‘Tutkulu sevgi’ye gelesiniz

- KAKTÜS
126 görüntüleme
Koşun bacılar, yeni bir şey öğrendim. Hani bazı erkekler eşlerini, kız kardeşlerini, annelerini dilim dilim, kıtır kıtır doğruyor ya, kimisi kezzap, kimisi kurşun, kimisi de ateşe veriyor ya, işte erkekler bunu kötü niyetten yapmıyormuş!?! Yani erkeklerin öyle kafamızı, gözümüzü yarması, yüzümüzü morartması, insanlıktan nasibini alamamaktan kaynaklı değilmiş.

Artık “mutlu” olabilirsiniz. Tüm bunlar erkeklerin bizi büyük bir tutkuyla sevmesinden ileri geliyormuş!?! Vallahh, ciddi diyorum. Öyle çıldırmışım gibi bakmayın canım. Bugüne bugün Türk yargısı, mahkemesi bile bunun tespitini yapmış. Hadi bana inanmadınız, ma mahkemeye, hakimlere, savcılara da mı inanmayacaksınız!?! Adamlar oturmuş bilimsel olarak bunun tespitini yapmışlar. Şimdi siz adamlara yalancı mı diyorsunuz? O erkekler sizi o kadar tutkulu sevmeselerdi, dilim dilim doğrarlar mıydı?!? Onu da geçtim. Bakın Erdoğan’a, memleketi parsel parsel sattı, doğasını yaktı, yıktı. En yoksul olanın cebine elini attı. Çöpçünün çöpüne bile el attı. Şimdi siz Erdoğan’ın halkını sevmediğini iddia edebilir misiniz? Adam memleketi parsel parsel satmasaydı, kimse memlekette böyle bir yer var mı diye soracak mıydı? Doğayı talan etmeseydi o doğanın güzelliğini, o tarihi eserlerin bilincini edinecek miydiniz? Yani oturup eğitim verseler bunu anlayacak mıydınız? Yook… Adam bizi seviyor bacım, seviyor. Daha nasıl göstersin?!?  Sevmezse yoksulun cebine el atar mı? Gider başkasından para isterdi. İnsan kendine yakın bulduğu, güvendiği birinden para ister, değil mi? Yani gidip sevgisini yabancıya mı göstersin? İnanamıyorum size. Yanlış mıyım canlarım siz söyleyin. Yani devletin, erkeğin bizi sevmediğini düşünmeniz karşısında hayretlere düşüyorum. Daha ne yapsınlar öyle seviyorlar ki bizi, yakında kırbaçlayacaklar!!!

Sevgisinden kıtır kıtır doğradı

Şimdi durumu daha net anlatayım; adamın evlilik teklifini niye red ediyorsun ha? Bak sevgisinden seni kıtır kıtır doğradı. Şimdi bu sevgide şüpheye yer var mı? Bak seni öyle bir seviyordu, sevgisinden öldürdü. Sevgideki tutkuyu göremiyor musun? Birileri de şikayet etmiş adamı cezaevine atmışlar. Bak aşkından cezaevlerinde çürüyecek. Ama merak etme memleketi seven devlet, tutkulu aşığı içeride bırakır mı? Hemen gereğini yerine getirip,  ilk celsede “tutkulu sevgi indirimi” uyguladı. Niye? Çünkü sen onun o tutkulu sevgisini göremeyip, “evet” demediğin için. Senin göremediğin devletin mahkemesi bir çırpıda gördü. Hatta, millet anlamasın diye de  “duygusal çöküntü ve hiddetin etkisiyle” seni doğradığının altına bir güzel imza çaktı. Eğer “tasarlayarak öldürmek” isteseydi bu sevgisizliğe girerdi diye onu da kayda almadı. Bu kadar da ince düşündü mahkeme. Bilmem anlatabildim mi? Hem ne demiş şair Oscar Wilde; “Oysa herkes öldürür sevdiğini / Kulak verin bu dediklerime / Kimi bir bakışla yapar bunu / Kimi dalkavukça sözlerle, / Korkaklar öpücük ile  öldürür / Yürekliler kılıç darbeleriyle! /Kimi gençken öldürür sevdiğini / Kimi yaşlıyken / Şehvetli ellerle boğar kimi, / Kimi altından ellerle / Merhametli kişi bıçak kullanır / Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur /Kimi yeterince sevmez / Kimi fazla sever / Kimi satar, kimi de satın alır / Kimi gözyaşı döker öldürürken / Kimi kılı kıpırdamadan / Çünkü herkes öldürür sevdiğini / Ama herkes öldürür diye ölmez”

