından silmeye, etkisini gölgelemeye çalışanların anlamadığı hakikat işte budur. Öncülük ettiği topluma radikal, hatta ağır eleştiriler yapmasına; ezberlerini, düzenini, konforunu bozmasına; beklenen adımlar yerine herkesi sarsan hamleler yapmasına rağmen Newroz meydanları neden “Biji Serok Apo” sloganlarıyla inliyor? Ve dünyaya ilham olan Kürt kadınları ona neden bu kadar bağlı? Kendimi bu sorunun muhatabı olarak görüyorum. Cevap veriyorum.

Kadının varlık ve özgürlük sorunu

Rêber Apo, Kürt kadınlarının varlık ve özgürlük sorununu derinlemesine analiz etti. Bu analizlerden yola çıkarak örgütsel, ideolojik, felsefi ve bilimsel alanlarda cevaplar, alternatifler ve örgütlenmeler geliştirdi.
Öyle kolay sanmayın. Bir cümleye sığan bu yaratımın ardında kırk yıllık bir yürüyüş var. Kılı kırk yaran bir yürüyüş… Bir kadının; bedeniyle, aklıyla, gülüşüyle, saçlarıyla ve yürüyüşüyle yargılandığı bir ortamda kendini var edebilmesinin ne denli zorlu olduğunu ancak yaşayanlar bilir. Kürt kadınları bunun değerini bilir. Zira her Kürt kadını bir dönem acı çekmiş; korkmuş, yok sayılmış, haksızlığa uğradığını hissetmiştir. Evde, okulda, iş yerinde, sokakta; hatta omuz omuza mücadele ettiği yoldaşlarının arasında bu hissiyatın pençesinde kıvrandığı olmuştur. Tanrılara “neden beni kadın yarattın” diye sitem etmiştir. Ama şimdi, “kadın olmanın” büyülü, kaotik, mucizevi, dalgalı, durgun ve anlaşılması güç hâllerinin hepsinin kendi varlığının bir parçası olduğunu kavramıştır.
Şehirlerin kalabalığı içinde, üzerinde hissettiği kınayan bakışlar huzurunu kaçırmıştır. Ama bir gün, kapkara bir gecede uçsuz bucaksız dağlara bakarken; seslerin, ışıkların olmadığı bir tepede tek başına nöbet tutarken kendini güvende hissetmiştir. Her kadın sevmiştir. İltifatlardan, bakışlardan, süslü hediyelerden etkilenmiştir. Ama gün gelmiştir, bu sözlerin bir iğne ucuyla patlayan koca bir balon olduğunu anlamıştır. Aşkı; baktığı, gördüğü, anlam ve emek verdiği, dönüştürdüğü her canlıda bulmuştur. Her kadın, onu koruyacak bir baba, abi ya da eş aramış; ama gün gelmiş, kendi kanatlarını açmıştır.

Özgürlük serüvenimiz ise henüz başlıyor. Rêber Apo’nun “birinci sıraya koyuyorum, demokratik modernite arayışının temel bir köşe taşı olarak görüyorum” dediği kadın özgürlüğünü, devrimin kurucu gücü olarak gerçekleştirme zamanındayız.

Kadınların yoldaşı

Bunların hepsi birer yaratılış anıdır. Her Kürt kadınının kırk yıl boyunca acısını, sevincini, canını, kanını, umudunu ve düşlerini katarak yürüdüğü bu yolun öncüsü Rêber Apo’dur. Kadın tarihine ışık tutan eleştirel ve sorgulayıcı araştırma yöntemleriyle; kadınlara politik alanda öncelik tanıyıp giderek kurucu özne hâline gelmelerini sağlayan önerileriyle; özgürlük felsefesini evrenden başlayarak, kadınların günlük yaşamdaki tavır ve tutumlarını izleyerek oluşturmasıyla; bunları yalnızca siyasetin üsttenci diliyle değil, güven ve eleştiriyle kurulan yoldaşça bir bağlılıkla yapması, her Kürt kadınına dokunmuştur.
Kadınlar dağda, zindanda ve modernitenin surları içinde, Rêber Apo’nun kendilerine tuttuğu aynada kendilerine bakmıştır. Ne kadar özgür ya da bağımlı, güçlü ya da güçsüz, ne kadar kararlı ya da kırılgan olduklarını sorgulamıştır. Rêber Apo’nun her sözü, önerisi, eleştirisi ve selamının Kürt kadınlarında bir yankısı vardır. Düşünmeye, direnmeye, sorgulamaya ve inşa etmeye bir çağrıdır Rêber Apo. Rêber Apo ile Kürt kadınları arasındaki rezonans; bir saç örgüsüyle dünyayı ayağa kaldıracak, üç kelimeyle dünyayı dolaşacak kadar etkilidir.

Irmakların vardığı okyanus

Her kadından ona doğru akan bir “jinerji” vardır. Her kadının bedeninden, düşüncesinden, emeğinden, yaratımından, öfkesinden, ısrarından ve kararlılığından ilham almıştır Rêber Apo. Ve bunların hepsini, Kürtlerin kurumaya yüz tutan yaşam ağacının köklerine yürüyen bir can suyuna dönüştürmüştür.
Rêber Apo, tek yönlü bir akış değildir; binlerce kolu olan ırmakların vardığı bir okyanustur. Kürt kadınları ise, okyanuslardan sonra yeni denizlere doğru yol alan ırmaklar gibidir. Tek ve hep, herkes ve hiç kimse, var ve yok gibidirler Rêber Apo ile ilişkilerinde. Varlık serüvenimizin, Rêber Apo’nun doğuşuyla kurduğu bağ budur.

Özgürlük serüveni yeni başlıyor

Özgürlük serüvenimiz ise yeni başlıyor. Rêber Apo’nun “birinci sıraya koyuyorum, demokratik modernite arayışının temel bir köşe taşı olarak görüyorum” dediği kadın özgürlüğünü, devrimin kurucu gücü olarak gerçekleştirme zamanındayız. Mücadelenin sürekliliğinin, kesintisizliğinin ve güzelliğinin farkındayız. Bir ömrümüz daha olsa, özgürlüğü her an hissettiğimiz bu yaşam uğruna vermeye; nice kırk yıllar devirmeye hazırız.
4 Nisan’ı nasıl mı karşılayacağız? Rêber Apo’nun aynasından baktığımızda dile gelen bu sözlerin gerçekleştiricisi olma iddiasıyla:
“Her çeşit yetersiz ilişkilerden, yetersiz anlamlardan kendimizi arındıralım ve yetkin bir ilişki tarzıyla, yetkin bir anlam derinliğiyle, yeni bir özgürlük ahlakı ve yeni bir estetik anlayışla yaşama yüklenelim.”