Umudunu yitirmeyenlerin zaferi yakındır

- KAKTÜS
275 views
Ortadoğu’daki yollar kırılgan, kaygan, hassas dengeler üzerine kurulan bir sırat köprüsüdür. Kimine kıldan ince, kimine kılıçtan keskin, kimine de Almanya otobanı gibidir.

Ortadoğu ateşi bol bir kazan

Ortadoğu ateşi bol bir kazan gibidir. Çekilen nargileler, içilen kahveler, ikram edilen mateler, demlenen nane çayı eşliğinde; fitnelerin, fesatların, kazılan çukurların, kurulan tuzakların, oynanan oyunların, dönen entrikaların mekânıdır. Kazan kaynadıkça, kepçe döndükçe; kazanın ateşini harlayan egemenin, işgalcinin, destekçisinin gözünde düşmanlar dost, dostlar düşman oluverir.

Eril aklın aşı

İhtiraslar şaha kalkar; arzular petrol olur, gaz olur, maden olur, silah olur, para olur. “Olmaz” denilen hiçbir şey yoktur burada. “Olmaz”, “imkânsız” Allah’ın kelamına dönüştürülür; cahilin önüne konur, eril aklın aşı olur. “Allah-u Ekber” olup mazlumun, yoksulun canına düşer. Şehirlere çullanılır; yoksulun aşı, evi, kızı, çocuğu, her şeyi “ganimet” diye “Allah’tan kuluna hediye” diye sunulur. Allah adına çocuklar, kadınlar öldürülür. Evini, yurdunu savunan kadınların örgülü saçı kesilir. O güzel kadınların bedenleri, diğer kadınlara ders olsun diye yüksekten atılır; parçalanır. Kadınların başı ezilir ki diğer kadınlar başkaldıramasın.

Ganimet olan kadın

Bu coğrafyada DAİŞ’çi ya da HTŞ çetesi erkekler-yani kastik katiller-ne olursa olsun kadın karşısında hep üstün olmayı “Allah’ın izniyle” garantilemiş gibidir. Kaçırdıkları Kürt, Dürzi, Asuri-Süryani, Ermeni, Arap Alevisi her kadın onlar için ganimettir. Eğer bu kadınlar ganimet olmayı kabul etmiyor, karşı koyuyorsa; öldürmek de “cennete gidiş bileti” sayılır.
Bu öyle bir akıldır ki: savaş meydanındaki kadının dirisi ganimettir; cinsel köledir, hizmetçidir. Ölüsü ise cennete gidişin biletidir. Yani bu işte kaybetmek yoktur; her hâlükârda kârdasın. DAİŞ’çısı, El-Nusra’sı, SMO’su, HTŞ’si… şusu busu… Mantık aynıdır. Bu zihniyet Ortaçağ karanlığının zihniyetidir.

Engizisyon devam ediyor

Bu kastik katillerin saldırı biçimi de Engizisyon mahkemelerinin halklara ve kadınlara yönelik geliştirdiği saldırı, biçim ve metotlarından farksız değildir. O dönem yapılanlar bugün de DAİŞ, HTŞ ve Türk çetelerinin eliyle aynı şekilde sürdürülüyor: İnsan bedenleri parçalanıyor, kadınlar aşağılanıyor, gizli tanıklarla insanlar afaroz ediliyor… Avrupa’nın Ortaçağ karanlığı bu güruhların eliyle Ortadoğu’ya taşınmak isteniyor.

Güzel kadınlar ve erkekler

İşte Ortadoğu’ya Ortaçağ karanlığının taşınmasını engelleyen güzel kadınlar ve erkekler Rojava’da katlediliyor.
Sevgili okuyucular; bir dakika durun ve düşünün: Hangi Allah, hangi Tanrı, hangi Rab, hangi İlah kendi adına kıyım yapılmasını, meydanların kan gölüne dönmesini emreder? Hangi Allah’ın, Tanrı’nın, Rab’bin, İlah’ın sıfatında “zalim” yazar? Hangi Allah tecavüzcüyü, katili, emek düşmanını onurlandırır? Ölü seviciliği, köle seviciliği kim emre dönüştürür? Kim bu kadar zalime, insanlık düşmanına cenneti helal kılar, üstüne bir de garanti verir?!?

Nerede Allah’ın merhameti?

Peki bunları geçtim… Nerede Allah’ın merhameti? Hiç mi birinizin ruhuna işlemedi Allah’ın bu yanı? Nerede rahim, merhamet, vicdan; nerede ahlak?..
Şimdi sevgili okuyucu; felsefeden, sosyolojiden, insani değerlerden, ahlaktan ve bağlamından kopmuş hiçbir din, hiçbir inanç doğru yaşanamaz. Dolayısıyla felsefeden ve insani değerlerden kopmuş bir İslam’ın rahminden, merhametinden, vicdanından, ahlakından söz edilemez. Çünkü ortada Allah adına esirgeyen, koruyan, merhamet eden değil; zebanilik, deccallık vardır. Fitnelik vardır, fesatlık vardır. Ortada Allah adına işlenen suçlar vardır.

Demokratik, özgür bir Ortadoğu

Evet, bu çirkin varlıklar için söylenebilecek çok şey var. Ama burada tamamlayarak, izninizle şunu söylemek isterim: Kürt halkına yönelik bu saldırılar, bu katliamlar ideolojiktir. Halkların ortak yaşamına yapılmış bir komplodur. Hegemonik güçlerin ve bölgedeki iblislerin uzun süredir planladıkları bir konsepttir.
Muhtemelen bu plan, HTŞ-DAİŞ çetelerinin 2024 yılında Şam’a girişiyle ya da daha öncesinden şekillendi. Önder Apo süreci görerek müdahil olmaya çalıştı. Kürtlerin yeniden dizayn edilmek istenen Ortadoğu’da bir statü sahibi olması için ön açmaya çabaladı. Çünkü Kürtlerin bölgedeki dizaynda yer alması demek; demokratik, özgür bir Ortadoğu demekti. Demokratikleşmiş bir İran, Irak, Suriye ve Türkiye demek; yüzde 50 oranında demokratikleşmiş bir Ortadoğu demekti.

Ahlaksızı, deccalı bol bir savaş

Bu yüzden Kürtler yerine karanlık zihniyete sahip DAİŞ, HTŞ gibi iblisler; ABD, İsrail ve Türkiye gibi deccallar tarafından tercih edildi. Dolayısıyla katili bol, ahlaksızı bol, tecavüzcüsü bol, sürüngeni bol, iblisi bol, deccalı bol bir savaş Kürtlere dayatıldı. Buna karşı halk olarak direnişe geçtik.

En büyük yenilgi umutsuzluktur

Şunu önemle vurgulamak isterim: Bulunduğumuz yerlerden ve bazı şehirlerden çıkarılmış olmamız, katledilmiş olmamız, güzel kadın ve erkeklerimizi yitirmiş olmamız bir yenilgi değildir. Bir yerde okumuştum: “Ölene kadar tüm yenilgiler psikolojiktir.” Bana kalırsa hayattaki en büyük yenilgi umutsuzluktur. Umudu olmayanın hiçbir şeyi yoktur.
Evet, bu da psikolojiktir; doğru. Ama biz direnen bir halkız. Canlı ve zinde bir halkız. Önder Apo’nun da dediği gibi: “Umut, zaferden daha değerlidir.” Umudunu yitirmeyenlerin zaferi yakındır.

Direnişe devam…
Star’ın rahmeti üzerinizde olsun!..
Berxwedan jiyane!..