Bir öldürme psikozu

Canlarım, sevgili kadınlar, erkekler bizi seviyor öldürüyor, nefret ediyor öldürüyor.  Sevmiyor öldürüyor, istemiyor öldürüyor, istiyor öldürüyor. Yani her duygusuna karşılık bir öldürme iç güdüsü mü diyeyim ne diyeyim bilemiyorum, lakin bir öldürme psikozu içerisinde.  Öldürme konusunda ipe un bile sererler yani. Bahaneden bol ne var? Öldürmek sadece bıçak darbeleriyle değil. Ruhsal olarak öldürüyor, eve hapsederek öldürüyor. Topluma karışmasını engelleyerek öldürüyor. Evlendikten sonra eski arkadaşlarıyla görüşmesini engelleyerek öldürüyor. Şiddetle öldürüyor, korkutarak öldürüyor, ezerek öldürüyor. Şimdi toplumdan izole olmuş, kimsesiz bırakılmış, ezilmiş, korkutulmuş, şiddet görmüş kadının yaşadığını söyleyebilir misiniz? Seviyorlarmış, hem de delicesine, tutkulu bir aşkla… Ha sonuç ortada: Hatice Kaçmaz da seviliyordu tutkulu bir aşkla, Nevin Yıldırım da seviliyordu tutkulu bir aşkla. Biri öldürdü, diğeri aylarca tecavüz etti. Çilem Doğan’ı da seven bir kocası vardı. O da satmaya kalkıştı. Mesela Başak Cengiz, hiç tanımadığı bir adam tarafından kılıçtan geçirildi. Bu anlaşılır bir şey midir? Hayır. Kadın nefsi müdafaada bulunduğunda da suçludur, Nevin Yıldırım’a verilen ceza örneğindeki gibi. Şimdi bu Allah’tan mübah mıdır?

Niye kendimizi savunmuyoruz?

Yani demem o ki canlar, her halükarda öldürülüyoruz. Madem öyle niye kendimizi savunmuyoruz? Bu şiirde geçen “Herkes”i temsil eden erkeğin “bu tutkulu sevgisinin” niye kurbanı oluyoruz? Yani demem o ki, bu “tutkulu sevginin” tutkulu bir karşılığı olmasın mı? Karşılıksız “tutkulu sevgi” mi olur? Biz de aynı tutkuyla olmasa bile arada bir “S” diyelim. İçimizi çürüttünüz, içimizi. Size en büyük bedduam, bu dünyada erkekler olarak bir başınıza kalıp, birbirinize “tutkuyla”, bitimsiz bir aşkla bağlanısınız. O gün geldiğinde Star size merhamet etmesin. Öldürdüğünüz kadınların hayaletleriyle boğuşasınız. Devletsiz kalasınız, sizi savunacak bir devlet yargı organı bulamayasınız. Ne siz olasınız, ne de devletiniz ile mahkemeleriniz. Amedliler’in deyimiyle “Davasız” kalasınız emi… Sevginizde öldük. Bir timsah bile açlıktan yavrusunu yerken iki damla gözyaşı döker. Sizin ve devletinizin marifetleri karşısında insanın kanı donuyor. Memleketi ‘sevdiniz’, kuruttunuz, çocuğu ‘sevdiniz’ çürüttünüz, kadını ‘sevdiniz’  tükettiniz. Star aşkına iyi bir şey yapın, eğitin, terbiye edin kendinizi. Öldürmek nedir ya? Vallah gına geldi, ateşler bastı beni. Elimden bir kaza çıkmadan kalkın gidin. Bugün gözüm sizi görmesin.